18 Aralık 2015 Cuma

Bedenim Bana Ait, Bana Dokunma!


Geçtiğimiz günlerde Hülya Gürdamar Etüt Merkezi'nin, Yeşilkent İlkokulu'nda düzenlediği bir seminere katıldım. "Bedenim Bana Ait, Bana Dokunma!" ismiyle düzenlenen seminerin konusu, çoğumuzun tedirginlikle takip ettiği cinsel istismardı. 

Daha önce notlarını blogda detaylıca paylaştığım bir kitap ile hemen hemen aynı içerikte ilerleyen kısımları burada tekrar paylaşmayacağım. Dileyenler;

Çocuğun Cinsel Eğitimi ve Tacizden Korunma Rehberi

linkinden okuyabilirler. Kabaca, kitapta da sıkça bahsedilen, istismarcıların canavar görüntüsünde olmadığı,eylemlerin çocuğun, hatta çoğu zaman ailenin sevgisini ve güvenini kazanmış, güvenilir ve "düzgün" tabir edilen kişilerce gerçekleştirildiği, çocuğun bunu "sevgi" ya da "sevdiği bir arkadaşı ile arasındaki masum bir sır" zannettiği, hatta bazen başına ne geldiğinin farkında bile olmadığı ve ancak aradan yıllar geçtikten sonra bu davranışlara anlam verebildiği konuşuldu. 

Peki, bu "çok güvenilir" insanlardan çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Çocuğa, başına ne geldiğini anlayabilecek kadar bilgi vererek tabii ki. Çoğumuzun önceden izlemiş olduğu bir video ile örneklendirilmişti bu bölüm de;


video

Hatta "iyi dokunma- kötü dokunma" konularında şu videoyu da tavsiye ediyorum, halen izlemediyseniz;

video

Özetleyecek olursak;
- Çocuğunuz, vücudunun kendisine ait olduğunun farkında olmalı. Bunu sağlayabilmek için, çok küçük yaşlardan itibaren, zorla sevilmesine müsaade etmeyin ve siz de zorla sevip öpmeyin.
- Çocukta mahremiyet duygusu gelişmiş olmalı. Bunun için, odasına girerken kapı kapalıysa, kapısını çalmaya, yanında giyinip soyunmamaya, iç çamaşırlarını değiştirme işini küçük yaştan itibaren ona yaptırmaya dikkat edebilirsiniz.
- Doktor muayenesinde, okullardaki tuvaletlerde, yani yabancıların ona dokunmasını gerektirecek durumlarda, bu yabanıların onun rızasını almaları gerektiği konusunda telkinlerde bulunabilirsiniz.

Bunları yaparken aşırı davranışlardan kaçınmakta fayda var tabii ki. Ters etkisi de olabilir, bu organlara aşırı anlam yüklemek gibi.

Çocuğun cinsel istismara uğradığının nasıl anlaşılabileceği ile ilgili bilgileri de yine aynı kitaptan diğer paylaşımımda görebilirsiniz,

ÇCİ- Bölüm 2- Çocuklarda -normal- ve -normal dışı- cinsel gelişim



Genel içerik olarak bu bilgiler çerçevesinde olsa da, beni çok fazla etkileyen ve farkındalık uyandıran kısmından bahsetmek için yazdım aslında seminerle ilgili bu yazıyı. Çoğumuz Terrible Two denen dönemden itibaren, çocuğumuzun öfkesi ile karşılaşıyoruz. 18. Ay civarında başlayıp, neredeyse 3 yaşa kadar uzanan bu dönemde, çocuklarımız öfke krizleri yaşarken, bizler de bu krizleri atlatmanın çeşiti yollarını arıyoruz. Çocuğun ilgisini başka yöne çekmek, öfkesini bastırmak, bazen bu öfke krizleri karşısında cezalar vermek gibi pek çok şekilde, çocuğun öfkesini pasifize ediyoruz. 

Hülya Gürdamar, bu konuda şöyle diyor; "Çocuğun öfkesini pasifize ederseniz, öfkelenmesini gerektirecek durumlarda kaldığında kendini savunacağı silahı elinden almış olursunuz."

Seminerden çıktığımdan beri bu konu üzerinde düşünüyorum.

Eğer siz, çocuğunuzun ağlamasının, öfkelenmesinin kötü bir şey olduğunu düşünüyor ve böyle davranıyorsanız, onu zorlayan insanın ona sessiz olmasını söylemesini, öfkelendiğinde kızmasını, ağlayıp bağırdığı için onu tartaklamasını, canını yakmasını normalleştirmiş oluyorsunuz çocuğunuzun gözünde. Yani, ona zorla dokunan kişi -çocuk bunun normal olmadığını fark ediyor ve karşı koymaya çalışıyorsa bile- ağlayıp öfkelendiği için ona kızdığında, sizden daha farklı bir şey yapmamış oluyor. Siz eğer bu öfkeyi pasifize etmişseniz zaten çocuk ağlamıyor, öfkelenmiyor, bağırmıyor. Bunların bir işe yaramayacağını biliyor çünkü.

"Çocuğunuzun öfkelenmesine izin verin." diyor Hülya Gürdamar. Siz sessizce bitmesini bekleyin. Biliyorum ki hiç kolay değil bu. Şu sıralar 3 yaşını sürmekte olan bir Terrible Two bebeği ile baş etmeye çalışıyorum çünkü ben de. Ama ağlama konusunda bunu uzun zamandır yapabiliyorum. Demek ki yapılabiliyor.

Öfke sağlıklı bir duygu. Kontrol etmesini öğretmek gerekiyor sadece. Bunun için de bir kaç yöntemden bahsetti;

Kaplumbağa Tekniği;
- Öfkelendiğinizi fark ettiğiniz anda düşüncelerinizi durdurun ve kabuğunuza çekilin (o ortamdan uzaklaşın ve sakinleşene kadar dönmeyin) Sakinleştiğinizde sizi öfkelendiren soruna değil, çözüme odaklanın.

Trafik Işıkları;
Kırmızı- Dur : Öfkelendiğini fark et ve hareket etmeden önce dur.
Sarı - Hazırlan: İçinizden sakince ona kadar sayın ve çözüm yollarını düşünün.
Yeşil- Geç: Seçtiğiniz en iyi çözümü gerçekleştirin.

Siz bunları uygularsanız, çocuğunuz da uygulamaya başlayacaktır. 

Çocuğunuzun başkasına zarar vermesini engellemek için de ( bazen mağdur tarafta olmayabilir) çocuğunuzu vicdan sahibi bir birey olarak yetiştirmeye gayret edin ki, hem zarar görmesin hem de zarar vermesin diyor Hülya Gürdamar. Bunun için de, tüm canlıların yaşam hakkına saygılı olmak gerektiğini çok küçük yaşlardan itibaren (bir hayvan ya da bir bitki sevdirerek, zarar vereceğini düşündüğünüz anda, onun da bir canlı olduğunu telkin ederek) öğretebilir, çocuğunuza ve şahit olduğu her durumda herkese (şahit olmasa da herkese) adil davranarak adaleti öğretebilir, adil ve vicdanlı bir birey olmasına yardımcı olabilirsiniz.

Çocuğunuzu sürekli suçlarsanız, başına bu tür şeyler geldiğinde o da kendini suçlayacaktır. Ona yaşadığı hiçbir şeyin suçlusunun kendisi olmadığını, herkesin başına gelebilecek şeyler olduğunu, hissettiği duyguları herkesin hissedebileceğini öğretin. Bunun için de, duygularına ve kişiliğine saygı gösterin.

Eğer çocuk için normalleştirilmemiş bir durum varsa, çocuk bunu hemen fark eder. Diğer yandan zorla sevilmek, incitilip alay edilmek (maalesef toplumumuzun en sevdiği şey) öfkelendiği ya da ağladığı için azarlanmak ya da tartaklanmak, çocuk için normalse, cinsel istismar da ona normal gelecektir.


Duyguları kabullenmekle ilgili şu üçlemeyi de okuyabilirsiniz;
Duygular Yaşamak İçindir Dostum 1 

Duygular yaşamak içindir dostum! Bölüm2

Duygular yaşamak içindir dostum! 3. ve son bölüm

 



 

Bumerang - Yazarkafe