4 Ekim 2011 Salı

Çocuğunuz "yazıyor"mu?

Ada epeydir değişik bir alışkanlık geliştirdi. "Yazıyor". Öyle böyle değil ama, yaşamadığı şeyleri birebir yaşamış gibi, ince ayrıntılarına varana kadar anlatıyor, diyaloglar uyduruyor, yanımda olduğu zamanlar her şey süper, bu alışkanlığı bana çokça eğlenceli geliyor fakat bir süre yanımda değilse, -özellikle okulla ilgili- anlattığı şeylerde sürekli aynı tedirginlik oluyor; "ne kadarı gerçek?"

Geçtiğimiz günlerde okuldan geldiğinde öğretmenine "o yastıklarda oturmak istemiyorum" dediğini fakat öğretmeninin "oturmak zorundasın" dediğini, bunun üzerine ağlamaya başladığını ve öğretmeninin "git resmini çiz!" diyerek onu azarladığını anlattı. Normal şartlarda delirip okula gitmem ve öğretmene çemkirmem gerekiyordu zira "oğlum" söz konusu ise, özen ve saygı bekliyorum herkesten. Okulu basmadım, öğretmene çemkirmedim çünkü, Ada'nın okulda olduğu süre boyunca, onun sınıfının yan odasındaydım, aralıklarla gidip sınıfın aralık kapısından içeri bakıyor ve Ada'nın okula uyumu ile ilgili pedagogla sohbet ediyordum. Dolayısıyla Ada ağlasa duymamama imkan yoktu. Ertesi gün sınıftaki tüm öğretmenlere ısrarla sordum yine de "dün ağladı mı ya da huzursuz olduğu bir şey oldu mu" Hayır, aksine çok uyumlu ve mutluymuş...

Daha önceki dedesi ile camiye gidip namaz kıldığı, anneannesinin ona vurduğu ya da kendi başına bakkala gittiği ile ilgili yazma deneyimlerimden yola çıkarak bunun da üzerinde durmadım. Okul pedagogu ile konuşurken zaten bunun dönemsel bir şey olduğunu -şu dönemsel kelimesinden bıktım artık- ve bir çok çocuğun bunu yaptığını öğrendim. 

Hikaye uydurma ve taklit oyunu yalan söylemek değildir ve bu davranış engellenmemelidir.hikaye uydurmaktan ayrı olarak,kasıtlı biçimde gerçeğe sadık kalmayıp senaryolar uydurmak küçük bir çocukta doğaldır.Çocuk,oyun amacıyla,arkadaşlarından geri kalmamak için yada cezalandırılma korkusuyla bu tür bir yalana başvurmuş olabilir.

6 yaşa kadar çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeye gerek yoktur.

Ancak çocuk 4 yaşına geldiğinde,abartmaktan farklı ve kasıtlı olarak yalan söylemişse,hayal gücü ürünü ya da bir şaka değilse,o zaman annenin çocuğa,eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağını bilmeyeceğini söylemesi yeterlidir.Sert cezalar çocuğun yalan söylemesine yol açar
  Psikolog : İlknur Bıyık


Yalan, gerçeği gizlemek, çarpıtmak ya da olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek için kasten ortaya konan kandırma davranışıdır. Ana-babaların birçoğu, çocuklarının gerçeğe sadık kalmalarını çok erken bir yaştan itibaren isterler. Oysa bir üç yaş çocuğunun “inanılmayacak öyküler” uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır. Kimi ana baba, çocuğunun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Düş ürünü öykülere gülüp geçmek yerine suçlamak yolunu seçer. Öykü uydurmak ve taklit oyunları oynamak yalan söylemek demek değildir. Aksine bu yollarla çocuk gerçeğe ulaşabilir. Çocuk konuşmalarında abartma ve uydurma çok fazladır.
Öykü uydurmaktan ayrı olarak kasıtlı biçimde gerçeğe sadık kalmama küçük bir çocukta doğaldır ve bu tür yalanlar çocuğun eğlenmeyi sevmesinin, birine takılmaktan hoşlanmasının, doğal övünme arzusunun, arkadaşlarından geri kalmama isteğinin ya da cezalandırılma korkusunun bir sonucudur. Ayrıca ana babanın üzerinde durdukları bir konuda ilgi çekmek için ya da ana babayı taklit etme amacıyla da çocuk bu tür bir yalana başvurmuş olabilir. Yaşamın ilk beş yılında, çocuğun yalanı bir oyun diye, hayal gücünü denemek için söylediği kabul edildiğinden, endişelenmeye gerek yoktur. Bu tür yalanlar,bir ahlak ve davranış kusuru sayılmamalıdır. Çünkü, gerçeğe sadık kalma, çocukta, giderek gelişen bir olgudur. Çocuğun gerçeğe sadık kalması konusunda ısrar etmek, ve çocuğa yalan söylediğini kanıtlama girişiminde bulunmak yanlıştır. Ancak beş yaşından sonraki yıllarda çocuğun yalancılığı üzerinde durulmaya değer bir ruhsal bozukluk veya kötü bir davranış olduğu düşünülebilir.
http://www.dunyaozelegitim.com

3-6 Yaş Çocuğu Özellikleri;
 Okul öncesi çağı adı verilen bu dönem, çocukluk döneminin en bâriz ve en renkli dönemidir. Çocuk inatçılığını, bencilliğini oldukça bırakmış, sürekli hareket eden sevimli, atılgan bir insan olmuştur. Çocuk sürekli soru sorar, etrafındaki her şeyi anlamak ister, bitmek bilmeyen bir öğrenme arzusu gösterir. Devamlı konuşur,araştırır,gün boyu oynamak ister. Kırıcı, dökücüdür, fakat kendine ve eşyaya zarar vermekten epeyce uzaklaşmıştır. Uğraşları bir amaca yöneliktir. Girişken ve aynı zamanda yardıma hazırdır. Çocuk toplumsal bir yaratık olmuştur. Çocuğun bağımsızlığı artmıştır. Yemeğini kendi yer. Tuvalet ihtiyacını haber verir. Masallara, öykülere, çizgi filmlere ilgi duyar. Korkulu öykülerden hemen etkilenir. Çok canlı bir hayal gücü olduğundan duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmak hoşuna gider. Deneyleri az, düşünce yetenekleri kısıtlı olduğundan çabuk kanar, gerçek olmayanı karıştırır. Çocuk somut düşünür. Kelimeleri, öğrenmiş olduğu basit anlamlara göre değerlendirir. Meselâ, "yüzsüz" denildiğinde yüzü olmayan bir insanı anlar. Bu yüzden yetişkinlerin konuşmalarında kullandıkları sözcükler çocuğun anlayabileceği şekilde olmalı ve çocukla yapılan konuşmalarda dikkatli olunmalıdır .(Fatma Özden)

 3 Yaş çocuğunda gözlenen normal davranışlardan biriymiş bu, demek ki yaş 3 e doğru gittikçe daha da sarpa saracak işler. Kendisinin yazdığı özgün hikayeleri var Ada'nın ve onlara bayılıyorum ben. Mesela araba ile trafik ışıklarının diyaloğunu anlatıyor sanki dinlemiş gibi ya da sıcak hava balonuna binmiş gibi (bunun küçük kutup ayısından arak olduğunu düşünüyorum) nasıl uçtuğunu, sonra ateşin birden durduğunu ve balonun bulutların arasında süzüldüğünü falan anlatıyor. Bunlardan bir şikayetim yok hatta ayıla bayıla dinliyor ve çok eğleniyorum fakat iş "okul" kısmına geldi mi her söylediğini didiklemeye başlıyorum nedense...


Bumerang - Yazarkafe