24 Kasım 2010 Çarşamba

Ada Kumla Tanıştı

Evet, Ada kumla tanıştı... Hem de kışın ortasında ve üstelik de evdeyken.

Kumla oynamaktan çocukların ne kadar çok zevk aldığını bizim jenerasyonun "sokak çocukları" hatırlıyordur herhalde. Kaydıraktan o koca kum havuzunun içine düşmek, o kumların üzerinde oturmak - abartıp yatmak- , yazın deniz kenarında kumdan kale yapmaya çalışmak - beceriksizler için sadece çalışmak ama yapamamak- (bknz: ben) nasıl eğlencelidir anneler biliyordur.

Oğlum hiç öğrenemeden büyüyecek baktım; (zira çevremizdeki tüm parklar nedense arduvazlı membran kaplı. Bir tane kum havuzunu bırak doğal topraklı park yok. Düştüklerinde dizlerini rendeleyen o kırmızı şeylerin üzerinde koşturup duruyor gariplerim. Yazınsa rahatına düşkün anne baba sebebiyle havuz kenarında ancak gemisini yüzdürebiliyor çocuk. Kum ne demek haberi bile yok...) kum peşine düştüm. Allah "bir milyoncu"ları bulandan razı olsun.

Dekorasyon kumu imiş aldığım kumun adı. Koca torbası 1 lira. Aldık, geldik eve. Serdik örtümüzü. Ada artık o örtüyü görünce başlıyor el çırpıp zıplamaya zaten. Evde ne kadar saklama kabı, plastik kaşık, küçük kavanoz varsa yığdık örtünün üzerine. Büyük boy (Adanın dalabileceği) bir kutu bulduk sonra doldurduk kumu içine.

Tam tahmin ettiğim gibi; saat 9:30 dan 11:30 a kadar (uykusu gelene kadar diyelim yoksa daha da devam edecekti) oynadı Ada. Kim demiş çocukların konsantrasyon süresi kısadır falan diye. Gayet de konsantre oldu. Mutluluktan deliye döndü. Kumları avuçlayıp akıtıyor, kaşıkla kavanozlara dolduruyor, kamyonlarının kasalarına doldurup taşıyor... Onu öyle izlemek de bana inanılmaz zevk veriyor....

İşi bir adım daha öteye götürdüm, kağıtlardan huniler, akıtma boruları falan yaptım, bir ucundan döküyor, kağıdın içinden akıp gidiyor kumlar, huniye dökülüyor, oradan da kavanozun içine. Bu arada da Ada el çırpıp zıplıyor neşe içinde...

Dünyada vazgeçilmeyecek çok az şey var benim için; ilk sırada da bu görüntü var...
Bumerang - Yazarkafe