1 Ocak 2015 Perşembe

Kimin Davranışı Bozuk?


Catherine Mathelin yeni nesil ebeveynleri "Psikoloji el kitaplarının buyruklarına boyun  eğen ve bu sebeple doğru davranmak kaygısıyla elleri kolları bağlı kalmak zorunda kalan" zavallı çocuklular olarak tanımlıyor. 

Çocuğun her davranışının altında sebepler arayan, bulan, bulamazsa bulabilecek başka birilerinden yardım isteyen ve tüm bunlara rağmen asla yaptığının doğru olduğuna ikna olamayan, bu sebeple de durmaksızın kendisiyle kavga halinde olan milyonlarca ebeveyn var. Haklı oldukları bir nokta var, evet, çocukların her davranışının altında mutlaka bir sebep var. Ancak ebeveynler çocuk yetiştirme konusunda kendilerini biraz daha rahat bırakabilirlerse, bu nedenleri kendileri çok rahat görebilecekken çocuğun davranışı karşısında öylesine paniğe kapılıyorlar ki, tepki dediğimiz şey bir davranış bozukluğuna dönüşüveriyor. 

Haim Ginott, Anne-Baba ve Çocuk Arasında kitabının giriş cümlesinde şöyle diyor; Doktorların "Her şeyden önemlisi, zarar verme" diye bir düsturu vardır. Ebeveynlerin, çocuklarını, onların duygusal sağlıklarına zarar vermeden disipline etme sürecinde kendilerine yardım edecek benzer bir kurala ihtiyacı vardır.

"Her şeyden önemlisi, zarar verme" Tek derdimiz bu değil mi zaten? Çocuğun psikolojisine zarar gelecek diye öylesine korkuyoruz ki, ebeveynlik iç güdülerimizden, ebeveynlerimizden öğrendiklerimizden tamamen uzaklaştık ve kendimizi tamamen uzmanların söylediklerine göre yeniden programladık. Uzmanların sesini kendimize rehber ettik evet ama kendi içsel rehberimizi kaybettik bu sırada.

Çocuğa sınır koymanın gerekliliği konusunda hiç bir zaman çok emin olmadım ben. Kendi sınırlarını kendisinin koyabileceğini düşünecek kadar safça bir inancım vardı. "İç referans" denen şeyin çocukta gelişebilmesi için öncelikle anne-babanın referansının gerekli olduğunu sevgili Özgür Bolat'ı tanımamla birlikte öğrendim. 

Çocuğa sınır koyma kitaplarını kesinlikle reddeden bünyem "Çocuğa saygı duyarak sınır koyma" kavramını hemen kabullendi. Zaten doğal ebeveynliğin yaratıcılarından olan Haim Ginott der ki; "Duyguları serbest bırak fakat davranışları sınırla"

İşin özü bu gibi görünüyor. 

Biraz daha açmak gerekirse; Disiplin uygulanmasını gerektiren durumlar iki kısımdan oluşuyor, duygular ve bu duyguların yol açtığı davranışlar. Duyguları ifade etme kısmında sınır koymamak fakat bu ifade edişteki hareketleri sınırlandırmak (öfkeli olabilirsin ancak arkadaşına vuramazsın, hayal kırıklığına uğramış olabilirsin ancak hediyeni yırtamazsın) gerekiyor.

Sınır çizilmesi gereken her davranışın altında bir duygu yatar; çocuk meraktan karıştırır, sıkıntıdan sorun çıkartır, öfkeden vurur... Duyguları anlamak ve ifade etmesine (izin verilebilir şekilde) olanak sağlamak aslında ortada disipline edilmesi gerekecek bir davranış oluşmasına gerek kalmadan işi çözebilmenin püf noktası.

Zira başta da dediğim gibi her davranışın altında bir sebep mutlaka var.

Aletha Solter de benimle aynı fikirde olmalıymış ki, "Çocuk eğer sorun çıkartacak şekilde davranıyor ise hayatında yolunda gitmeyen bir şey vardır" demiş.

Aletha Solter'e göre çocukların kabul edilemez davranışlarının üç temel nedeni var:

1- Çocuğun bir ihtiyacı vardır.
Çocuklar fark edilmeyen ya da karşılanmayan ihtiyaçları başkaları tarafından kabul edilemeyen davranışlara sebep olur. Örneğin karnı acıkan bir çocuk, gazetesine gömülmüş babasının dikkatini çekmeyi başaramadıysa, bunu kardeşine vurarak başarmaya çalışır.
Küçük çocuklar ihtiyaçları karşısında toleranslı değildirler. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını erteleyemezler. İlgi de bir ihtiyaçtır ve ilgi ihtiyacı duyan çocuklar kendini fark ettirmenin farklı yollarını bulurlar.

Harvey Karp'ın Islak Patates Cipsi teorisini hatırlayanlar vardır mutlaka,  çocukların patates cipsini çok sevdikleri, hatta cipsin olmaması durumunda sırılsıklam cipsleri bile yiyebilecekleri teorisi hani.  Uslu uslu oynarsan kimse seni umursamaz. Baş belası olursan herkes seninle ilgilenir. İlkel zihninde çocuğunuz kuralları her yıktığında aslında "Hey, bana baksana!" diyor olabilir. Elbette kendisine bağırılmasını istemiyor. Ama canı o kadar çok "patates cipsi" (sizin ilginiz) istiyor ki, "ıslak patates cipsi"yemeyi (ona kızmanızı) hiç yiyememeye (onu umursamamanıza) tercih ediyor.


2- Çocuk yeterli bilgiye sahip değildir
Çatışmaların nedeni genellikle çocukların davranışlarının sonuçları ya da kendilerinden beklenen şey hakkında bilgi sahibi olmamalarıdır. Çocuğun yaptığına yaramazlık etiketini yapıştırmadan önce, çocuğun bilgisinin tam olup olmadığı kontrol edilmelidir. Yeni silinen zemine çamurlu ayakkabıları ile giren çocuk, oranın çamurlar yüzünden lekeleneceğini bilmiyor olabilir, ayakkabılarının kirli olduğunu farkında olmayabilir vs.

3- Çocuğun birikmiş acı veren duyguları vardır.
Çocuk başkalarına acı vermeye çalışıyorsa muhtemelen canını yakan bir şey vardır. Çocuklar en sevgi dolu ortamlarda bile kırılıp incinebilir. Acı veren duygularını bastıran çocukların davranışları kolayca bozulur ve bu duygularını öfkeyle boşaltma ihtiyacı duyabilirler.


Naomi Aldort da "Çocuklar çaresiz hissettikleri zamanlarda sorun çıkartırlar" diyor Çocuğunuzla birlikte büyümek kitabında.

Demek ki çocuklar durup dururken sorun çıkartan ve disipline edilmesi gereken varlıklar değiller.

Peki o zaman neden bu kadar "sınır" problemi yaşayan ebeveyn- çocuk var?

Saygı ve otoriteyi birbirine karıştırmış olabilir miyiz?

Çocuğun üzerinde otorite kurmayı çocuğa saygısızlık olarak gördüğümüz için, çocuklar anne-baba otoritesinden mahrum kaldı. Mahrumiyetleri çaresizliği, çaresizlik de davranış sorunlarını ortaya çıkarttı. Olan yalnızca bu.

Catherine Mathelin, "Freuda Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu?" kitabında otorite ile ilgili şunları söylüyor - ki bence yüzde yüz haklı!

"Anne-baba otoritesi gereklidir, toplumumuzun bu gerçeği hatırlatmakta yetersiz kalması hastalık belirtisidir. Çocuğa saygı göstermek aynı zamanda ona sınırlar ve yasaklar koymak demektir........ Bir isteğin varlığını kabul etmek ona boyun eğmek demek değildir. " 

"Anne-babası gibi bütün dünyanın önünde diz çökeceğine inanan çocuk mutlu olabilir mi?"

"Ana-babalar istekleri için çocukla tartışır. Aldıkları kararın günahından sıyrılmak istiyor gibilerdir. Günümüzde anne-babaların bu kadar yanlış yapmaktan korkmasının sebebi nedir?.......... Ana baba için ödenecek bedel çocuğu tarafından daha az sevilme tehlikesidir. Aşırı hoşgörü, bir tür kötü muameledir....Ona "hayır" dendikçe, çocuk gelişme gösterir. Önüne yeni olanaklar serilir..... Yetişkinlerin koyduğu sınırlar çocuğu durdurur ve güven verici olur....... Gerçek ana-baba rolünde şunları söylememiz gerekir "bana kızarsan kız, daha az seversen sev, ama her şeyi yapmana izin veremem!"

Uzmanların sözlerine itaat etmekten kendi iç rehberliğini unutan ebeveynlere hitaben başladığım bir yazıda bu kadar çok psikolog ve çocuk uzmanını referans vermem biraz ironik oldu gerçi ama aslında uzmanlar da çocuğunuzu dikkatle gözlemlemeniz ve duygularına dikkat etmeniz dışında bir şey söylemiyorlar gördüğünüz gibi.

Ebeveynlerin yarısından fazlası çocuğunda davranış bozukluğu olduğunu düşünüyor. Ancak çocuğa verilenler bozuk olmadığı sürece bir çocuğun davranışının bozuk olabilmesi mümkün değil. Şu bilindik benzetme ile bitireceğim bu yazıyı sanırım çünkü daha uygun bir benzetme aklıma gelmedi şu anda; çocuklar donmamış beton gibidir, üzerine ne düşerse onun izi kalır.



Bumerang - Yazarkafe