25 Haziran 2013 Salı

İçimdeki Uçurum

Son günlerde bloga yazamıyor olmak canımı sıkıyor. Aslında yazılacak ne çok şey var herşeyle ilgili. Hayatla ilgili, ülkeyle ilgili, yaşadıklarımızla ilgili o kadar çok şey var ki, asıl yazılacakları yazamıyorum. Çocuklarıma yazmak, çocuklarımı yazmak istiyor olsam da elim bir türlü gitmiyor artık. Ülkede bunlar yaşanıyorken, bazı anneler çocuklarını kaybediyor, bazı çocuklar annesiz babasız kalıyorken, şu şöyleymiş bu böyleymiş diye anlatmanın tadı kaçıyor...

Halbuki çok tatlı günler yaşıyor çocuklarım.

Ada delikanlı oldu artık, 4 yaşını sürüyorken, okumayı yazmayı neredeyse tamamen sökmüşken, oturup konuşulacak bir adam olmuşken, onunla sohbet etmeye bayılıyorken, okula başlamak üzereyken, okul arayışındayken, okul arayışının stresi bile beni artık germiyorken, çok güzel yazılar yazılabilir Ada ile ilgili...

Deniz artık 5 dişi çıkmış bir canavarken, bukle bukle sarı saçları uzuyorken, konuşmaya başlamışken, emeklemeye başlamışken, abisiyle tatlı tatlı oynayıp beni mutluluktan ağlatıyorken, boncuk mavi gözlerini gözlerime dikip anne diyorken, çok güzel şeyler yazılabilir Deniz ile ilgili...

Sitemize yaz gelmişken, ortalık cıvıl cıvılken, çocuklar havuzda, parkta, çimenlerde mutluluktan sarhoş oluyor, eğlenceli günler geçiriyorken,  yazlık sezonu açılmış, Kumburgaz'da mangala başlanmış, kuzenlerle, arkadaşlarla, ailelerle, sevdiklerimizle keyifli günler geçiriyorken, çok güzel şeyler yazılabilir yaşamla ilgili...

Bu yıl 10. yıldönümümüze hızla ilerlerken, hala elele, gözgöze, aşkla, sevgiyle, huzurla birbirimizi seviyorken, çok güzel şeyler yazılabilir aile olmakla ilgili...

Ama yazamıyorum.
Çünkü bunları yaşıyor olmanın utanca dönüştüğü bir dönem içindeyiz.
Bu dönemde mutlu olmak zor.
Bu dönemde huzurlu olmak zor.
İnsanlar ölürken nefes almak zor...

Geçecek mi, geçer mi, içimdeki bu boşunalık duygusu ne zamana kadar böyle sürer bilmiyorum. Bir yanım o kadar mutlu ve umut dolu, bir yanım bir o kadar ümitsiz, kederle dolu. Murathan Mungan'ın o uçurumu içimde saklı; "Bir yanım çılgın nar ağacı bir yanım buz sarayı" ve böyleyken nasıl korurum içimdeki çocuğu?



'İnsan insanın
Kurdudur' diyor
Bir düşünür
Ve ekliyor:
'Bellum omnium cantra omnes'
Yani
Yatkındır savaşa
Birbiriyle herkes...

Şu sonuç çıkar
Bu saptamadan:
Doğası gereği
Savaşçıdır insan...

Doğruluk payı
Var mı bu görüşte?
Yanlışlık var mı?
Varsa nerde?...

İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçek kurttan
Yokken farkı...

Onu kurttan
Ayıran özellik
Akıl olmalı
Ve üretkenlik

Ürününü
Emeğinin
Alırsan, sevinçle
Dolar yüreğin

Ve hele ortak bir
Yaratıysa bu
Daha da büyür
Mutluluğu

Oturursun
Aynı sofraya
Emektaş olmanın
Mutluluğuyla

Şimdi sormak
Gerekir yeniden
İnsan insanın kurdu mu gerçekten?

İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçekten kurttan
Yokken farkı

Ama gelişen
Bir şey var onda
Sevgiye, iyiye
Doğruluğa

Yaratırken
Emeğiyle
Yaratır çünkü
Kendini de...

Soruyu yeniden
Ve şöyle sormalı:
Sevgiye, iyiye
Barışa kim karşı?

Emeğinin
Hakkını alan
Ne çıkar umar
Savaştan?

Dünyayı ortakça
Kardeşçe üreten
Ne yarar umar
Kötülükten?

Şimdi değiştirip
Bu kavramları
Yeniden ve şöyle
Söylemek olası:

Emekçi insan var, barıştan yana
Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten..
Ve kurtlar - savaşta çıkarları...
Vurarak, kırarak, ezerek sömüren



(Ataol Behramoğlu)


Bumerang - Yazarkafe