Her "Bebek" doğduğunda bir "Anne" doğar.

Bu Blogda Ara

Bloga Üye Ol

Beylikdüzü Mekanları

Işığını Takip Edenler

Beylikdüzü Anaokulu

Bumerang - Yazarkafe

Mayıs 19, 2011

Gebelikte Yaptırılması Gereken Rutin Muayene ve Testler



Gebelikte kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yapılan doktor kontrollerine doğum öncesi (gebelikte) muayene adı verilir. Hiçbir şikayeti olmasa bile anne adayının mutlaka doktor kontrolüne gitmesi gerekir. Gebelik muayeneleri annenin ve bebeğin sağlık durumlarını izlemek, olası tehlike ve hastalıklara erken tanı konması, tedavi edilmesi ve annenin doğuma hazırlanması bakımından büyük önem taşımaktır. Anne adayı gebelikten ilk şüphelendiğinde doktora başvurmalıdır. Gebe muayenelerinin ilki; gebeliğin tanısı, son adet tarihi ve beklenen doğum tarihinin saptanması, annenin daha önceki gebelik, düşük, geçirilmiş hastalıklarına ilişkin öykü alınmasını kapsar. Beklenen doğum tarihi (BDT); son adet tarihine (SAT) 7 gün eklenip, 3 ay geri giderek hesaplanır. Bu hesaplama yöntemine Negele Yöntemi denir. Son adet tarihi 19.04.2006 olan bir gebenin beklenen doğum tarihi 26.01.2007’ dir.

Her muayenede yapılması gerekenler şunlardır.
 Çocuk kalp seslerinin dinlenmesi
 Gebelik haftası ile fetüsün gelişiminin uyumlu olup olmadığının takibi,
 İdrarda protein ve şekere bakılması.
 Kan basıncının ölçülmesi
 Hemoglobin ölçümü
 Kilo artımının takibi
 Ödem kontrolünün yapılması


Ayrıca;
Gebelerde kan grubu ve Rh faktörü de kan uyuşmazlığı olasılığına karşı araştırılmadır.

Bebeği yeni doğan tetanosundan korumak için gebeye tetanos aşısı yapılmaktadır.

Amniyosentez yapılması gereken durumlarda fetüsün içinde yaşadığı amniyo sıvısından alınarak laboratuarda sentezi yapılır. Fetüse ait gelişim bozuklukları erken teşhis edilerek gerekli tıbbi önlemler alınır.

Muayeneler sırasında ultrasonla da bebeğin gelişimine, pozisyonuna ve cinsiyetine bakılmaktadır.

Yapılan tüm muayene bulgularından yararlanarak doğumun nasıl olacağı, bebeğin kilosu, sakıncalı durumlarının olup olmadığı, bebeğin sağlıklı olup olmadığı anlaşılır.

Normal bir gebe 12.-24.-28.-32.-36. ve 39. haftada olmak üzere en az 6 kere izlenmelidir.

İlk 3 aydan sonra vajinal muayene yapılmaz.

Gebenin boyu 150 cm’ den kısa ise baş-pelvis uyuşmazlığı olasılığı fazla olduğu için doğum mutlaka uzman kişilerce hastanede yapılmalıdır.

Gebelikte Tarama Testleri

5. Hafta.................................. Beta HCG  Ölçümü
8. Hafta.................................. Kalp Atışlarının Görülmesi
11-14. Hafta............................ İkili Test Taraması

(Gerekli görülürse 3. Tarama Testi )

22. Hafta..................................Renkli Doppler Taraması
24-28. Hafta..............................Şeker Taraması

37. Hafta................................. Çatı Muayenesi


Doppler Tarama Testi

Yapılan çalışmalar, rahimden plasentaya ve buradan da bebeğe kan götüren yapıların 20-24. haftalar arasında incelenmesiyle gebeliğin ilerleyen haftalarında preeklampsi, rahim içi gelişme geriliği, plasentanın erken ayrılması ve bebeğin rahim içinde aniden ölmesi gibi normaldışı durumların ortaya çıkması açısından daha büyük risk altında olan anne adaylarının belirlenebileceğini göstermektedir.

Bu verilere dayanılarak önerilen tarama testinde 20. haftadan itibaren her iki rahim ana atardamarlarının ("uterin arter") kan akımları Doppler cihazıyla ölçülmekte ve ultrasonografi ekranında ortaya çıkan kan akımı dalga şekilleri görsel olarak gözden geçirilmektedir.

İnceleme neticesinde atardamarların bir veya ikisinin dalga şekillerinde görsel olarak çentikleşme ("notch") saptandığında ve / veya atardamarların bir veya ikisinin akım ölçümlerinde direnç artışı saptandığında inceleme "patolojik" olarak yorumlanmaktadır. Yine her iki atardamar akım ölçümleri arasında belirgin bir farklılık olması da patolojik olarak değerlendirilmektedir.

İnceleme "patolojik" olarak sonuçlandığında ne olur?

Tek taraflı çentikleşme özellikle erken (20. haftada) yapılan ölçümlerde saptanabilmekte ve bu durum 24-26. haftalarda tekrarlanan incelemelerde kaybolabilmektedir. Bazen tek taraflı çentikleşme gebeliğin sonlarına kadar devam edebilmektedir. Tek taraflı çentikleşmenin yukarıda sayılan riskleri ne kadar artırdığı konusunda yorum yapmak zordur.

Özellikle çift taraflı çentikleşme gözlendiğinde ve bu durum tekrarlanan ölçümlerde de devam ettiğinde riskin belirgin bir şekilde arttığı gözlenmektedir.

Yine direnç artışı veya iki arter arasında belirgin farklılık saptandığında da özellikle preeklampsi ve/veya rahim içi gelişme geriliği riski artmış bulunmaktadır.

Yukarıda sayılan tüm durumlarda gebeliğin seyri daha dikkatli bir şekilde izlenir.

Doppler tarama testi her anne adayına uygulanmalı mıdır?
Doppler incelemesi ultrasonografi cihazının ana birimine ve inceleme probuna bağlı özel ve pahalı bir cihazın varlığını gerektirir ve bu incelemeyi yapan kişi bu konuda eğitim görmüş olmalıdır. Bu nedenle ne ülkemizde ne de diğer ülkelerde Doppler tarama testinin tüm anne adaylarına uygulanması mümkün gibi görünmemektedir. Şu an için en mantıklı olanı Doppler tarama testinin yukarıda sayılan normaldışı durumların gelişimi açısından yüksek risk altında olan anne adaylarına uygulanmasıdır.

Doppler incelemesi nedir?
İncelemenin temellerini atan Christian Doppler adlı bilimadamının ismiyle anılan bu inceleme tıpta bölgesel kan akım hızı değişikliklerinin değerlendirilmesinde sıkça kullanılır.

Doppler incelemesinde hareket etmekte olan bir nesneye ses dalgaları gönderilmekte ve geri alınmaktadır. Gönderilen ve geri alınan bu ses dalgalarının frekansları nesnenin hızına göre değişmekte ve bu farklılık bilgisayar tarafından işlenip ekrana grafiksel olarak aktarılabilmektedir. Böylece belli bir damarın içindeki kanın akım hızı hem şekil olarak görüntülenebilmekte hem de akım hızına karşı oluşan direnç de matematiksel olarak hesaplanabilmektedir.Tıptaki uygulamalarda hareket eden nesne alyuvarlar, yani akmakta olan kandır. Ortaya çıkan görüntüye de doppler akım eğrileri adı verilir.

Doppler incelemesinde ölçümü yapılacak olan damarın bulunması doğru bölgenin akımının ölçülebilmesi açısından çok önemlidir. Bu da iki şekilde mümkündür. Renkli Doppler cihazlarıyla bölgedeki damarların renkli olarak görüntülenmesi ve incelenecek damarın bu görüntüden seçilmesi, ya da oluşan Doppler akım eğrileri arasından incelenecek damarın o damara özgü akım eğrisinin görüntüsü bulunana kadar adeta deneme yanılma yoluyla incelemenin sürdürülmesidir.

En doğru ve en kısa yol elbette renkli sistemler kullanılarak incelenecek damarın görülerek ölçülmesidir. Ancak renkli Doppler sistemleri diğer sisteme göre çok daha pahalıdır.

Gebelikte damarlarda oluşan doğal değişiklikler
Plasenta oluşmaya başladığı andan itibaren bebeğe mümkün olacak en fazla miktarda kan akımını ulaştırmaya yönelik olarak plasentaya kan ulaştıran atardamarlarda (uterin arter) bölgede kan damarları genişler ve içlerinden geçen kana daha az direnç gösterirler. Böylece gebelik ilerledikçe bölgesel kan akımı artar. Bu durum kendini Doppler kan akımı ölçümlerinde direncin sayısal olarak düşmesi ve kan akım eğrilerinde önceden bölgede doğal olarak varolan çentikleşmenin kaybolması şeklinde gösterir.

Çentikleşme vücuttaki atardamarlarda sıklıkla varolan bir bulgu olarak uterin arterlerde gebelikte sıklıkla 20. haftaya kadar kaybolmasına karşın, doğal seyrin bazen yavaş olabilmesi nedeniyle 24 hatta 26. haftaya kadar gecikebilir. Bu nedenle bazı anne adaylarında 20. gebelik haftalarında saptanan çentikleşme bulgusu 24-26. haftada yapılan ölçümlerde kaybolmuş olarak izlenebilir.

Doppler incelemelerinin gelişmekte olan bebek üzerine zararlı etkileri varmıdır?
Doppler incelemesinin doku ısısını artırıcı ve bölgesel erime yapıcı özellikleri normal ultrasonografiden daha fazladır. Bu nedenle normal ultrasonografinin güvenilir olduğunu belirten çalışmaları Doppler incelemelerine uyarlamak imkansızdır. Ancak yapılan çalışmalar ve doktorların klinik izlemleri kalite kontrolü düzenli olarak yapılan bir doppler cihazıyla, tecrübeli bir kişi tarafından yalnızca gerekli durumlarda uygulanan ve mümkün olan en kısa sürede tamamlanan bir Doppler incelemesinin bebek üzerinde zararlı olmasının olağan olmadığını göstermektedir.


İkili Tarama TestiTürkiye'de Trizomi 21 (Down sendromu) risk belirlemesinde kullanılan en yaygın test halen üçlü testtir. Ancak bebeğin 11.-14. gebelik haftaları arasında ense pilisi kalınlığının ölçümü, beraberinde anne adayından alınan kanda beta HCG ve PAPP-A ölçümü ve bunlardan elde edilen değerlerin bilgisayara girilmesi ve özel bir programa tabi tutulmasıyla da Down sendromu riski belirlenebilmektedir.

Değerlendirmenin temelinin dayandığı bilimsel veriler

Ense pilisi kalınlığı

Başta
Trizomi 21 ve Trizomi 18 olmak üzere çeşitli kromozom anomalilerinin bir kısmında, fetuslarda ense kalınlığının bölgedeki sıvı birikimine bağlı olarak arttığının gözlenmesiyle birlikte bu ölçümün prenatal tanıda uygulanabilirliği hakkında teoriler üretilmeye başlanmıştır.


Erken gebelikte artmış ense pilisi kalınlığı Aynı bebeğin ultrason görüntüsü

Fetusun ense pilisi kalınlığı trizomi dışında çok çeşitli nedenlere bağlı olarak artabilir. Bunlar arasında kistik higroma adı verilen sıvı birikimi yıllardan beri Turner sendromu (45 XO şeklindeki kromozom anomalisi) ile ilişkili olduğu bilinen bir durumdur. Gerçekten de kistik higroma tanısı konan ve bu nedenle ileri inceleme yapılan bebeklerde %70 oranında Turner sendromu adı verilen kromozom anomalisine rastlanmaktadır.

Fetusta kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, iskelet yapısıyla ilgili hastalıklar, konjenital enfeksiyon ve diğer hastalıklara bağlı olarak da ense kalınlığı artmış bulunabilmektedir.

Beta HCG ve PAPP-A

Kandaki beta HCG seviyesi gebelik ilerledikçe azalmaktadır. Trizomili bebeklerde bu azalma çok daha yavaş olmaktadır. 11.-14. gebelik haftaları arasındaki ölçümler Trizomi 21 olan bebeklerde bu azalmanın daha yavaş olduğunu doğrulamaktadır.

PAPP-A adı verilen madde ise gebelik ilerledikçe artan bir maddedir. Yine trizomili bebeklerde bu artışın normalden daha yavaş olduğu gözlenmiştir.

Son durum

Henüz yeni olan bu yöntemin uygulanmasında temel sorun ense kalınlığının doğru ölçülmesidir. Bu ölçüm ise sanıldığı kadar kolay değildir. Ense pilisi kalınlığını milimetrenin onda birini ölçecek hassasiyette ultrason aletleri kullanılmalı ve ölçüm esnasında gebelik haftasındaki normal anatomik yapılar (amnios zarı) fetusun ense pilisinden ayırtedilebilmelidir. Bu da tecrübe gerektirmektedir. Yine fetusun bu gebelik haftalarında hareketlenmeye başlamış olması, ölçümün hassas bir şekilde yapılabilmesi için bazen 20 dakika ve hatta daha uzun süren sabırlı bir bekleyişi zorunlu kılmaktadır.

Bilgisayar programı milimetrenin onda birindeki farklılıklardan bile etkilenmekte ve örneğin 1.4 milimetrelik ense pilisi kalınlığı ile 1.7'lik ense pilisi kalınlığı ölçümü arasında bile bariz farklılıklar görülebilmektedir Aşağıda birinci resimde ense pilisi kalınlığı nispeten doğru olarak ölçülmüş, ancak ikinci resimde ideal olarak ölçülmüş şekilde görülmektedir. Birinci resim ile ikinci resim aynı fetusa ait olmalarına karşın birinci ölçüm 1.9 mm, ikinci resim ise 1.6 mm olarak ölçülmüştür. Bu fark çok anlamlı gibi görünmemesine karşın bilgisayara girildiğinde belirlenen risk oldukça farklı olmaktadır!



Aşağıdaki resimde ise risk tahmini yapmak için gerekli olan diğer bir veri, BPM (baş popo mesafesi) ölçümünün ideal şekli gözlenmektedir.Bu ölçümdeki milimetrik hatalar da risk tahmini sonucunu derinden etkilemektedir.



Sonuç olarak, incelemede bebeğin BPM'si, ense kalınlığı, anne adayıyla ilgili bazı bilgiler, kan ölçüm sonuçları bilgisayara girilmekte ve bilgisayar programı bu verileri aynen üçlütestteki gibi Down sendromu oluşma riskine dönüştürmektedir.

Bu incelemeye tabi tutulan anne adaylarında risk yüksek bulunduğunda
amniyosentez ya da koryon villus biyopsisi gibi invaziv girişimle kromozom analizi önerilmektedir. İncelemeyi yaptıran anne adaylarının az ihtimalle de olsa böyle bir ileri inceleme gerekebileceğini bilmeleri önemlidir.

İncelemeye katılan anne adaylarındaki kromozom anomalileri %90'lık bir oranda yakalanabilmektedir. Bu haliyle bu yeni değerlendirme yöntemi, %60'lık bir trizomi yakalama oranı olan üçlüteste göre daha üstündür.

İncelemenin diğer önemli bir özelliği de bu haftalarda fetusun anomaliler açısından ayrıntılı bir şekilde incelenebilmesidir. Bu haftalarda elbette tüm anomaliler saptanamaz. Ancak anensefali, ekstremite problemleri gibi bu haftalarda belirti veren anomaliler bu inceleme sayesinde daha erken tanınmaktadır.

Bu inceleme yapıldığında yine de Üçlü test yapılması gerekir mi?
Üçlü test trizomiler dışında, başta nöral tüp defektleri olmak üzere diğer bazı anomalilerin de riskini belirler. Üçlü testte kandaki alfafetoprotein (AFP) değerleri bu konuda önemli bilgiler verebilmektedir. Ancak AFP ile taranabilen anomaliler, yüksek çözünürlüğü olan ultrason ile yapılan incelemelerde ("ayrıntılı ultrason") gözlenebilmektedir. Bu nedenle bazı doktorlar benim de kabul ettiğim görüşe göre 11-14 testinden sonra 19-23. haftalarda ayrıntılı ultrason yapılacaksa, ayrıca üçlüteste gerek olmadığı kanısındadırlar. Bazıları ise üçlütestin anne adayında preeklampsi gelişip gelişmeyeceği konusunda da bilgiler verebilmesi nedeniyle üçlütestin 11-14 testi yapılmış olsa da yine de yapılması gerektiğini savunurlar.

Türkiye'de Trizomi 21 (Down sendromu) risk belirlemesinde kullanılan en yaygın test halen üçlü testtir. Ancak bebeğin 11.-14. gebelik haftaları arasında ense pilisi kalınlığının ölçümü, beraberinde anne adayından alınan kanda beta HCG ve PAPP-A ölçümü ve bunlardan elde edilen değerlerin bilgisayara girilmesi ve özel bir programa tabi tutulmasıyla da Down sendromu riski belirlenebilmektedir.


Üçlü Tarama Testi

Üçlütest tüm anne adaylarına 16.-18. gebelik haftaları arasında önerilen bir kan testidir. Anne adayından alınan kanda üç ayrı hormon ölçümü yapılır. Hormon ölçüm sonuçları, anne adayının yaşı, kilosu, sigara kullanıp kullanmadığı gibi değişkenler ve gebelik haftasıyla birlikte özel bir bilgisayar programına girilerek işleme tabi tutulur. Bu işlem neticesinde anne adayının bebeğinde Trisomi 21 (Down sendromu), Trisomi 18 ve nöral tüp defekti (NTD) varolma olasılığı belirlenir. Hazırlanan üçlü test raporunda bu üç anormal durum için risk ayrı ayrı belirtilir.

Üçlü testin geliştirilmesi aşamasında gebelik haftası kesin olarak bilinen çok sayıda anne adayından alınan kanlarda bu üç hormonun ölçümleri yapılmış ve normal değerler alt ve üst sınır olarak belirlenmiştir. Bu normal değerler kolaylık ve birimlerde eşitleme sağlama açısından MoM (multiple of median-ortalamanın katları) olarak belirtilir. Ölçüm yapılan bu anne adaylarından daha sonra Down sendromlu, Trizomi 18'li ve NTD'li doğum yapanların hormon değerlerinde MoM değerinden sapma dereceleri hesaplanarak, ne kadar sapmanın riski ne derece artırdığı istatistiksel olarak belirlenmiş ve risk belirleme sistemi bir bilgisayar programı yardımıyla otomatize edilmiştir.

Özet olarak; alınan kanda belirlenen MoM değerleri, yaş, kilo, gebelik haftası gibi değişkenlerle birlikte bilgisayar programına girilmekte ve bu program altyapısında bulunan verilerle karşılaştırma yaparak normalden sapmanın derecesine göre riski rakamsal olarak vermektedir.


Üçlü testle NTD risk tahmini

Nöral tüp defekti (NTD) risk tahmini için tek başına AFP değeri ile gebelik haftası karşılaştırılır, anne adayının kilosuna göre düzeltmeler sonrası risk tahmini yapılır. NTD durumlarında nöral dokuyu örten yapıdaki açıklık şeklindeki defektten amnios sıvısına ve buradan da anne adayının kanına normalden fazla AFP hormonu geçer. Bu yüzden AFP değeri gebelik haftasına göre olması gerekenden daha yüksek çıkar. Yükseklik ne kadar fazla olursa bebekte NTD varolma riski o kadar yüksek olarak belirlenir. İkiz ve çoğul gebelik, bebekte böbrek hastalıkları, omfalosel ve gastroşizis gibi bebeğin karın önduvarında açıklık olması durumlarında da anne adayının kanında AFP yüksek çıkar. Bu durumların büyük bir kısmı ultrasonda nispeten kolay ayırtedilir.

En önemli nokta testin yapıldığı anda gebelik haftasının doğru belirlenmiş ve bilgisayara doğru girilmiş olmasıdır. Anne adayının gebelik haftası sanılandan büyükse bu durumda AFP yüksek çıkacak ve testte NTD riski gerçekte olduğundan yüksek çıkacaktır.

Üçlü testte Down sendromu risk tahmini
Down sendromu (Trizomi 21) risk tahmini anne adayının yaşı, kilosu ve üç hormon ölçümü kullanılarak yapılır. Down sendromunda AFP ve uE3 gebelik haftasına göre olması gerekenden düşük, HCG ise olması gerekenden yüksektir. Bilgisayar programı bu üç hormonun gebelik haftası ve kiloya göre normalden sapmalarını belirler ve yaşla birlikte anne adayında Down sendromlu bebek taşıyor olma riskini belirler.

Burada da en önemli nokta testin yapıldığı anda gebelik haftasının doğru belirlenmiş ve bilgisayara doğru girilmiş olmasıdır.

Yukarıdaki örnekte anne adayının yanlızca yaşa göre sabit olan Down sendromu riski 1:1028 iken, üçlü test sonucunda bu risk 1:37000'e düşmüştür.

Üçlü testin doğruluğu

Üçlü testin verdiği rakamlar nispeten geçerli rakamlardır. Yukarıdaki özelliklere (yaş, kilo, hormon değerleri ve gebelik haftası) sahip 37000 anne adayının bebeklerinin doğumu hakkında bilgi sahibi olma imkanımız olsa, bunlardan birinin Down sendromlu bebek doğurduğunu görebiliriz. Benzer şekilde Down sendromlu bebek doğurma riski örneğin 1:230 olarak belirlenmiş aynı özelliklere sahip 230 anne adayından birisi Down sendromlu bebek doğuracaktır.

Unutulmaması gereken en önemli nokta üçlü testin tanı koymadığı yanlızca tarama yaptığıdır. Tarama testlerinin amacı belli bir hastalık açısından riski yüksek olan kişileri belirlemek, yani bir hastalığın esas tanısını koyduracak testin kimlere uygulanmasının gerekli olduğunu belirlemektir. Dowwn sendromunun kesin tanısı
amniosentez ile elde edilen fetal hücrelerin kromozomlarının incelenmesiyle konur. Amniosentezi her anne adayına uygulayamayacağımnıza göre, kimlere uygulamamız gerektiğini bilmeliyiz. İşte üçlü test bunun ayrımını yapmada bize yardımcı olur.

Üçlü testin doğruluğunu kısıtlayıcı en büyük faktör bebeğin gebelik haftasının yanlış değerlendirilmesi, kilonun hesaba katılmaması ve çoğul gebelik olgularının gözardı edilmesidir. Gebelik haftası belirlenirken anne adayının belirttiği son adet tarihi ultrasonla mutlaka teyid edilmelidir.

Üçlü testte patoloji çıktığında ne olur?

Down sendromu riskinin yüksek çıkması:

Down sendromu riski 1:200 ve daha yüksek çıktığında (örneğin 1:180) genel olarak anne adayına amniosentez önerilir. Amniosentez anne adayının karnına batırılan ince bir iğne yardımıyla bebeğin amnios sıvısından belli bir miktar örnek alınması demektir. Bu örnek daha sonra özel bir ortamda bekletilerek içindeki bebeğe ait hücrelerin çoğalması beklenir. Çoğalma belli bir aşamaya geldikten sonra hücrelerin kromozom haritası çıkarılır. Bu kromozom haritasında Down sendromunun varlığı ya da yokluğu, diğer bazı kromozom anomalilerinin varlığı ya da yokluğu büyük bir hassasiyetle belirlenir.

Üçlü test sonucuna göre amniosentez uygulanmasının tavsiye edildiği rakam doktorlararası farklılıklar gösterebilir. Bazı doktorlar 1:270 rakamından itibaren amniosentez önerirler. Amniosentez uygulanması gereken ya da uygulanmasının gerekmediği durumlar için ultrasonda bebekte Down sendromu düşündürecek bulguların gözlenmesi ya da gözlenmemesi de önemlidir.

NTD riskinin yüksek çıkması:

NTD riski AFP değeri gebelik haftasına göre yüksek çıktığında yükselir. Bu durumda ilk yapılması gereken ayrıntılı ultrason ile AFP'de yükselmeye neden olabilecek NTD dışı durumların belirlenmesidir. Gebelik haftasının son adet tarihi ile uyumsuz olması, çoğul gebelik gibi etkenler AFP yüksekliğini açıklayabilir. Ya da NTD'nin ileri şekli olan ve yaşamla bağdaşmayan anensefali (bebeğin beyin dokusunun olmaması) saptanabilir. Bazı durumlarda gastroşizis ya da omfalosel gibi karın duvarı defektleri AFP yüksekliğinin nedeni olabilir. Bunlar yoksa yüksekliğin kaynağı olarak omurga kanalındaki açık defektler (spina bifida) ayrıntılı bir şekilde taranır.

Açıklanamayan AFP yüksekliği durumunda bu sefer amniosentez ile alınan amnios sıvısında AFP değeri belirlenir. Bu değer de yüksekse ileri inceleme olarak amnios sıvısında asetilkolinesteraz aktivitesi artışı aranır. Ayrıntılı ultrasonda AFP yüksekliğine neden olabilecek patoloji %95 olasılıkla gözlenir.

35 yaş ve üzerindeki anne adayları direkt amniosentez mi yaptırmalı?

Bu konuda hakim olan iki görüş vardır. Direkt amniosentez yapılması, ya da önce üçlü test yapılması ve bu testin sonucuna göre Down sendromu riski yüksek çıkanlara amniosentez uygulanması.

Ayrıntılı ultrasonda Down sendromu düşündüren bulgular yoksa anne adayına üçlü test önerilebilir. Anne adayının isteği direkt amniosentez yapılması yönündeyse bu mutlaka dikkate alınır.

Üçlü test ile 11-14 testi karşılaştırması

Down sendromu riskinin belirlenmesinde özellikle 2000 yılının sonlarından itibaren giderek artan sıklıkta uygulanmaya başlanan
11-14 testinin en önemli iki özelliği 11-14. haftalar arasında yapılması nedeniyle risk tahminini daha erken haftalarda yapması ve ikinci ve daha önemli özelliği testin hassasiyetinin üçlü teste göre belirgin şekilde daha yüksek olmasıdır.

11-14 testinin bu avantajı yanında üçlü teste göre dezavantajı, 11-14 testinde anne kanında alfafetoprotein (AFP) ölçümü yapılmamasıdır. Üçlü testin yapıldığı haftalarda anne kanında AFP yüksekliği saptanması bebekte yukarıda anlatılan bazı anomalilere işaret etmesi yanında, gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkması muhtemel bazı normaldışı durumlar konusunda da uyarıcı olmaktadır. AFP yüksekliği saptanan annne adaylarında gebeliğin ilerleyen haftalarında
preeklampsi, IUGG (bebekte gelişme geriliği), ablasyo (plasentanın erken ayrılması) gibi normaldışı durumlar istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmaktadır.

Asıl tartışma konusu şudur: yakın bir zamanda 11-14 testi üçlü testin yerini tümüyle alacak gibi görünmektedir. Böyle bir durumda anne adaylarına 11-14. haftalar arasında bu testi yaptıktan sonra 16-18. haftalar arasında üçlü test yapılmalı mı?, bu haftalarda yanlızca AFP bakmak yeterli mi?, ya da yanlızca 19.-23. haftalar arasında ayrıntılı ultrason yapmak yeterli mi?

Bunun cevabını şu anda her kadın-doğum uzmanı kendi tecrübelerine göre vermektedir


Gebelikte Yolculuk
Gebelik dönemi tatil ya da başka bir nedenle yolculuk yapılmasının kısıtlanması gereken bir dönem değildir. Ancak bazı noktalara dikkat edilmelidir. Yolculuk esnasında uzun süre oturmak durumunda kalmak kan dolaşımını yavaşlatır. Bu da, özellikle son aylarda kramplara, yorgunluğa ve bel ağrısına neden olur. Bu nedenle uzun süreli yolculuklarda 2-3 saatlik aralıklarla ayağa kalkıp en az 5 dakika dolaşmaya özen gösterilmelidir. Gebeliğin son aylarında uzun süren yolculuklardan kaçınılmalıdır. Doğum eyleminin başlama olasılığının yüksek olduğu son haftalarda zorunlu olarak yapılacak yolculuklarda her türlü ihtimale karşı yol üzerindeki sağlık merkezlerinin telefonlarını ve adreslerini almalıdır.Gebelik dönemi tatil ya da başka bir nedenle yolculuk yapılmasının kısıtlanması gereken bir dönem değildir. Ancak bazı noktalara dikkat edilmelidir. Yolculuk esnasında uzun süre oturmak durumunda kalmak kan dolaşımını yavaşlatır. Bu da, özellikle son aylarda kramplara, yorgunluğa ve bel ağrısına neden olur. Bu nedenle uzun süreli yolculuklarda 2-3 saatlik aralıklarla ayağa kalkıp en az 5 dakika dolaşmaya özen gösterilmelidir. Gebeliğin son aylarında uzun süren yolculuklardan kaçınılmalıdır. Doğum eyleminin başlama olasılığının yüksek olduğu son haftalarda zorunlu olarak yapılacak yolculuklarda her türlü ihtimale karşı yol üzerindeki sağlık merkezlerinin telefonlarını ve adreslerini almalıdır.



Gebelikte CinsellikSağlıklı seyreden bir gebelikte cinselliği kısıtlamak için bir neden yoktur. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında ve son aylarında yorucu bir cinsel temastan kaçınılmalıdır. İlk aylarda düşük olabileceğinden, son aylarda da enfeksiyon meydana gelebileceğinden dikkatli
davranmalıdır.Sağlıklı seyreden bir gebelikte cinselliği kısıtlamak için bir neden yoktur. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında ve son aylarında yorucu bir cinsel temastan kaçınılmalıdır. İlk aylarda düşük olabileceğinden, son aylarda da enfeksiyon meydana gelebileceğinden dikkatli
davranmalıdır.

Gebelik Psikolojisi


Gebelikte vücutta olan değişmelerin yanında psikolojik değişikliklerde yaşanır. Gebe kadın her zamankinden daha duygusal, daha hassastır. Ani heyecan, üzüntü, korku gibi durumlar hormonları etkileyerek ilk aylarda düşüğe ve ilerleyen aylarda erken doğuma neden olabilir. Bebeğin istenip istenmemesi, cinsiyeti, sağlık durumu ve aile içi ilişkiler, sosyoekonomik durumla ilgili endişeler gebenin psikolojik durumunu etkiler. Doğum korkusu, bebeğin bakımı ile ilgili kaygılar gebeyi tedirgin edebilir. Eşler arasında sevgi; saygı ve güven duygusu bu dönemin sağlıklı geçirilmesine çok önemlidir. Eşler birbirine destek olmalıdır. Koca, gebeliğin kadında yaratacağı fiziksel ve psikolojik sıkıntılara hazırlıklı olmalı, anneye mümkün olduğu kadar anlayışlı davranmalıdır. Gebelikte vücutta olan değişmelerin yanında psikolojik değişikliklerde yaşanır. Gebe kadın her zamankinden daha duygusal, daha hassastır. Ani heyecan, üzüntü, korku gibi durumlar hormonları etkileyerek ilk aylarda düşüğe ve ilerleyen aylarda erken doğuma neden olabilir. Bebeğin istenip istenmemesi, cinsiyeti, sağlık durumu ve aile içi ilişkiler, sosyoekonomik durumla ilgili endişeler gebenin psikolojik durumunu etkiler. Doğum korkusu, bebeğin bakımı ile ilgili kaygılar gebeyi tedirgin edebilir. Eşler arasında sevgi; saygı ve güven duygusu bu dönemin sağlıklı geçirilmesine çok önemlidir. Eşler birbirine destek olmalıdır. Koca, gebeliğin kadında yaratacağı fiziksel ve psikolojik sıkıntılara hazırlıklı olmalı, anneye mümkün olduğu kadar anlayışlı davranmalıdır.


Kaynak: Megep,
www.fetalmedicine.org,www.gebelik.org

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Fikrinizi paylaşın