2 Kasım 2010 Salı

Uçtu Uçtu Kırkı Uçtu

Önceki gün kıymetli bir bebeğimizin kırk uçurma merasimini yaptık törenlerle. 

Önce kıymetli bebeğimizin kıymetinden başlayalım; Demir; üniversiteden beri arkadaşım olan, üniversite sıralarında tanıştıktan sonra evlenen iki arkadaşımın oğlu. Ev arkadaşım ve sınıf arkadaşımın oğulları yani.

Dolayısıyla Demir; geçmişinde 12 senelik bir arkadaşlıktan öte; kardeşlik barındırdığından arkadaş bebeği olmaktan daha çok "yeğen" olmaya; ben de hem hala hem teyze olmaya müsaitiz.


Doğacağını öğrendiğim andan itibaren annesi kadar telaşlı, korkulu ve mutluydum; dolayısıyla bu önemli töreni de kimselere kaptıramazdım.

Kırk kutlama merasimini bloguma taşıma sebebim internetten ve eski topraklardan araştırarak hazırladığım 40 uçurma sepetini kamu yararına sunmak aslında. İçeriği ve anlamı nedeniyle bence herkes uygulamalı bu eski geleneği. Hem bebek annesinin hoşuna gidiyor hem de çok güzel bir hatıra kalıyor geride bu güzel günden.

Efendim; 40 sepetinde neler olmalı;

Un: Saçlarına ak düşünceye kadar yaşaması için
Pirinç: Bereketli bir ömrü olması için
Tuz: Ömrü boyunca ağzının tadı-tuzu yerinde olsun diye
Şeker: Tatlı bir dili olsun diye
Pamuk: Yumuşak huylu olsun diye
Yumurta: Soyu devam etsin diye

Bu yukarıda sayılanlar küçük keseciklere konur, ben küçük ilaç kutularından aldım, bütün züccaciyelerde satılıyor artık. Bunları mavi tüllerle, kurdelelerle süsledim, sepete koydum, bebeğimizin annesine teslim ettim. Artık bebeğimizin geleceğini garanti altına aldım yani, soyu sopu, huyu, suyu, her şeyi garanti altında.

Bir de akıl edip resmini çekseymişim tam olacakmış... Elimde bir tek kutucuklara iliştirdiğim yazı kaldı ben de onu paylaşayım;




Bumerang - Yazarkafe