6 Mayıs 2016 Cuma

Charlie Chaplin ve Çocuk Yetiştirme Biçimleri



Charlie Chaplin'in çocuk yetiştirme konusuyla ne alakası var diye düşünebilirsiniz ama sabah mailime düşen bir yazı bana bu yazının kapısını araladı. Bence Charlie Chaplin'in çocuk yetiştirme stillerimizle çok da alakası var. 

Charlie Chaplin, 70. yaş gününde kendine bir mektup yazmış. İnanılmaz hoşuma gitti bu mektup. Öylece okuyup geçemedim. Üzerinde epeyce bir düşünmem gerekti. 

İtalik kısımlar mektuptan, diğerleri benim düşüncelerimden gelen bu yazıyı tasarladım sonra da. 



"Kendimi gerçekten sevmeye başladığımda anladım ki duygusal acılar ve keder yapılmış birer uyarıydı bana, kendi gerçeğime karşı yaşadığımı anımsatıyorlardı.
Biliyorum buna bugün özgün olmak diyorlar."

Çocuklarımızın özgün olmasına, kendi gerçekleriyle yaşamalarına izin veriyor muyuz? Onları yetiştirmekten anladığımız şey, onları şekillendirmek iken bu mümkün mü? Bence değil. İnanmadıkları bir şekilde yaşamaya mahkum ediyoruz onları. Bizim seçtiğimiz hayatları yaşatıyoruz. Özünde ne olduğunu bilmeden, kendi belirlediğimiz şekilde eğitmeye çalışıyoruz. Kafamızda bir çerçeve var ve çocuklarımızı o çerçevenin içine sığdırmaya çalışıyoruz. O çerçevenin içine sığacak kadar şekil değiştirip mutsuz yetişkinler olduklarında da hayatı ya da başkalarını suçlayıp duruyorlar. Kendileriyle çeliştikleri için mutsuz olduklarını bilmeden. 

Oysa bir zamanlar çok güzel bir benzetme okumuştum çocuk yetiştirmekle ilgili (ve kaynağını yine anımsayamıyorum maalesef) Diyordu ki; çocuklar gökyüzüne doğru uzayan fidanlardır. Anne babaların görevi yalnızca onları rüzgardan devrilmesinler diye korumaktır. 




"Kendimi gerçekten sevmeye başladığımda anladım ki, zamanı gelmeden ve o kişi hazır olmadan istediğimi yaptırmaya zorlaman - zorladığın kişi kendin bile olsan- çok utanç verici. Bugün buna kendine saygı duymak diyorlar."

Bence bu paragrafa bir şey yazmaya gerek bile yok. Hangi çocuğu zamanına ve kendini hazır hissetmeye bırakacak kadar sabırlı bir hayatımız var? Çocuklarımız büyüdüğünde kendine saygı duymasın diye, şimdi zorlayabildiğimiz kadar zorluyoruz onları. Biz istediğimiz için her şeyi yaparken, kendi içlerinden gelen sesleri duymayı unutuyorlar.




"Kendimi gerçekten sevmeye başladığımda, başkalarının hayatına özenmekten vazgeçtim. Önüme çıkan zorlukların olgunlaşmam için aşmam gereken engeller olduğunu fark ettim. Günümüzde buna bilgelik diyorlar."

Peki, hangi çocuğun sorununu kendisinin çözmesine izin veriyoruz? İyi ebeveyn olma kaygımızla onlara sorunsuz bir dünya yaratmaya çabalayarak onlara zarar verdiğimizin farkında bile olmadan, her şeyi (güya) onlar için ve onlar adına yapmıyor muyuz?




"Kendimi gerçekten sevmeye başladığımda sağlıklı olmayan her şeyden kurtardım kendimi. Yemeklerden, insanlardan, nesnelerden, durumlardan. Hepsinden önce beni benden kopartıp diplere çeken şeylerden. Başlarda buna sağlıklı egoizm diyordum şimdiyse kendini sevmek olduğunu biliyorum."

Bu konuda yazılacak çok şey var aslında. Farkında olmamız gereken çok şey var. 

Şu anda yemek yediği için mutlu olduğunuz ya da yemediğinde azarladığınız çocuğunuz, sizi mutlu etmek ve belki sizden korktuğu ya da onu ancak o zaman sevdiğinizi düşündüğü için yiyorsa yemeğini, bilinç altına ektiğiniz "sevilmek için ye" "ancak çok yersen sağlıklı ve mutlu olursun" tohumu yüzünden ömrü boyunca kilolarıyla savaşabilir. 

Stresten kurtulmak için alkol aldığınızı söylediğiniz konuşmalara şahit olan çocuğunuzun da bilinç altında bununla ilgili bağlantılar oluşuyor. Para kazanmak için köle gibi çalışmak zorunda olduğunuzu söylediğinize şahit olan da. Mutluluğun ancak parayla mümkün olduğunu söylediğinize de. İnsanların güvenilmez olduğunu söylediğinize de.

Kendi fikirlerinizi, kendi bağımlılıklarınızı çocuklarınızın bilinç altına birer küçük tohum olarak ekiyorsunuz. Bilmediğiniz şey, bunların hayatın gerçekleri değil, sadece sizin düşünceleriniz olduğu. 

Ve çocuğunuz sırf sizin hayat görüşünüz yüzünden başka şeyleri kendisinden değerli görüyor ya da ancak o zaman değerli olabileceğini düşünüyor. Çok parası olunca mutlu olacağını, ancak yemek yerse sevilen biri olacağını, insanların onu sevmesinin, onun hakkında iyi şeyler düşünmesinin mutlak gereklilik olduğunu, Öfkesini yenebilmek için sigara içmesi, stresten kurtulabilmesi için içki içmesi gerektiğini dolayısıyla güçsüz biri, başarısız biri, kötü biri..... olmadığı herhangi biri olduğunu düşünüyor.

Oysa kendini gerçekten sevebilen birinin mutlu olmak için hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.

Çocukları olduğu gibi sevmek, kendini olduğu gibi seven yetişkinler olmaları demektir. Ve kendini seven insanlar başkaları ile sorun yaşamaz, başkaları yüzünden mutsuz olmaz ve dış kaynaklara bağımlı bir birey olmaz.



Charlie Chaplin 70 yaşında öğrenmiş bunları. 
Bizim o yaşa gelmeden öğrenebilecek çocuklar yetiştirebilmemizi dilerim.



Bumerang - Yazarkafe