19 Aralık 2013 Perşembe

You are mobbing everday!

Mobbing: Latince kökenli sözcük; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir. En iyi ifade eden anlamıyla yıldırma veya iş yerinde psikolojik terör anlamlarıdır. Özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır. (vikipedi)

Bu mobbing belasıyla ilk karşılaşmam değil aslında, kendisi işimden ayrılmama sebep olmuştur. Erkek egemen bir sektörde, başarılı bir kadın yönetici olarak, azim ve hırsla uzunca süre dirensem de sonunda yaşadığım sıkıntıların gereksiz olduğuna karar verip istifa mektubumu muhasebe müdürünün masasına bırakmayı uygun gördüm, sonrasında sen sağ ben selamet.

İlk ve son muhatap oluşum zannediyordum bu kelimeyle. İş hayatı yoksa mobbing de yoktur. Ha canım öyle zannet. Mobbingin kralı annelere yapılıyormuş meğer ve öyle istifa mektubuyla ya da toplantı esnasında laf sokmayla falan da yırtamıyormuşsun. Çatır çatır mobbingliyorlarmış arkadaş, gıkını da çıkartamıyormuşsun.

Ben garantici bir insanım. Mutlu olabilmem için emin olmam gerekiyor. Hayatımın her dönemi böyleydi. Anne olunca iş biraz sarpa sardı. Çünkü annelik sürekli bir endişe ve asla emin olamama hali. Durum zaten böyleyken daha anneliğin ne olduğunu anlayamadan annelik endişeleriyle tanıştım (merhaba tombul teyze, konu yine sana geldi, sevgiler)

Henüz karnım yeni belli olmaya başlamışken, hedef noktası haline geldim. Aman evladım şöyle yapma çocuğun böyle olur, aman evladım şunu yeme çocuğun şöyle olur söylemleriyle hayatımı kabusa çevirmeye başladı endişe. Gerçekten öyle oluyor mu, gerçekten böyle oluyor mu, bilimsel bir dayanağı var mı diye Google ile kanka olmam da o dönemlere dayanıyor zaten. Sonra Ada doğdu. Sütün yok, sütün yetmiyor, sütün yaramıyor, sütün üşüyor şeklinde bir süt bidonu muamelesine maruz kaldım. Çocuğum iki ağlayacak olsa yediğime, içtiğime, giydiğime karışılmaya başlandı. Hayır, zaten endişe kumkuması halinde insanların ağzının içine bakıyor lohusa kişisi o dönemlerde, iki çift güzel söz söylemek bu kadar mı zor ki sürekli bir olumsuzluk, sürekli bir eleştirme haliyle üzerine gidiyorsun, sürekli korkutmaya, eksik hissettirmeye çalışıyorsun be annem?

Çocuk hava alsın diye sokağa çıkmaya korkar olmuştum, "hii üşür bu evladım" "amaaan elleri buz olmuş" "şapka taksaydın buna" (bu arada Ada mart doğumlu, sokağa çıkabilmeye başlamamız mayıs-haziran aylarına denk geliyor) Çocuk pusette uyuyacak diye korkudan aklım çıkardı ki biri gelip boynunu düzeltir, biri gelir üzerine örttüğüm battaniyeyi gıdısına tepiştirir, biri gelir pusetin ayak kısmını kaldırmaya çalışır, çünkü ben salağım, düşünemiyorum bu kadarını, bu çocuk da zaten benim değil, emanet aldım, iyiliğini elin teyzesi kadar düşünemiyorum!

Ada büyüdükçe Mobbingin dozu da arttı, "çok şımartmışsınız bunu" "terbiye vermediniz mi buna" "sınırları öğretememişsiniz" şeklinde direk çocuğumu ve anneliğimi hedef alan eleştiriler almaya başladım. Sınır nedir arkadaş, çocuk bu koşacak, zıplayacak, hayır İstanbul'da ağaç vardı da biz mi tırmandırtmadık? Koltuğa tırmanıyor diye neden malum yerinde kurt olsun çocuğumun!

Okula başlamak başlı başına bir stres kaynağı oldu, ki bizi tanıyanlar son bir yıldır ne çektiğimi net olarak biliyor. Günlerce uyumadan bilgisayar başında okul araştırdım. Yok proje okulları, yok laboratuvar okulları, kolej mi iyi devlet okulu mu iyi derken gebeliğimde alabildiğim 3-5 ekstra kiloyu da okul stresine yedirdim. Neticede allah utandırmasın dedik, kararımızı verdik, bir ayda dört yıldır duymadığım kadar şikayet duydum okuldan da çocuğumdan da! Mobbing neymiş insan nasıl yıldırılıyormuş dibine kadar yaşıyorum şu sıralar. Öğretmeni "çok şımartmışsınız" diye suçluyor, rehber öğretmeni "evde kural koymamışsınız" diye. Şımarttık evet, çocuk bu şımaracak arkadaş, ne yapsaydık Alman mürebbiye mi tutsaydık çocuğa?

Annelik sürekli yaptıklarından kuşku duyma hali. Emin olduğun iki gram şey varsa ondan da bu mob canavarları sayesinde kuşkuya düşüyorsun zaten.

Anne dediğin (en azından benim bildiklerim) sürekli kendini sorguluyor, sürekli hata arıyor, her yaptığını bin beş yüz kez düşünüp üç bin beş yüz kez tartıyor zaten. Bir de siz gelmeyin üstüne, hadi annem. Herkes kendi işine baksın.

Her attığımız adımın hesabını size verecek değiliz.
Biz anneliği sizden iyi biliriz! (siyasi göndermemi de yaptığıma göre yazı bitmiştir, dağılalım!)
Bumerang - Yazarkafe