20 Nisan 2012 Cuma

Bir annenin gıda terörüyle savaşı

Ada doğdu doğalı bizim evde hüküm süren gıda terörüne karşı savaşımı alnımın akıyla sürdürüyorum. 6 Aylık olmadan evvel aman tadını alsın diye ağzına yemek suyuna sokulmuş parmak sokmaya çalışanların parmakları itinayla ait oldukları yerlere geri gönderildi, ek gıdaya geçiş sonrasında ek gıda sayılamayacak hatta gıda sayılamayacak çeşitli abur-cuburları vermeye çalışanlara özenle kükrendi vs. Kendimi muzaffer bir komutan, süpersonik bir anne olarak nitelemeye başlamışken olan oldu; bizim oğlan büyüdü, okula başladı ve envai çeşit zararlı gıdanın  kucağına düşüverdi bir anda.

Çocuğunu kreşe emanet eden annelerin ortak sorunu; çocuklara sabah kahvaltısı niyetine verilen corn flakes denen zımbırtı bir anda korkulu rüyam haline geldi. Bilindiği üzere mısır ülkemizde tehlikeli gıdaların başını çekiyor epeyce bir süredir. Kendisi ilk GDO lu besin maddelerimizden biri. Ayrıca mis gibi peynir zeytin dururken amerikan bebeleri gibi fast fooda alıştırmak da neyin nesi minicik çocukları bilmiyorum.

Neyse, okula söyledim bakın ben bunu yedirmiyorum evladıma siz de yedirmeyiverin diye, peki dediler. Ben de içim rahat döndüm eve, unuttuğum şey okula bıraktığım evladın henüz 2.5 yaşında olduğu ve ne görürse onu istediğiydi. Tabii ki arkadaşları kendisi için yasak olarak zikredilen gıdayı hüpletirken ona verilen ballı ekmekle yetinmeyip zırlayacaktı. Baktım olmayacak, çocuğu öğleden sonra grubuna geçirdim. GDO dan kaçabileceğimi düşünüyordum o vakitler, henüz toydum. Öğle yemeklerinde sosisle karşılaşınca bir anda gardım düştü. Zira benim oğlanın zararlı gıda tespit etme radarları çok iyi çalışır. Sosisi gördüğü anda aşık oldu. Peşinden pizza da gelince yok artık dedim, öğle yemeği saati geçtikten sonra göndermeye başladım, naaassolsa ikindi kahvaltısında ya meyve veriyorlar, ya sütle kek, evde de yediği şeyler...

Ben böyle geniş geniş ikindi kahvaltısına methiyeler düzerek bebeyi okula getirip götürürken yumurta ve sütteki yem atıkları patlak verdi. Sütlerde alfotoksin ve antibiyotik kalıntısı bulunmuştu, yeniden bir tutuştu paçalar. Neyse ki okulumuzdan süt aklanana kadar okulda süt verilmeyeceğine dair bir duyuru yapıldı rahatladım. Ancak yumurtanın durumu daha vahimdi. GDO lu yemlerle doyurulan tavuklardan elde edilen yumurtalarda sağlığa zararlı maddeler tespit edilmişti. Çocuğum yumurta yesin diye kırk takla attıktan sonra besin piramidimizden yumurtayı da çıkarttık.  

Haftada iki gün tavuk eti bulunan menümüze Amerika'da yapılan bir araştırma bomba gibi düştü! Amerika'da yapılan iki ayrı araştırmaya göre yediğimiz tavukların etlerinde; kafein, antibiyotik, antihistaminik ve antidepresan vardı. ( Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın konuyla ilgili yazısı ve araştırma linkleri için tıklayınız.)

Ne yapacaktık peki? Tavuk ve yumurta da mı yemeyecektik. Fabrika tavuğu yememek tek çözümmüş. İstanbul'da fabrika tavuğu olmadan tavuk tüketmek, gezen tavuk bulup yumurtasını almak mümkün mü? Değil.

Hemen sonrasında tarım bakanlığı bal ve şarküteri ürünlerinin hileli olanlarını açıkladı. Apikoğlundan bir yumruk yedik. %100 Dana eti diye aldığımız güzelim parmak sucuklarımızın içinden kanatlı eti çıktı, yine de "yabancı organizma ve tek tırnaklı eti" ibaresini görmediğimizden kusmadık.

Evladımın yemek listesinden tavuğu çıkartmışken, bu kez de bir yılı aşkın süredir sülaledeki herkesle savaş halinde olduğum aburcubur yedirme- yedirmeme konusunu kafamda iyice bir büyüten karmin bombasıyla vuruldum. "Yok yeaa o kadar da değildir böceği neden yedirsinler minnacık çocuklara" düşüncesiyle oturup güzel güzel Ülker'e mail yazdım; bakın dedim ben bir anneyim, güvenip çocuğuma yediriyorum sizin ürünlerinizi (Türk halkının markalı olan güvenlidir yanılgısı) yok di mi böyle bişey? Söylenti bu di mi? Şeklindeki mailime gelen cevap gayet netti; ürünlerimize olan ilginize teşekkür ederiz, yıllardır ürünlerimize koyacağımız katkı maddeleri için doğadan faydalanıyoruz (etinden sütünden faydalanmışlar evet) ve bunu sadece biz kullanmıyoruz bütün şekerli madde üreticileri kullanıyor! (Gönderdikleri ama onlar da yapıyooo linki için tıklayınız)

Allah kimseyi gördüğünden mahrum etmesin demişler. Çocuk bir alıştı mı bu ürünlere vazgeçirmek zor, üstelik her akşam torba torba getiren bir babası varken iyice bir imkansız! Ne yapayım oturdum internetin başına, karmin denen maddede kullanılan böceğin resimlerini buldum, "gel dedim oğlum sana acı bir gerçeği açıklayacağım" Geldi, "bak annecim, yediğin tüm o aburcuburların içinde bu böcek var" "yok yeaa" dedi "vallaha" dedim. İkna olmadı. Bundan daha fazla ne yapabilirim bilemedim, neyse ki bizimki "yok yeaa" demiş olabilir ama bir topitop açtı ağzına sokacak, yok sokamıyor, kıvrandı kıvrandı "anne bunda da var mı o böcek" dedi, "evet evladım var" dedim, kaldırdı attı! Evvvet! Muzaffer kumandan bir zafer daha kazandı!

Gıda maddeleriyle savaşmak bir anne için anneliğin en zor taraflarından biri olmalı...

Zira zaten kuş kadar yiyor bu çocuk dediğin şey! O kuş kadar şeyi yiyinceye kadar da sana zilyon tane maymunluk yaptırıyor. Hal böyleyken hem yesin diye çocuğunla hem yedikleri sağlıklı mı diye üreticiyle savaşmak anne bünyesini epeyce bir zorluyor.

Sütü açık ve güvenli nereden alırız, zira hazır yemler bekledikçe küfleniyor ve bu küfler alfotoksin üretiyor bu da süte geçiyor!

Gezen tavuk nereden buluruz, zira fabrika tavuklarına iştahı açılsın diye antidepresan, antidepresan uyutmasın diye kafein veriliyor, yedikleri yemlerden de antibiyotik kalıntısı alıyorlar. Bu da ete ve yumurtaya geçiyor!

Tarım ilacı ile ilaçlanmamış, hormonlanmamış, genetiği değiştirilmemiş sebzeyi meyveyi nerede buluruz?

İçinde yabancı organizma ve tek tırnaklı eti bulunmayan eti kıymayı nereden buluruz?

Sağlıklı gıdayı nereden buluruz?

İçimde köye göçme isteği var...

İki inek üç tavuk alıp doğaya salasım, kendim pişirip kendim yiyesim var.



Bumerang - Yazarkafe