Her "Bebek" doğduğunda bir "Anne" doğar.

Bu Blogda Ara

Bloga Üye Ol

Beylikdüzü Mekanları

Işığını Takip Edenler

Beylikdüzü Anaokulu

Bumerang - Yazarkafe

Kasım 25, 2013

Duygular yaşamak içindir dostum! Bölüm 1



Duyguları anlamak ve saygı göstermek toplumumuzda çok rastlanan bir durum değil maalesef. Hatta kendi duygularımızı tanımak ve dile getirmek konusunda da pek başarılı olduğumuz söylenemez. Asıl istediğimiz çok farklıyken topluma uymak, arkadaşlarımıza uymak, başkaları öyle istiyor diye öyle istiyormuş gibi davranmak zorunda kalan insanlarız. Çok az sayıda ve şanslı olanlarımız (muhtemelen küçükken buna izin verildiği için) kendini ve duygularını oldukları gibi ortaya koyabiliyor.

Düşünün, bir acı yaşadığınızda,çevrenizde herkes size o acıyı unutturmak için çabalar. Diyelim bir ayrılık yaşadınız, zaten o kişi sizi hiç hak etmemiştir, başkası mı yoktur, boşver-dir... Kimse acınızı paylaşmaz bu durumda, herkes sizi acınızdan kurtarmaya çalışır. Aslında doğru olan bu mudur peki?

Haydi şimdi hep birlikte çocukluğumuza dönelim... Uzanın!

Düştün, annen ya düştüğün yeri dövdü, ya "dikkat etseydin"le başlayan bir vaaz verdi, balonun kaçtı, yerine ağzına çikolata sokuşturuldu ya da birileri daha büyük bir balon almaya söz verdi, kardeşin oyuncağını aldı, kavga çıktı, ikiniz de terlikleri yeyip poponuza tıpış tıpış oynamaya geri döndünüz, dedeniz öldü, bulutlara çıktı dediler, kediniz kaçtı, annesini özlemiştir dediler. Hep bir avutma ya da geçiştirme çabası ile büyüdünüz.

Çocuklar hep böyle büyür. Hiç bir duygusunu tanımadan. Sonra da ne hissetmesi gerektiğini, duygularını nasıl anlatması gerektiğini bilmeyen, sorunlardan ve mutsuzluktan kaçmaya çalışan bir yetişkin haline gelir.

İkinci gebeliğim hiç beklemediğim bir şekilde sonlanınca çevremde bir tiyatro başladı. Sanki üzülmemem gerekiyormuş gibi, umurumda değilmiş gibi davranmak zorunda kaldım ben de. Üzüntümü paylaşmak yerine beni mutlu etmeye çalıştı herkes (sağ olsunlar tabii ama olması gereken bu değildi) Acımı konuşamadan, yaşayamadan, doya doya ağlayamadan "normal" hayatımıza devam ettik ve gariptir ki, arayan hemen herkes aynı cümleyle başladı konuşmaya; "böyle zamanlarda ne denir bilmiyorum ama..." sonra da bildik avutucu cümleler, yine olurdu, böylesi daha iyiydi belki, her şerde bir hayır vardı...

Oysa ancak dibine kadar yaşandığında atlatılabiliyor acılar, kimse bilmiyor. Çünkü bize böyle öğretilmiyor.

Psikologlar size hep aynı şeyi söyleyecektir bu konuda mesela; tekrar yükselebilmek için dibe vurmak gerekir. Ancak bu şekilde daha güçlü devam edilebilir. (evet bir nevi; sizi öldürmeyen şey güçlendirir)

Çoğu ebeveyn kitabındaki, çocukların öfke ya da ağlama krizleri ile ilgili öneriler işte tam da bu yüzden çok sakıncalı geliyor bana. "Görmezden gelin" "Dikkatini başka yöne çekin" Bir dönem bunları "denemeyi denesem" de, annelik içgüdüsü mü, fazla duygusal bir insan olmam mı sebebi nedir bilmiyorum ama devamını getiremedim bu taktiklerin. Sonra bir gün bir kitap okudum, hayatım değişti! (klişenin dibisin!)

Naomi Aldort'un duygular hakkındaki tespitlerini ve önerilerini kesinlikle her anne okumalı. Hatta ezberlemeli (ki bu konuda hızla ilerliyorum)

Öncelikle,ağlayan bir çocuğa asla ama asla "neden ağlıyorsun?" diye sorulmamalıymış zira bu ona, düpedüz "ben ortada ağlamanı gerektirecek bir sebep göremiyorum" demekmiş. Çocuğun duygularını inkar eden bu girişle konuşmaya başlandığında çocuk duygularını size kapatabilirmiş. Bunun yerine tahmin yürütmek gerekliymiş. "Canın mı acıdı?" ya da çocuk yürürken birden ağlamaya başladıysa "Yoruldun mu?" vs cümleler çocuğa duruma hakim olduğunuz ve onu anladığınız mesajını veriyormuş.

Çocuğun dikkatini başka birşeye çekmeye çalışmak, onun duygularını bir kez daha inkar etmeniz demek olurmuş, mesela ağlayan çocuğa "ne oldu?" diye sordunuz ve o da sıkıldığını söyledi, siz de ona "aaa ama burda ne kadar güzel şeyler var" dediniz. Burada çocuğa iletilen mesaj tam olarak "aslında sıkılmıyormuşsun ve burada mutluymuşsun gibi davranmanı istiyorum" olacakmış. Bu da çocuğa hayatı boyunca duygularını yaşama ve onlar hakkında konuşma konusunda sıkıntı olarak dönecekmiş. Ya da "anladım, sıkıldın ama biraz beklememiz gerekiyor" dediniz, bu da onu ve duygularını küçümsediğiniz mesajını veriyormuş. Böylece çocuğunuz onun tarafında olmadığınızı düşünmeye başlayacakmış. Konuşma uzadıkça çocuk sizi hikayesine inandırabilmek için (burası çok sıkıcı) çabalayacak ve kaçınılmaz bir öfke/ağlama krizi ile karşı karşıya kalacaksınız diyor Naomi. (welcome to terrible two)

Peki yapılması gereken neymiş? Çok basit; çocuğunuzu onaylayın.

Yine aynı örnek üzerinden gidersek, çocuk mızmızlanmaya başladığı an, "Sıkıldın mı?" "Bence de burada beklemek çok sıkıcı" "Keşke işleri daha çabuk halletmenin bir yolu olsa" türü ondan tarafta olduğunuzu belirten cümleler kurun böylece çocuğun sizi ikna etmek için sesini yükseltmesine, ağlamasına ve krize girmesine gerek kalmasın diyor.

Ne kadar mantıklı değil mi? Benimle aynı fikirdeysen, seninle neden tartışayım ki?

Bazen de onaylanan çocuk daha çok bağırıp ağlamaya başlar ancak ağlaması bittiğinde duygusunu tamamlayıp hayatına devam edebilir. "Çocuklar onlara acı veren duygulara takılıp kalmazlar, güçlü bir şekilde hayatlarına devam edebilirler çünkü bu duygularla ilgili geçmişten gelen yükler taşımazlar. Duygular bir çeşit boşalım yoludur. Tıpkı ter ve idrar gibi. Duyguların onaylanması gerekir ki bize engel olmasınlar. Tıpkı terleyince yıkanmak gerektiği gibi"

Çok açık ve net. Çocuğun duygularını dibine kadar yaşamasına ve ifade etmesine izin vermek gerek. Çünkü; "ifade edilmeyen duygular yüzünden zihin olayı dramatik bir hale getirir ve çocuğun duygusal özgürlüğünü hayatı boyunca kısıtlar. Korktuğunuz veya kendinizi yetersiz hissettiğiniz bir alan varsa, mutlaka geçmişinizde bununla ilgili bir hikaye vardır."

Çocuğun duygusunu anladığınızı ve paylaştığınızı belli etmek için yapılacak tek şey durumun özetini çocuğa sunmakmış; "o çikolataları çok beğendin ve almak isterdin değil mi?" "O oyuncakla sen mi oynamak istiyordun?" "Sen gitmek istemiyorsun ama parktan çıkmamız gerekiyor değil mi?"... sonra da bunun neden olamadığını/ olamayacağını çocuğa açıklamak ve bir dahaki sefere nasıl olursa bunun olabileceği konusunda fikrini almak çocuğa net olarak "seni anlıyorum ve duygularını paylaşıyorum" mesajını iletiyormuş.

Duygularını tanıyabilen, onlar hakkında konuşabilen çocuklar yetiştirebilme serüveni böyle başlıyor, bu konu benim kişisel olarak ilgimi çekti zira bu konuda eksiklerim olduğunu düşünüyorum. Çocuklarım bu konuda sıkıntı çekmesin diye çok uğraştım bu yüzden. Şimdi neden, nasıl davranmam gerektiğini daha net olarak görebiliyorum. Çocuklarınızın duygularını görmezden gelmeyin, geçiştirmeyin... Çünkü Naomi diyor ki; Bir çocuğun duygularını ifade etmesini engellemek onları hissetmesini engellemez!

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Fikrinizi paylaşın