30 Eylül 2013 Pazartesi

Zor günlerdi azizim... Zor!

Banyo yapmanın lüks sayıldığı zamanlardı.

Ekmek karneyle dağıtılmıyordu belki ama, şeker, çikolata, cips yiyebilmek, kola içebilmek imkansızdı. Tatlı krizlerini bakkala gizlice sipariş ettiğimiz, gazeteye sarılı halde gelip kilerin en arkalarına zulananan nutellaları gizlice kaşıklayarak geçiştiriyorduk.

Tuvalete istediğin an gidebilmek neredeyse imkansızdı. Gidebildiğin anlarda da ihtiyacını görünceye kadar kalamıyordun zaten, hemen kapıya dayanıyorlardı.

Gece uykuları bölük pörçük uyumamıza izin verdikleri yetmezmiş gibi, sabah gün ışırken kaldırılıyor ve işe koyuluyorduk. Gün boyu neredeyse kahve molası bile veremeden, nefes alamadan çalıştırılıyor, akşam olsa da ayaklarımızı uzatıp dinlensek diye saatleri saydığımız halde, akşam saatlerinde de olur olmaz sebeplerle çıkartılan tartışmalarla psikolojik olarak yıpratılıyorduk.

Durum bundan ibaretken, şikayet etmek, mızmızlanmak imkansız gibiydi. Deneyen hemen toplumdan dışlanıyor, "beceriksiz" muamelesi görüyordu. Ulvi duygular yaşar gibi davranmak zorundaydın. Aksi mümkün değildi. Yoksa eleştirilerle, kötü sözlerle, aşağılanmalarla uğraşmak zorunda kalıyordun. Hele senden daha kıdemlilere, içinde bulunduğun durumu asla şikayet edemezdin.

Yok ya, bir savaş durumundan, afetten falan bahsetmiyorum. Anne olmaktan bahsediyorum.
Abartıyor muyum?
Bence hayır.

Twitterda yeni takip etmeye başladığım bir annenin twitinden sonra aklıma geldi bunlar; "Tuvaletini kucağında bebekle yapmak zorunda kalmamış hiç kimse bana anneliği abarttığımı söylemesin!" Cümle tam bu değilse de buna yakın birşeydi, çok güldüm. Sonra durdum, cidden kaç kez kucağımda bebekle tuvalete gittim ben, hele iki çocuk olduktan sonra.

Bunları yaşamıyorsan abartılıyormuş gibi geliyor olabilir ama, eğer ihtiyaç hissettiğin an tuvalete gidebiliyorsan, banyo yapmak sana lüks gibi gelmiyorsa, tuvalette kaldığın süre boyunca kapın yumruklanmıyorsa, değerini bil.

Abartmıyorum.



Bumerang - Yazarkafe