27 Kasım 2013 Çarşamba

Duygular yaşamak içindir dostum! Bölüm2

Birinci bölümde Naomi Aldort önerisiyle, çocuğumuzla konuşurken kaçınılması gereken cümleleri yazmıştım, bu cümlelerden biriyle devam ediyorum ikinci bölüme; hepimizin yaptığı birşey bu aslında, en azından ben sıkça kullanıyorum bu sözcüğü "üzgünüm ama..." Çocuklar çok kapsamlı düşünemedikleri için, böyle başladığınız cümle onun için kafa karışıklığından başka birşey olmayacakmış. "Üzgünüm ama o şekeri yiyemezsin" dediğinizde çocuk biraz da sizi üzüntünüzden kurtarmak için isteğinde diretecektir diyor Naomi. Gerçekten üzgün olmadığımız sürece, çocuğa üzgünüm diye başlayan cümleler kurulmamalıymış.

Genel yaygın kanının aksine "çocuklar yetişkinleri üzmek ya da kızdırmak için öyle davranmazlar" diyor Naomi.

Çoğu zaman yanlış cümleler ve yanlış tepkilerle çocumuzla aramıza mesafeyi farkında olmadan kendimiz koyuyoruz.

Takip ettiğim bir mail grubunda,bir annenin paylaştığı anısı buna çok güzel bir örnek olabilir; çocuk okuldan gelince annesine "bugün arkadaşlarımdan birinin annesi yemeğimi bitirmeden dışarı çıkamayacağımı söyledi, ben yemek istemediğimi söyleyince de zorla ağzıma soktu" diyor, anne çıldırıyor sinirinden, "kimse sana böyle davranamaz, neden izin verdin, neden öyle yapmadın, neden böyle yapmadın" diye başlayıp bu durumda çoğumuzun yapabileceği gibi, söylenip duruyor, o kadar kızıyor ki, çocuğun o esnada ne hissediyor olabileceği aklına gelmiyor. (çok normal, ben Ada'dan böyle birşey duysam üzerine bir de ertesi gün soluğu okulda alırdım!) Bir kaç gün sonra çocuk okuldan döndüğünde çok keyifsiz görünüyor, anne ısrar ediyor, çocuk birşey anlatmıyor, yatma zamanında kitap okurlarken birden "anne çöpten birşey alıp içersek hasta olur muyuz?" diye soruyor, anne bu kez temkinli bir şekilde yaklaşıyor ve tuzak sorularla gün içinde neler yaşandığını öğreniyor. Aynı kadın bu kez elindeki meyve suyunu bitirmeden dışarı çıkamayacağını söylüyor çocuğa, çocuk bu kez sinirleniyor ve meyve suyu kutusunu çöpe atıyor, kadın çöpten kutuyu zorla aldırıyor çocuğa ve içindekini bitirtiyor. Anne yine çileden çıkıyor ancak bu kez çocuğa karşı daha sakin yaklaşmayı başarıyor ve "neden okuldan gelir gelmez söylemedin?" diye sorduğunda "yine bana kızacağından korktum" diyor çocuk. Aslında annenin kızdığı kendisi değil, burada kabahatli olan o bile değil ama annenin tepkisinden ve söylediklerinden o kadar korkmuş ki, aynı olay tekrarlandığında annesiyle paylaşmaktan çekinmiş. Belki de çöpten aldığı kutu yüzünden hastalanacağından korkmasa, bu konu anneye hiç açılmayacaktı...

Ada ile yaşadığımız benzer bir durum da buna örnek olabilir aslında, okula yeni başladığı günlerde heyecanla gelip "anne okulda ne izledik biliyor musun! marsupilamiii" diye anlatmaya başladı. Okulda TV izlemesi konusundan huzursuz olduğumdan, ben de "keşke daha faydalı şeylere harcasalar okuldaki zamanınızı, istediğin zaman internetten çizgi film izleyebiliyorsun zaten!" demiş bulundum. Sonrasında Ada "arkadaşlarım şunu izlediler ama ben bununla oynadım, ben resim çizdim, ben hobi köşesinde oynadım" falan demeye başlayınca hatamı anladım, sorunun onun çizgi film izlemesi olmadığını, okuldaki zamanını arkadaşlarıyla oynayarak geçirmesinin bana daha mantıklı geldiğini, arkadaşları çizgi film izliyorsa, isterse onlarla birlikte izleyebileceğini falan anlatıp durumu toparladım.

Çocuklar bencildir,  olan biten ne varsa kendi üzerine alınmaya meraklıdır diyordu çok eskiden okuduğum bir kitapta (hatırlayabilirsem daha sonra buraya adını yazarım, hatta annesi babası boşanan çocuk kendini suçlar, ebeveynlerinden birinin ölümünden bile kendini sorumlu tutabilir falan şeklinde örnekleri de vardı) bu yüzden tepkiyi ona vermiyor olmak durumu kurtarmaya yetmiyor. Çocuğa bunu açık ve net bir biçimde ifade etmek ve ilişkimize duvarlar örmemek gerekiyor ki çocuklar duygularını ifade etme konusunda kendilerini engellenmiş hissetmesinler.

Naomi'nin SİDOT yöntemi bu konuda biraz dikkatli olmamızı sağlayabilir belki. Bu yöntemde ilk tepki asla çocuğa verilmiyor, (S) sessizce içinden konuşuyor, düşüncenin sebebini bulmaya çalışıyorsun, böylece asıl kızdığın nedir, çocuğuna nasıl yaklaşman gerekir buna emin olduktan sonra ikinci aşamaya (İ) geçiyorsun.

İlk tepkimiz ve kurduğumuz cümle çok önemli çocuklar için. Konuşmanın geri kalanını o belirliyor çünkü. Çocuğun kendini kısıtlanmış, suçlanmış, güvensiz hissetmesine yol açacak bir tepki, duygularını ifade etmesini engelleyebilirmiş ve bu da duygularının onu sıkıntıya sokacak kadar birikmesine sebep olabilirmiş. (böyle genellemelerden pek hoşlanmıyorum ancak aklımızda bulunsun diye yazıyorum, duyguların birikmesi çocukta saldırganlık, depresyon, tik, öğrenme bozukluğu, uyku düzensizliği gibi pek çok fiziksel, davranışsal ve gelişimsel tepkiye sebep olur diyor Naomi)

Çocuğumuz bizimle konuşurken kaçınmamız gereken bazı durumları da şöyle toparlamış;
- Çocuğun zihninde duygular yaratmaktan kaçının. O henüz tepkisini vermeden "çok üzülmüş olmalısın" "çok sinir bozucu" vs ifadelerde bulunursanız sizin yorumunuzu benimseyebilir ve kendi değerlendirmesini yapamaz. (bunu ben çok yapıyordum, duygularını anlamasına yardımcı olduğumu düşünüyordum ancak hata ediyormuşum, öğrenmiş oldum.) Çocuk birşey olmamış gibi hayatına devam ediyorsa ona üzülmeyi öğretmeyin ancak ağlıyor ve duygularını paylaşmaya çalışıyorsa dramatik tepkiler vermeden dinleyin.
- Ebeveynler kendi endişelerini ortaya koyduğunda çocuk duygularını dram haline getirip geri yansıtır. Ebeveynler öfke nöbetinin veya üzüntünün serbestçe gelip geçmesine izin vermeyi öğrendikleri zaman,çocuğun bunu rahatlıkla aşabilmesine şaşırırlar.
- Gerçekleri değiştirmeye, çocuğu içinden bulunduğu durumdan çıkartmaya çalışmayın. Bu çocuğa duygularını yadsımayı öğretir. Mutluluğu ancak gerçeklerle barışık olduğumuz zamanlarda hissedebiliriz. Ebeveynin desteğiyle duygularını yaşayan bir çocuk, yoğun duygular yaşamanın insan olmanın bir parçası olduğu sonucunu çıkartır.
- Çocuğunuzun tatsız duygularını ifade etmesini engellemeye çalıştığınızı fark ettiğinizde durup amacınızın ne olduğunu kendinize sorun. Çektiği acıyı ifade etmesini engellediğinizde çocuk bu duyguyu içine gömer. (1. bölümde bununla ilgili "ifade edilmeyen duyguların olayı dramatik hale getirdiği ve bunun çocuğun hayatı boyunca duygusal özgürlüğünü kısıtladığı ile ilgili bölümü paylaşmıştım)Ayrıca bu tavır çocuğa duygularını saklamayı, rahatsızlık veren durumlar karşısında zayıf olduğunu öğretir.

Naomi'nin harika bir örneği ile bitiriyorum; Annenizin ölmek üzere olduğunu öğrendiğinizi ya da eşinizin size boşanma davası açtığını hayal edin, çaresizlik içinde, konuşmak, ağlamak, öfkenizi dışa vurmak için bir arkadaşınızı ararsınız, siz henüz anlatmaya başlamışken arkadaşınız size tavsiyelerde bulunmaya başlasa veya "haydi sinemaya gidelim, aklın dağılsın" dese, onun çalan telefonları yüzünden konuşmanız sürekli kesilse, araya giren başka şeyleri umursamadan yalnızca size odaklanmasını ve yalnızca sizi dinlemesini istersiniz.

Çocuklar da aynı ihtiyacı hisseder.

Eğer çocukken yaşadığınız duygu yoğunluklarından "kurtarıldıysanız" ya da "dinlenmediyseniz"  bunu öğrenmemiş olabilirsiniz ve çocuğunuzun bu ihtiyacı sizi rahatsız edebilir. Ancak çocuğunuza kulak verirseniz siz de duygularınızdan kaçmak yerine onları yaşama becerisi geliştirebilir, bazı duygularınızı tetikleyen düşüncelerinizi keşfedebilirsiniz. 

Çok uzatmadan bu konuda çok güzel bir yazı yazmış olan BlogcuAnne'nin bloguna gönderiyorum sizi; Buyrun
Bumerang - Yazarkafe