19 Aralık 2014 Cuma

İpin üzerinde yürümek ve Annelik üzerine


Takip ettiğim bir platformda geçtiğimiz günlerde bir anne arkadaşım "anneliği tek kelimeyle özetlemeniz gerekse, ne derdiniz?" benzeri bir soru sordu. Benim aklıma gelen ilk kelime "güç" oldu, çünkü, anne olmadan önce gücümün bu kadar çok şeye yetebileceğini, bu kadar çok şeye katlanabileceğimi düşünemezdim bile.

Çoğunlukla aşk, sevgi, mutluluk falan gibi cevaplar verilirken, bir anne "denge" yazdı. Sonra düşündüm ki, evet aslında anneliği en iyi özetleyen kelime bu aslında.

Annelik ince bir çizgi üzerinde ya da, daha iyi bir tarifle, sirklerdeki o ipin üzerinde yürümek gibi bir şey.

Dengede kalabilmek, dengeli bir çocuk yetiştirebilmek için gereken tek şey bile olabilir.

Düşünsenize;

Hem çok seveceksin,  hem şımartmayacaksın.
Hem üzerine titreyeceksin, hem kendi haline bırakacaksın.
Hem çok koruyacaksın, hem özgür bırakacaksın.
Hem çok vereceksin, hem hep almaya alıştırmayacaksın.
Hem sınır koyacaksın, hem kısıtlamayacaksın.
Hem kural koyacaksın, hem kuralcı olmayacaksın.

Kızacaksın ama kırmayacaksın.
Yolunu açacaksın ama yol göstermeyeceksin.
Anlatacaksın ama öğretmeyeceksin.

Sürekli o ince çizgiyi korumak zorundasın. O ipin üzerinde düşmeden yürümek zorundasın. Belki de çocuk yetiştirebilmek (büyütmek demiyorum, biliyorum kendi kendine de büyür, kast ettiğim şey, büyütmek değil) bu yüzden bu kadar zor.

Anne olacağımı ilk öğrendiğim zamanlarda, okuduğum ebeveyn kitaplarını -genellikle çeviri olanları daha çok- fazla katı bulmuştum. Çünkü bizim kültürümüzde, çocuğu şımartmak sevmekle karıştırılıyor çoğu zaman. Okudukça ve anneliği yaşadıkça, aslında bizim annelik kültürümüzün tamamen annenin rahatlığı üzerine kurulmuş bir kültür olduğunu fark etmeye başladım. "Aman ağlamasın" "Aman sorun çıkartmasın" "Aman başkaları bana kötü anne demesin" korkusuyla, çocuğun her istediğini yapan anne, bunu çocuğu sevmenin arkasına saklamış. Yeni nesil annelerin "Hayır"ları bu yüzden tuhaf geliyor, eski kültüre alışkın olanlara belki de. Hayır dersen çocuk ağlar, çocuk ağlarsa herkes kötü anne olduğunu düşünür çünkü...

Çocuğu sevmekle şımartmak arasında denge kurabilmek öğrendiklerine karşı gelmek de demek bu yüzden ve bu yüzden çoğu zaman ipten düşüyoruz.

Ya da, 

Yine aynı şekilde, eskiden gelen alışkanlıkla "aman terlemesin" "aman elleri kirlenmesin" "aman dizleri yaralanmasın" diye peşinde koşmayı çocuğu korumak zannediyoruz. Ya da aslında sağlığı yerinde olduğu halde, zayıf görünmesi başarısızlığımız addedilecek diye, elimizde tabakla peşinde koşmayı. Halbuki bu da, annenin "iyi anne olma" kaygısından kaynaklanan bir yanılgı. Çünkü böyle gördük- hala görüyoruz- Hala çocukları annelerin hasta ettiğini düşünen insanlar mevcutken, ipten düşmek çok kolay oluyor.

Bir ip üstünde yürüyoruz. Gözlerimiz uzaktaki varış noktasında. Doğrularımızı biliyoruz ama, bir yandan da ipi titretip duran, eski alışkanlıklar, öğrenilmiş tepkiler ve kendimizi başkasının gözünden değerlendirme yanlışlığı var.

Evet, gerçekten annelik denge işi. Belki de bu yüzden bu kadar zor. 
Dengeyi kurmak değil de, korumak daha zor aslında.
 
 
Bumerang - Yazarkafe