29 Ocak 2012 Pazar

Dil Gelişimini Etkileyen Faktörler

Dil yeteneği ile zihin yeteneği arasında doğru bir orantı vardır. 2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekânın ilişkisinin olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil gelişimiyle zekâ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır. Erken konuşan çocukların zekâ düzeylerinin genellikle normal ya da normalin üstünde olduğu ve dilin zekâya bağlı olarak geliştiği görüşü kabul edilmektedir. Dilin kazanılması, çocuğun bilişsel gelişimine dayanmakta olup zihinsel uyum süreçlerinin her biri algılama, kavram geliştirme ve dilin kazanılmasıyla yakından ilişkilidir.

İşitme algısının normal olması, sağlıklı dil gelişimi açısından önemlidir. Duyma kusuru olan bebeklerin 6-9 aylar arasında yapılan ses oyunları döneminde normallerden ayrıldığı, bebeğin dil gelişiminin aksadığı belirtilmiştir. Görsel algılama dil gelişimi için belirleyici olmakta; ciddi görme kaybı olan çocukların dil gelişimleri, görmesi normal olanlara göre daha geç başlamaktadır.

Şiddetli ve uzun hastalıklar; çocuğun dili kullanmasını, konuşmasını 1-2 yıl geciktirebilir. Çocuğun hastalık nedeniyle başkalarıyla iletişimi ve haberleşmesi kısıtlandığında ve konuşmaya daha az yüreklendirildiğinde konuşmasını geciktirir. Olgunlaşma ve öğrenme ile ilgili ögeler, çocuğun dil gelişiminde önemlidir. Çocuğun, dili akıcı kullanabilmesi için öğrenme sürecinden geçmesi gerekir. Çocuğun dil öğreniminin önemli kısmı kendi girişimi ile olur. Çocuk dili, örnek aldığı modeli taklit ederek gelişir. Dil gelişimindeki değişiklikler, çocuğun yaşı arttıkça gelişmektedir. Dil kazanımı, temelde aynı sırayı izlese de bu gelişimin hızı sosyal çevreden etkilenerek beslenir. Çevre uyarıcılarından yoksun ortamlarda büyüyen çocukların dil düzeylerinin düşüklüğü, çevrenin dil gelişimi üzerindeki önemini belirtir. Çocuğun okuduğu ya da okunduğu kitap sayısı, anne babanın çocukla meşgul olma derecesi ve oynadığı oyunlar dil gelişimini etkiler. Yetişkinlerin bebekle erken dönemden başlayarak kurdukları sözel iletişim, bebeğin dili öğrenmesinin temelini oluşturur.

Çevre ve özellikle anne tarafından çocuğa sunulan sözel uyaran zenginliği dil gelişimini olumlu etkiler. Yetişkinlerle uzun süre birlikte olan çocuk düzgün konuşur. Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara oranla daha çok ağlarlar; fakat daha az hecelerler. Bunları, konuşmayı daha geç öğrenirler. Bu sonuca göre kişisel ilişkiler, dil gelişimi için önemli bir etkendir. Aile bireyleri özellikle anne ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkiler, dil gelişimini olumlu etkiler. Bu konuda ailenin genişliği de önemlidir. Ailede tek olan çocuk daha çabuk ve düzgün konuşur, çünkü ailenin ilgi merkezidir. Çocuğun konuşmaya teşvik edilmesi, cevap vermeye cesaretlendirilmesi dil gelişimi için önemlidir. Çocukla konuşmak, oyun oynamak, kitap okumak dil gelişimini destekler. Çocukların çevresindeki kişilerle yaptığı konuşmalar, onun dil gelişimi için önemlidir. Yetişkinlerle sürdürülen çocuklar soru cevap alışverişleri, çocuğun bilmediği dil yapılarını öğrenmesine olanak sağlar.

Konuşmayı öğrenmede cinsiyet de önemlidir. Konuşmayı erkek çocuklar kızlara göre daha geç öğrenirler. Hayatın ilk yıllarında erkek çocukların cümleleri daha kısa, gramer yapılarının ve telaffuzlarının kızlara oranla daha bozuk olduğu belirtilir. Sosyoekonomik koşullar da etkilidir. Dil gelişimindeki değişiklikler, sözcük dağarcığının sınırı, dilin doğru kullanılışı ve ifade etme becerisi çocuk büyüdükçe gelişir. Sosyoekonomik durumu iyi ailelerin çocukları erken ve düzgün konuşur. Yapılan bir araştırmada sosyoekonomik durum yönünden farklı olan çocuklar, toplam konuştukları sözcük sayısı ve ortalama cümle uzunluğu açısından karşılaştırıldıklarında 7-36 aylık yaşlarda geniş farklılıklar bulunmuştur. Bu çocukların toplam konuştukları sözcük sayısı ve ortalama cümle uzunluğu ile ebeveyn eğitimi, mesleği olması ve gelir düzeyi gibi sosyoekonomik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Yedi yıl sonra ilkokulda bu çocukların sözel becerileri ve akademik başarılarının (okuma ve heceleme) 7-36 aylık döneme ilişkin sosyoekonomik durum ve dil ile ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.

Ses Bozuklukları
Sesin şiddet, perde, ton, esneklik, yaş, cinsiyet ve duruma göre sürekli olarak beklenenden farklılık göstermesi ve iletişimi etkileyecek farklılıkların bulunması sesbozuklukları olarak tanımlanır. Ses bozuklukları, dört grupta toplanarak açıklanabilir. 

Sesin şiddetindeki bozukluklar, sesin gereğinden fazla gür ve çok zayıf olması olarak tanımlanır. Bu durumlar dinleyeni rahatsız eder.

Sesin perdesindeki bozukluklar, kişinin sesi yaşına ve cinsiyetine göre beklenenden daha yüksek (tiz) ya da alçak (pes) olması olarak tanımlanır. Normal konuşma sırasında yüksek ve alçak tonlar arasında yumuşak geçişler vurgulama sağlarken konuşmanın dinlenmesini ilginç hâle getirir. Sesin perdesini değiştirmeden (monoton konuşan) konuşan kişiyi dinlemek insanı rahatsız eder. Ergenlik döneminde, ses perdesinde kırılmalar görülür. Bu kırılmalar, daha sonraki yaşlarda devam ederse sorun olabilir. 

Sesin tonundaki bozukluklar, burun yolundan çıkması gerekmeyen seslerin, burun yolundan çıkması sesin tonunda bozuklukların görülmesine neden olabilir. 

Sesin esnekliğindeki bozukluklar, konuşmanın dinleyenin izleyebilme gücünden hızlı ya da normalden yavaş olması olarak tanımlanır. Konuşmadaki olağan dışı duraklamaların yapılması, sesin monoton olması gibi durumlar esnekliğe ilişkin problemlerdir.

Konuşma organlarındaki yapısal bozukluk ve rahatsızlıklar, gırtlaktaki sorunlar, sinir sistemindeki bozukluklar, çevresel etmenler ses bozukluğu nedenleri olarak sayılabilir.

Çocuktaki ses bozukluğunun nedenleri, türü belirlenir ve çocuk konuşma eğitimine alınır.

Eklemleme (Söyleyiş) Bozuklukları 

Ana dilinin seslerini (bağımsız ya da birleşik seslerini) doğru ya da anlaşılır biçimde çıkaramıyor, birbirine gereği gibi ulanmasında ya da bu seslerin çıkarılması ya da ulanmasında yaşıtlarından çok fazla ayrılık gösteriyorsa bu olay eklemleme (söyleyiş, artikülasyon) bozukluğu olarak tanımlanır. Eklemleme (söyleyiş, artikülasyon) bozukluğu,dört grupta toplanarak açıklanabilir:

Sesin düşürülmesi (atlamalar), konuşma sırasında bir sözcüğü oluşturan seslerden bir ya da birkaçının atlanmasıdır. Örneğin “tavşan” yerine “taşan” “saat” yerine “sat” gibi durumlar sesin düşürülmesidir.

Sesin değiştirilmesi (yerine koyma), çocuğun; sözcüğün başında, ortasında ya da sonundaki çıkarılması kendisine zor gelen bir sesin yerine kendince kolay çıkarabileceği bir sesi kullanarak konuşması olarak tanımlanır. En sık görülen eklemleme (artikülasyon) bozukluklarından biridir. Örneğin “sarı” yerine “sayı”, “kara” yerine “kaya”, “arı” yerine “ayı” gibi durumlar sesin değiştirilmesidir.

Ses ekleme, sözcük içinde olmayan bir sesin eklenerek söylenmesi olarak tanımlanır. Bazı çocuklar, iki ünsüz sesin arasına bir ünlü ekleyerek “saat” yerine “sahat” gibi söyler. Bazı çocuklar belirli bir kurala uymaksızın ekleme yapar. Örneğin, “avlu” yerine “havlu” “eşek” yerine “eşşek” gibi durumlardır.

Ses bozulması, sesler tam ve doğru olmamakla birlikte gerçeğine yakın ya da ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak ortaya çıkar. Sesi tanımak güçtür. Pek rastlanmamaktadır.

İşitme ve konuşma organlarındaki yapısal bozukluklar, dudak ve damak yarıkları, evdeki yetişkinlerin çocuğa iyi model olmaması eklemleme bozukluğunun nedenleri arasında yer alabilir. Bunların yanında cinsiyet, ailenin sosyoekonomik düzeyi, ailesel ve genetik etkenlerle olumsuz çevre koşulları da artikülasyonun oluşumunda etkilidir. Bu bozukluğun düzeltilmesi için nedenlerin ortadan kaldırılması ya da en aza indirilmesi ve çocuğun
konuşma eğitimine alınması gerekir.

Ritim Bozuklukları (Kekemelik)
Konuşma için gerekli olan sesler, heceler veya sözcüklerde uzatma, tekrarlama, irkilme, duraklama ve bazen de bunların yanında el, yüz, kol ve vücut hareketleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşan bozukluk olarak tanımlanır. 2-4 yaşları arasındaki çocuklarda kekeleme sık görülen bir durumdur. Kekemelik birincil ve ikincil devre olmak üzere 2 grupta incelenir:

Birincil devre kekemelikte sorun sadece konuşmanın kendisinde olup konuşana geçmemiştir. Konuşma sırasındaki kararsızlık, tutulma, tekrarlama veya uzatma şeklinde akıcılıkla ilgili bozukluktur. Çocuk, konuşmasının sorunlu olduğunun ya da başkalarının konuşmasından farklı olduğunun farkında olmadığı için konuşmaktan çekinmez. 

İkincil devre kekemelikte, konuşmanın kendisiyle birlikte konuşmaya eşlik eden jest, mimik ve vücut hareketlerinde de birtakım görüntüler olur. Konuşan kişide, konuşmaya başlayamama, duraklama, tekrarlama, patlama ve uzatma gibi belirtiler olur. Bu belirtilere jest, mimik, el, kol ve vücut hareketleri de katılır. Kişi konuşmasının bozuk olduğunun farkında olduğundan kekelerim kaygısını taşır. Bu kaygı, onun tekrar kekelemesinin nedenidir.

Kekemelerin bazıları, yalnızken ya da yakınları ile normal konuşurken, yabancılarla konuşurken konuşma akıcılıklarını yitirirler. Bazılarının konuşurken kekeledikleri; ama şarkı söylerken ya da okurken kekelemedikleri görülür. Kekemelik çocuktan çocuğa farklılık gösterir.

Kekemelikte konuşmanın akıcılığını bozan engelleri ortadan kaldırmak, çocuk tarafından problemin farkına varılmasını sağlamak, çocuğun problemini çözmesi için istekli hâle getirmek gerekir.

Gecikmiş Dil ve Afazi (Söz Yitimi)
Gecikmiş dil, çocuğun beklenen zamanda dilini geliştirememesi yaşıtlarına göre anlama ve anlatmada güçlük yaşaması olarak tanımlanır. Bu tanımlamada çocuğun yaşı ile dil gelişimi arasında bir paralellik dikkate alınır. Bu çocukların kelime dağarcığı sınırlıdır. Dillerinde anlatım noksanlığı, gramer ve söz dizimi yanlışları vardır. Bu çocukların arzu ve duygularını jest, mimik ve hareketlerle anlatmaya çalıştıkları, çevrelerindeki konuşmalara
pek ilgi göstermedikleri, durmadan anlamsız sesler çıkardıkları, yalnız kalmaktan hoşlandıkları görülmüştür.

Zihinsel gerilikler, uzun süren hastalıklar, çevresel etkenler, duygusal problemler gecikmiş dilin nedenleri arasında sayılabilir. Bu bozukluğun düzeltilmesi için problemin türünü ve ayrıntılarını bilmek, çocuğu konuşmaya istekli hâle getirmek, görsel ve sözel ifadelerin birlikte sunulduğu oyun etkinliklerinden eğitimde yararlanmak gerekir.

Afazi (söz yitimi) bozukluklar, bireyin dile ait sembolleri kullanmasını ve birbirinden farklı durumlara uygun biçimde davranmasını engelleyen bir yoksunluk durumudur. Bu durum, sembolleştirme sürecinde ortaya çıkar. Bu nedenle afazi, sembol davranışların yokluğu ya da bozulması olarak ifade edilir. Beyin tümörleri, kafa travmaları, epilepsi ve enfeksiyonlar nedenlerindendir. Değerlendirme yapılır. Değerlendirmeye uygun
program yapılarak eğitim verilir.


Bumerang - Yazarkafe