14 Mayıs 2011 Cumartesi

İçimizde baba aşkı bambaşka!















"Onun babası var mı?" "Bunun babası var mı?" "Şunun babası var mı?"
" Onun babası da işe gidiyor mu?" " Bunun babası da işe gidiyor mu?" " Şunun babası da işe gidiyor mu?" "Babam neden işe gidiyor?"
"Babam gelsin" "Babamı ara!" "Babam onu alsın" "Babam bunu alsın" "Babam şunu alsın"
"Babamı özledim"
"Babam yedirsin" "Babam değiştirsin"
"Benim babam var" "Babam da böyle yapıyor" "Babam gibi" "baba" "babam" "benim babam"
"Babam neden gitti"  "Babam beni bırakıp gitti" "Ben babasız kaldım" "Bunun ayakları var bu da işe gidecek mi" "Sen de işe gidecek misin?"

Gün boyunca Ada'dan en çok duyduğum cümleler bunlar!

Bazen çıldırma noktasına geldiğimi itiraf ediyorum.

Babasını sevmesinden yana bir şikayetim yok. Ben de seviyorum babasını. 


Bence çok iyi bir baba ve her türlü iyi tezahüratı sonuna kadar da hak ediyor. Eğlenceli, sabırlı ve keyfi yerindeyse Ada için tam bir arkadaş!

Babasını sevmesini seviyorum bile diyebilirim. Baba-Oğul yapacakları hakkında saatlerce hayal mesaisi yapmışlığımız var nihayetinde Ada'yı beklerken. Birbirlerini sevmeleri, iyi anlaşmaları ve zevkli vakit geçirmeleri en büyük hayalimizdi. Sıkıntı orada değil! Ben "işe gitme" kısmını takıntı yaptığını ve babasının onu bırakıp gidiyor olmasına içerlediğini düşünüp panik olmuştum, her zamanki gibi yardımıma Nergiz koştu!

Özellikle 3 yaş civarında görülen normal bir durummuş bu.

3 yaşını süren, yaklaşan falan varsa hazırlıklı olsun.

"Cinsel kimliğin sağlıklı gelişmesi" için önemli de bir adımmış baba aşkı. Babayla özdeşleşiyormuş bizimki yani.

İyi madem dedik; bu dönemi de zevkle izlemeye başladık.  Baba tam mest zaten. Oğlu kendisini "benim babacığım" diye çağırdıkça içinin yağları eriyor. 


Ben de en sevdiğim iki erkeğin bu kadar güzel anlaşmasını mutlulukla izliyorum...

Tanrı bizi oidipustan korusun!


Bumerang - Yazarkafe