9 Ekim 2015 Cuma

Özgür irade illüzyonu

Bir çocuğumuz olacağını öğrendiğimizde, biz de çoğu ebeveyn gibi nasıl bir anne-baba olacağımızı konuşmaya başlamıştık eşimle. Mesela, O'na asla kendi fikirlerimizi empoze etmeme ve onu seçimlerinde özgür bırakma, birey olmasına izin verme konusunda kesin kararlıydık. Daha sonra okuduğum ebeveynlik kitaplarında "seçenek sunma" yönteminin çocuklar için hem özgüven sahibi olma, hem kendi tercihlerini yapmaya yönlendirme konusunda işe yaradığını, hem de çocuklara "sınır çizme" işine yaradığını, dolayısıyla da annelerin biricik kabusu olan o yaş dönemi krizlerine iyi geldiğini öğrenmiştim. Böylece bu yöntemi ailemizin yöntemi haline getirdik. "Bu pantolonu mu giymek istersin, bunu mu?" "Köfte mi yemek istersin, et mi?" "Parka mı gidelim arkadaşına mı gitmek istersin?" diye diye çocuğu yedi yaşına getirdik. Yöntemden de, ortaya çıkan sonuçtan da memnunduk aslında. Tam da olacağını iddia ettikleri gibi, özgüven sahibi, dayatmalarla asla iş yapmayan, kendi kararlarını kendi alan bir küçük insan oldu oğlumuz. Bu sebeple kızımızı da bu yöntemle büyütüyoruz.

Geçtiğimiz günlerde bir eğitim kurumunun tanıtım yazısına denk geldim. "Geleceğin liderlerini yetiştiriyoruz" "Minik CEOlar yetiştiriyoruz" gibi başlıkları olanları asla okumuyorum zaten, ancak bu kurumun başlığı direkt ilgimi çekti; "Kendini tanıyan çocuklar yetiştiriyoruz!" Kendini tanımak. Kim olduğunu bilmek. Ne istediğini bilmek. Evet, işte tam olarak biz bunun için bu yöntemi kullanarak çocuk büyütmüştük. İçeriği okurken, bir yandan da sinsi sinsi "seçenek sunma" yöntemine atıf yapılacak ve ebeveynliğimizle gurur duyacağım diye düşünüyordum. Fakat tam olarak, bu yöntemin doğruluğunu sorgulatacak şu cümleye denk geldiğim andan beri, yani iki üç gündür falan, bunun üzerinde düşünüyorum;

" Çocuklara seçenek sunduğunuzda, elbette birini seçerler, ama bu, özgür bir seçim olmaz."

Eee? Nasıl yani? 
 
Mesela, "çocuğa "gitar mı çalmak istersin, keman mı?" diye sorduğunda çocuk ikisinden birini seçer, kendi tercihiymiş gibi görünen bu seçim, aslında sizin tercihinizdir" diyor. "Biz kurumumuzda çocuklara tüm enstrümanları tanıtıyoruz, hepsine dokunuyor, dinliyor, ne işe yaradığını anlıyor ve tercihlerini böyle yapıyorlar. Bu özgür bir seçimdir."

Bunun üzerinde bir kaç gündür düşünüyorum aslında haklı bir eleştiri olduğuna karar verdim.  Evde de, okulda da çocuğa belli sınırlar içinde seçme hakkı veriliyor aslında. 

Dil öğrenecekse, dünyada konuşulan tüm dilleri anlatıp, hangisini öğrenmeyi seversin diye sormuyor kimse, okuldan üç-beş seçenekli bir form geliyor, aile çoğu zaman ekonomik kaygılarla (hangi dili öğrenirse CVsinde işe yarar?) seçim yapıyor ya da bizim gibi "evladım gel bakalım, hangisini istiyorsun?" diye soruyor, çocuk birini seçiyor. Özgür iradesiyle (!) seçtiği dili öğreniyor çocuk.

Ya da spor konusunda, kısıtlı bilgisiyle (arkadaşlarıyla futbol oynamış, babasıyla basket oynamış, tatillerde yüzmüş, sadece bunların spor olduğunu sanıyor.) kendisine sunulan seçenekler içinde tercih yapıyor ve "özgür iradesiyle hobi seçmiş" oluyor.


Bildiği başka bir spor yok.
Başka bir dil olabileceğini bilmiyor.
Başka  müzik aletlerini tanımamış.

Bu seçimler nasıl kendi seçimleri olabilir?

Bazen bildiği, tanıdık geleni seçiyor.
Bazen sizin seçtikleriniz arasında, kötünün iyisini seçmek zorunda kalıyor.

"Seçenek sunma" yönteminin anlatıldığı bir kitapta, bu yöntemi açıklarken, küçük çocuklar için dünyanın, kaldırabileceklerinden daha fazla uyaran içerdiğinden bahsediyordu. Mesela küçük bir çocuğa "ne yemek istersin?" diye sorduğunuzda, sınırsız seçeneklerin onu strese sokacağını bunu engellemek için seçenekleri daraltarak ona yardımcı olmanız gerektiğini anlatıyordu. Bu, çok mantıklı bir açıklama. Seçeneğiniz ne kadar çoksa, aklınız o kadar çok karışır, aklınız ne kadar çok karışırsa, o kadar strese girersiniz. Şimdi, bir yanımda bu çok mantıklı düşünce var, diğer yanımda da sınırlı seçeneklerin özgür iradeyi bir kandırmacaya çevirdiği gerçeği. Kafam karışık.





Not: Eğitim kurumunun adını reklam yazısı olarak algılanmaması için bilerek vermedim. 




Bumerang - Yazarkafe