30 Kasım 2011 Çarşamba

Eğitimde Alternatif Uygulamalar

Bundan yüzlerce yıl önce okul yokken, insanlar çocuklarını kendileri yetiştiriyorlardı. Tarım toplumuyla birlikte, çocuklar yaşama hazırlanırken, kazanacakları becerilerin karmaşıklaşması sonucunda aileler yetersiz kalmaya başladı.

Kurumsal olarak okullar, başlangıçta mesleki boyutta yaşama hazırlamak amacını taşıyordu. Ardından toplumu yönetmeye talip kesimin ayrı bir eğitim alması fikri doğdu. Yunan filozofu Eflatun da eserlerinde yönetici sınıf için ayrı okullar olması gerekliliğinden söz ediyordu. Önce elit kesime hitap eden bu sistem bir süre sonra, okullu olmanın statü kazanma işlevini beraberinde getirdi.

Okula gitmek statü ve meslek edinme gibi ayrıcalıklı olma durumunu yaratınca, bu elit tabakanın gittiği okullardan herkes yararlanmak istedi. Yaşama hazırlama işlevinin yanında okullar için yeni işlevler belirlenmeye başladı. Sözkonusu işlevlerin zamanla çoğalması da okulların yaygınlaşmasına neden oldu. Bu yaygınlık okullara yeni bir işlev daha yükledi. Okullar artık ideolojik boyutta kullanılan bir araç haline gelmişti ve her ideolojinin bir eğitim sistemi vardı. Bugün okullarda sorunları çözmek için farklı yöntemler kullanılıyor. Ancak bu farklı uygulamalardaki ortak sorun, herkese sonuna kadar eşit eğitim verilemediği için bir “eleme” sisteminin kullanılması ve bunun herkesi çılgınca bir yarışa itmesiydi. Bu arada ideolojik eğitim sistemlerine yönelik eleştirel yaklaşımlar ortaya çıktı. Bazı toplumlar bazı sorunların çözümüne yönelik olarak farklı eğitim uygulamaları geliştirdiler. Marjinal topluluklar ise sorunları çözmek için uyguladıkları sistemlere bağlı olarak kendi eğitim sistemlerini yarattılar.
Örneğin ABD’de aile içi ve okuldaki şiddetin yoğun olarak yaşandığı kenar mahallelerdeki sorunların çözümü amacıyla High/Scope okulları açıldı. Bunun yanında Türkiye’de görsel ve işitsel bakımdan daha kaliteli bir eğitimi amaçlayan Müfredat Laboratuvar Okulları kuruldu.

İşte dünyada ve Türkiye’de bireysel ve toplumsal iyileşmeye bir adım olarak uygulanan alternatif eğitim yaklaşımlarından birkaç örnek...

MONTESSORI EĞİTİMİ (Beş duyunun eğitimi)İlk kadın tıp doktoru ve eğitimci Maria Montessori (1870-1952), Roma Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde çalışırken zeka özürlü çocukların eğitimiyle ilgilenmeye başladı. Fransız hekimleri Jean Itard ve Edouard Sequin’in yöntemlerini kullanarak bazı sonuçlar elde eden Montesorri, bu tür yöntemlerin normal çocuklarda daha başarılı sonuçlar vereceğini düşündü. 1907'de Roma’nın kenar mahallelerinde 3-6 yaşlarında ilgilenilmeyen çocukların devam ettiği ilk Montesorri okulunu açtı. Bu dönemde her çocuğun kendine özgü ritmiyle gelişmesini sağlayacak öz eğitimi desteklemek gerektiğini savunan Montesorri’nin okulunda çocukların gösterdiği sosyal gelişmeler kısa sürede uluslararası çapta duyuldu. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde Montesorri okulları bulunuyor. Türkiye’de de bu tarz eğitim veren bazı okul öncesi eğitim kurumları var.

Montesorri’nin eğitim sisteminde çocuğun beş duyusunun eğitimi yoluyla, aşamalı öğretim amaçlanıyor:

3, 4, 5 yaşlarındaki çocuğun içgüdüsel amacı kendini geliştirmektir. Doğa bir düzen ve disiplinden oluşur. İnsanın doğasında da dünyayı duyularla algılamaya dayalı bilinç temel alınmalıdır ve algı kabiliyeti geliştirilmelidir.
Çocuk, özgürlüğünü onun için önceden titizlikle seçilmiş malzemenin sınırları içinde yaşar. Sunulan çeşitli öğretim araçları arasından hangi malzemeyi seçeceğine çocuk kendisi karar verir. Çocukların öğrenme sürecine ilgisi, kendi seçtiklerini yapmaktan duydukları zevk ve başarı duygusu aracılığıyla sağlanır. Montesorri’nin kullandığı öğrenimi geliştirici araçlar arasında zımpara kağıdından yapılmış, dokunmayı geliştirici harfler, problem çözümü için geometrik bilmeceler ve matematik kavramlarını geliştirici boncuklar yer alır. Öğrenim basitten karışığa, somuttan soyuta doğru geliştirilir
.”

Bu sistem, çocuğun yaratıcı potansiyeline ve öğrenme isteğine inanmak, kişiliğine saygı göstermek gibi temel ilkelerden yola çıkıyor. Günümüzde notsuz okul, açık sınıf, öğretim merkezi ve programlı öğretim gibi uygulamalar temelini bu yöntemden alıyor. Bu yöntemin en çok eleştirilen yönüyse "aşırı bireyciliği ve çocuğu çevresinden uzaklaştırma tehlikesi"…


WALDORF EĞİTİMİ (Özgür iradeyi kullanabilme yetisi)İlk Waldorf Okulu, Rudolf Steiner’in I. Dünya Savaşı sonrası yoksul Almanya’sında 1919 yılında Stuttgart kentindeki Waldorf-Astoria sigara fabrikasının işçileri için verdiği bir dizi eğitim konferansı sonucu kuruldu. 2001 yılında dünyada 605’i Avrupa’da olmak üzere, 845 Waldorf Okulu bulunuyordu. Sadece Almanya’da bulunan Waldorf Çocuk Yuvası’nın sayısı ise 500.
Steiner, önemli olanın çocuk eğitimi değil, insan eğitimi olduğuna işaretle, aslında bir irade eğitimi gerektiğini, zeka ve ahlakın karakter gelişimiyle atbaşı gittiğini belirtiyor. Gözlemlerine dayanarak, insan gelişiminin yedişer yıllık bir ritim içinde birbirini izleyen birkaç doğumla gerçekleştiğini söyleyen Steiner’in öngördüğü sistem şu prensiplerle hareket ediyor: İlk yedi yıllık dönemde çocuğun fizik bedeni gelişir. Bu dönemde çocuk başlı başına bir duyu organı gibi, içinde yaşadığı ortamda olup bitenin tümünü kaydeder ve dünyanın iyi olduğuna inanır. Anne babaya sevgi ve şefkat göstermenin yanında, bilinçli davranmak konusunda da büyük görev düşer. Yönlendiren, koruyan, gözeten ve ölçüyü veren olmalıdırlar. Ev içinde olup bitenlere, konuşulanlara ve davranışlara çok dikkat edilmesi gerekir, zira çocuk anne babaya sonsuz güven duyar ve onların otoritesini sorgusuz sualsiz kabul ettiğinden, bu dönemde her konuda büyükleri örnek alır ve onları taklit ederek öğrenir.

Gün belli bir ritim içinde geçmelidir, zira ritim iradeyi güçlendirir. Oyuncak seçimi önemlidir, gerçeğe tamı tamına uymayan, çocuğun pek çok şeyi zihninde hayal gücüyle tamamlamasına izin veren türde oyuncaklara yer verilmelidir. Masal anlatımı asla ihmal edilmemelidir.

Yedi yaş civarında kalıcı dişlerin çıkması, çocuğun artık toplumsallaşmaya hazır olduğunun bir dışavurumu olarak alınmalıdır. Bu, ikinci bir doğum gibidir. Böylece okul çağı başlar, artık bellek zihinsel işlemler sonucu ortaya çıkanları saklayacak duruma gelmiştir. Bu kez öğretmenlere büyük görev düşer. Öğretmenler, çocukla sahici bir ruhsal iletişim kurabilmelidir. Alışkanlıklar, vicdan, karakter, huylar bu dönemde gelişir. Çocuğa hazır bilgi aktarmak yaratıcı değildir, tersine onun zihinsel melekelerini kullanarak geliştirebilmesi için zihninde sorular uyandıracak bir öğretim şekli seçilmelidir. Resimsel örnekler ve karşılaştırmalarla çocuğun hayalgücü desteklenmelidir. Coşku, hayranlık, heyecan, sempati, antipati üzerinden öğrenmek kolaylaşır. Ayrıca ilkokul çocuklarının hareket ihtiyaçlarına cevap verebilmek için canlı ve interaktif bir ders programı hazırlanmalıdır. Resim ve müzik derslerine önem verilerek duygusal zekanın gelişmesi desteklenmelidir; duygular düşüncelerin ön adımlarıdır.

Bitkiler ve hayvanlar alemi öğretilir. Bahçecilik, dokumacılık, ciltleme, marangozluk gibi elişleri ile maddeyi işleyerek yeni şeyler üretmeye alıştırılır.
14 yaşından itibaren buluğ çağıyla birlikte çocuk artık konuları idrak etmek, nedenleri kavramak ister, zira dünyaya üçüncü doğum sayılan cinsiyet bilinciyle birlikte benliği gelişmektedir.


Öğretmenle ilişki, artık düşünerek kavrama ve kendi yargısını oluşturma düzeyine gelmiştir. Soyut düşünme yeteneği geliştiğinden, bilimlerde neyin nasıl düşünüldüğü safha safha birlikte yaşanmalıdır. Ayrıca genç çocuk artık yeteneklerinin ve heveslerinin ne olduğuna yavaş yavaş kulak kabartmaya başlar. Öğretmen bu bakımdan uyanık olabilmeli ve genci yönlendirmeye çalışmalıdır. Genç, idrak ettiği şeyleri hayata geçirebilmeyi öğrenmelidir. Artık bedensel, duygusal ve zihinsel gelişim tamamlanmaya doğru gider. Nesnellik gelişir. Gencin cesaretini, yaratıcı zekasını zorlayacak ve tüm gücünü göstermesini gerektiren yıllık dönem ödevleri hazırlanmalıdır. Gruplar halinde uygulamalı dersler, seminerler, laboratuvar ve tasarım çalışmaları, tiyatro oyunları sahnelenmeli ve spor yarışmaları ile geziler yapılmalıdır.


Yirmi bir yaşına gelmiş bir genç, kendi kendinin bilincini geliştirmiş, özdeşliğini gerçekleştirmiş ve bir dünya görüşü edinmiş, toplumsal yaşama girerek katkı sağlayacak hale gelmiş, ergin bir kişi olmuştur. İstiyorsa meslek eğitimi ya da araştırma yapmak için eğitime devam edecektir.

Sonuç olarak eğitim, yönlendirilmeli, öğrenmeden giderek kendi kendine belirlenen öğrenmeye geçmeli ve insanın özgür iradesini kullanabilme yetisi geliştirilmelidir. Doğal gelişme bir kültürel gelişmeye akarak biçimlenmelidir. Bu tür özgür insanları yetiştirecek, öğretmenliği meslek değil, sanat gibi gören ve uygulayan öğretmenlere ihtiyaç vardır.

Waldorf eğitiminde, not vermek, sınıfta kalmak yoktur, ilkokulda sınıf öğretmeni tüm dersleri hazırlar ve uygular, bütün bir dönem her sabah ilk iki saat bir ana konu işlenir, ‘eyleyerek öğrenme’ uyarınca önce yazma, sonra okuma öğrenilir.
Oyunlar ve şarkılarla çocuğun ilgisi canlı tutularak dersler sadece uslu uslu oturulacak saatler olmaktan çıkarılır.

Birinci sınıftan itibaren iki yabancı dil öğrenilmeye başlanır. Ortaokulda el işi, işletme ve toplumsal çalışmalarla uygulamalı eğitime ağırlık verilir. Dil yetisi ve toplumsal iletişimin gelişmesine ket vurmamak bakımından bilgisayar ancak ortaokulda öğrenilir. Teknoloji ve bilgi işlem dersleri başlar. Öğretmen karne hazırlamaz, ama her çocuğun yetenekleri ve kişisel gelişimi hakkında defter tutar. Velilerle çok sık görüşülür. Okul velilerle öğretmenlerden oluşan ve her hafta toplanan bir kurul tarafından idare edilir.

Öğrenim süreci, üniversite öncesi öğrenim olarak bilgi aktarımından ibaret görülmez. Tersine, çocuğun insan olarak içsel özgürlüğünü geliştirmesine ve konuları derinlemesine kavrayarak, yaşamında karşılaşacağı sorunlara gruplar halinde pratik çözümler üretmeyi öğrenmesine çalışılır.

Bu bağlamda eğitim, aslında ritmik yaşam dönemlerinde çocuğa sağlanan ebelik hizmetleri olmaktadır. Waldorf’a göre eğitim sürecinde anne babalar ve öğretmenler insanı biçimlendirdiklerini ve ebelik yaptıklarını hiç unutmamalıdırlar.
                     
                            Usta çömlekçidir,
                            öğrenciyse killi toprak.
                            Biçimlendire biçimlendire
                            her kusuru ortadan kaldırır.
                            İçerden sevgiyle tutar,
                            dışardan şefkatle vurarak sıkıştırır.
"

(Rudolf Steiner'in görüşleriyle, İsviçreli eğitbilimci Jean Piaget'nin çocuk psikolojisi ve eğitimi hakkında geliştirdiği kuramlar arasında büyük benzerlikler vardır.)



HIGH/SCOPE YAKLAŞIMI (Hoşgörülü bir öğrenme ortamı);Etkin öğrenmeyi temel alan bir programı olan High/Scope, New York’un zenci mahallelerinde şiddete eğilimli çocuklar için hazırlanan özel programlardan geliştirilen bir yaklaşım. Olumlu yetişkin-çocuk etkileşimleri, çocuklara karşı hoşgörülü bir öğrenme ortamı, tutarlı bir günlük akış ve çocukların günlük değerlendirmesinin bir ekip tarafından yapılması "etkin öğrenme"nin temel ilkelerini oluşturuyor.

Küçük çocuklar kendilerinde merak uyandıran insanlar, materyaller, olaylar ve fikirler hakkında soru sorar ve bu sorulara yanıt bulmaya çalışırlar. Çocuklar problemleri çözmek için "temel", "anahtar" deneyimleri kullanırlar. Temel deneyimler, çocukların zihinsel, duygusal, sosyal, fiziksel gelişmelerini sağlayan; insanlar, materyallerle fikirlerle çocuklar arasında kurulan sürekli etkileşimlerdir. Örneğin hayali oyun oynama, dili eğlenceli bir biçimde kullanma, hareketle yaratıcılığı ifade etmek gibi uygulamalar çocuğa temel deneyimler kazandırır.

Etkin öğrenme yetişkinle çocuk arasındaki olumlu etkileşimlere bağlıdır.


Yetişkinler gün boyunca çocuklarla denetimi paylaşır, çocukların güçlü yönleri üzerine odaklanır, çocukların oyunlarını destekler ve sosyal çatışmalara karşı bir problem çözme yaklaşımı izlerler.

Etkin öğrenme çocuklara seçim yapmaları ve karar almaları için olanak sağlar. Oyun yerini belli başlı ilgi alanlarını içerecek şekilde düzenler. Yetişkinler tutarlı bir günlük program akışı planlar. Bu düzen, küçük çocukların bir sonraki etkinliğin ne olacağını tahmin etmelerini sağlar. Bu onlara büyük ölçüde denetim gücü kazandırır. Günlük düzende planla-yap-değerlendir, küçük grup zamanı ve büyük grup zamanı yer alır.

High/Scope okul öncesi eğitim yaklaşımında ölçme süreci; ekip çalışması, günlük olayları not alma, günlük planlama ve çocukların ölçümünü kapsar.

SUMMERHILL OKULU (Yaşama hazırlık)SUMMERHILL 1921 yılında Londra’nın yüz mil kadar uzağındaki Suffolk’un Leiston kasabasında A.S Neill tarafından kurulmuştur. 1883 yılında İskoçya’da doğan A.S. Neil Edinburg Üniversitesi’ni bitirdikten sonra 15 yıla yakın bir süre çeşitli ülke ve okullarda öğretmenlik yapmıştır. Eğitim tarihinde büyük bir deney anlamına gelen Summerhill okulunu kurmasıyla bütün dünyada eğitimcilere örnek olmuş, Freud, Wilhelm Reich, Homer Lane gibi bilgin ve düşünürleri etkilemiştir.

A.S Neil yaşamın amacını mutluluğu bulmak olarak tanımlar. Bu da insanın kendisiyle ilgili şeyleri bulması anlamına gelir. Kişinin kendini bulacağı dönemde yetişkinlerin ortaya koyduğu okul çalışmalarının çoğu yalnızca zaman, enerji ve sabır savurganlığıdır. Bu okullar çocukların temel hakkı olan durmadan oyun oynamaktan alıkoyar, onların taze omuzlarına yaşlı kafalar kondurur. Öğrenmek oyundan sonra gelmeli ve öğrenme hoş bir hale getirilmek için oyunla karıştırılmamalıdır. Eğitim, bir yaşam hazırlığı olmalıdır. Bizim kültürümüz bu konuda çok başarılı değildir. Eğitimimiz, politikalarımız, ekonomilerimiz savaşa yol açmıştır. İlaçlarımız hastalığı, dinimiz, faizi soygunculuğu ortadan kaldıramamıştır. Övüngen insanlığımız ise bize yaşam veren doğayı kirletip yok oluşuna sürükleyen bireyleri alkışlamaya devam etmektedir. Çağın ilerlemeleri makinalardadır... Radyoda, televizyonda, elektronik aygıtlarda, jet uçaklarında. Yeni dünya savaşları insanlığı korkutmaktadır, çünkü dünyanın toplumsal bilinci hala ilkeldir.

Summerhill’de temel ilke, okulun özgürlükle yönetilmesidir. Hiçbir çocuk derslere devam etmek zorunda değildir. Çocuklar okula uymak durumunda değildir, okul çocuğa uymalıdır. Etkin çocukları sıralarda oturtup, çoğunlukla yararsız konuları çalıştıran bir okul, iyi bir okul değildir. Bu yalnızca böyle bir okula inananlar için iyi bir okuldur, ki bu insanlar yaratıcı olmayan kişilerdir ve istedikleri, başarı ölçeği para olan bir uygarlığa uyacak yumuşak başlı, yaratıcılıktan nasibini almamış çocuklardır. Dersler seçmelidir. Çocuklar derslere girip girmemekte özgürdürler. Bir program vardır, ama yalnızca öğretmenler için. Yeni öğretim yöntemleri yoktur, çünkü öğretim kendi başına çok önemli görülmemektir. Çocuk öğrenmek istediğinde nasıl öğretilirse öğretilsin, öğrenir.

Tüm öğrenciler yatılıdır ve üç gruba ayrılmışlardır: 5 ve 7 yaş arasındaki en küçükler, 8-10 yaş arasındaki ortalar ve 11-16 yaş arasındaki büyükler. Erkek çocukların ikisi, üçü ya da dördü aynı odada kalırlar, kızlar da öyle. Yalnızca bir iki büyük öğrencinin özel odası vardır. Öğrenciler odalarını toplamak zorunda değildirler ve kimse de arkalarından toplamaz. Özgür bırakılmışlardır. Hiç kimse onlara ne giyeceklerini söylemez, istediklerini istedikleri zaman giyebilirler.
Okulda sınıf sınavları yoktur ancak üniversiteye gitmek isteyen öğrencilerin varlığı nedeniyle Summerhill öğretim kadrosu her zaman bütün konuları öğretebilecek nitelikte olmak durumundadır. Ve böyle öğrenciler sınavları çok güç bulmazlar. Genellikle on dört yaşında ciddiyetle sınavlara hazırlanmaya başlayıp ilk girişte olmasa da kazanmayı başarmışlardır. A.S. Neil’e göre önemli olan tekrar denemeleridir.

Her gün İngilizce, matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya, labaratuvar gibi dersler, sabah 9.30 ile 13.00 arasındadır. Öğleden sonraları herkes bütünüyle özgürdür. Atölyede bisiklet onarmak, motorlarla, radyolarla, oyuncak ve resim yapmakla uğraşmak çocukların tercihlerinden bazılarıdır. Saat dörtteki çaydan sonra çeşitli etkinlikler başlar. A.S. Neil büyüklerin okumak, orta sınıfların sanat odasında çalışmak, resim yapmak, yer muşambası kesmek, deri işleriyle uğraşmak, sepet örmek ve en çok da seramikle uğraşmaktan hoşlandıklarını gözlemlediğini söylemiştir. Büyükler daha çok beşten sonra tahta ve demir atölyelerinde çalışmayı tercih etmişlerdir. Cumartesi özel bir gündür çünkü genel okul toplantısı yapılır. Okul toplantısını dans izler ve genellikle pazar, tiyatro gecesidir. Çocuklar kendi oyunlarını kendileri yazarlar, kostümleri ve sahneyi kendileri düzenlerler.

Cumartesi toplantılarını bütün okul yönetir, Summerhill’de herkesin hakları eşittir. Her öğrenci ve öğretim üyesinin bir oy hakkı vardır. Altı yaşında bir çocukla okul müdürünün oyu arasında hiçbir fark yoktur. Okulu ilgilendiren her şeyin kararı bu toplantılardan çıkar. Yasa yapmak için bir okul kurulu oluşturulur, bu kurula bir çocuk başkanlık eder ve isteyen herkes kurula katılabilir. Bu kurulun sınırsız bir tartışma gücü vardır ve yasa yapma konusunda yetkilidir.
Summerhill kırk yılı aşkın bir süreyle varlığını sürdürmeyi başarmış örneklerden biridir. Okuldan ayrılan gençlerin bazıları kaptan, hemşire, hostes, klarnetçi, balerin, radyo operatörü, ünlü ulusal bir gazetenin hikaye yazarı, büyük bir firmanın pazarlamacısı olmuşlardır. Bazıları ise Cambridge’de Tarih, Manchester’de Modern Diller üzerine, Oxford’da Matematik Profesörü olarak çalışmışlardır. Toplumun çoğunluğunun değer yargılarına göre bu sonuç başarılı sayılsa da okulun kurucusu A.S Neil’e göre mutsuz bir matematik profesörüyle mutsuz bir çöpçü arasında fark yoktur, gerçek başarı: Sevinçle çalışma, olumlu bir biçimde yaşama yeteneğidir ve bu tanımlamaya göre Summerhill öğrencilerinin çoğu, yaşamda başarılı olabileceklerdir.

REGGIO EMILIA YAKLAŞIMI
1970 yıllarında İtalya’da hükûmet belediyelere okul öncesi eğitiminin yaygınlaştırılması amacı ile kreş ve anaokulları açma ve yürütme talimatını vermiştir. Bu yetkiye dayanarak belediye çeşitli üniversitelerden bilim adamları ile iş birliği yaparak Reggio Emilia adında bir okul öncesi eğitim projesi başlatmıştır.  Reggio Emilia projesi mevcut  okul öncesi kurumlarında reform yapmayı ve bu kurumları güncelleştirmeyi, ayrıca yeni anlayışa göre birçok okul öncesi eğitim kurumu açmayı ve orijinal eğitim metotlarını bu kurumlarda uygulamayı hedeflemiştir. Proje ekibi 1 başkan, başkan yardımcıları ve beş asistandan oluşmaktadır. Ayrıca birçok üniversiteden fizik, sanat tarihi, psikoloji ve pedagoji gibi alanlarda uzman bilim adamları da danışman olarak görev yapmaktadır. Bir asistan rehberliğinde birden fazla anaokulundan sorumlu ekipler bulunmaktadır. Ekiplerde asistanla birlikte, özel eğitimci ve doktor bulunmaktadır. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi ve aileler ile iş birliğinin sağlanması da uzman eğitimcinin görevleri arasında yer almaktadır.
       
Reggio Emilia projesinin çocuk yetiştirmedeki amacı şu şekilde belirlenmiştir: Büyüme sürecinde çocuk, gelişimini engelleyen bir “duvar”la karşı karşıyadır. Basmakalıp, eski ve katı kurallar, güncelliğini yitirmiş kavramlar, yetişkinlerce benimsenmiş ancak anlaşılması, kavranması zor ve geçerliliğini kaybetmiş davranış ve tutumlar, geleneksel eğitim metotları bu “duvar”ı oluşturmaktadır. Gelişim sürecinde çocuk önce yaşayan toplumdaki yeni kültürel değerler ve rolleri öğrenmesi için desteklenmelidir. Daha sonra çocuk, gelişimini engelleyen ve eski değer yargılarından oluşan “duvar”la karşılaştığında bu “duvar”ı kendi kendine aşmayı başarmalıdır.Çocuk eğitimindeki amaç çocuğun kendi kendine yeterli hâle gelmesi ve karşılaştığı engellerle başa çıkmasıdır. Bu amaca ulaşmak için şu koşullar yerine getirilmelidir:
1. Çocuğun gelişiminde birçok probleme sebep olan mevcut pedagojik, toplumsal ve kültürel politikanın çocuk üzerindeki örseleyici etkisi engellenmelidir.
2. Gözlem, işitme, bellek, imge, sebep bulma, kavramsallaştırma ve daha birçok zihinsel süreç yardımı ile çocukların kendi fiziksel ve sosyal çevrelerinin etkilerine ve yetişkinlerin baskılarına karşı koyabilecek şekilde kapasitelerini kullanmalarını sağlamak gerekir.
3. Çocuklara kendini ifade etme, dünyayı değerlendirme özgürlüğü tanınmalı ve özerklik teşvik edilmelidir.
4. Çocukların özgürlük, merak ve imgelerini teşvik etmek için öğrenme ve bilgi edinme sürecinde onlara fırsatlar sağlanmalıdır.
5. Bilgi edinme ve yorumlamak için imgenin gelişmesi gerekir. Yaratıcılık ve zihinsel etkinliklerin birlikte gelişmesi ve bütünleşmesi için bütün sanat dalları kadar bilim de temel olarak alınmalıdır.
6. Derinlemesine düşünme, yorum yapma, nesneler ve olaylar hakkında özümsemeler yapabilmesi amacıyla, çocuğun hem potansiyelini hem kapasitesini kullanması için onun aktif olmasını sağlamak gerekir.
Özetlemek gerekirse, çocuğun gelişimini ve yaratıcılığını engelleyen kalıplaşmış, katı, geçerliliğini yitirmiş değer yargıları ve geleneksel eğitim metotlarına karşı koyması için aktif, bağımsız, yaratıcı, gözlemci ve zihinsel potansiyelini kullanabilen bireyler olarak yetiştirilmesi gerekir.
Projede çocuğun gelişimine genetik, yapıcı ve ekolojik bir yaklaşımla bakılmaktadır. Bu özgür ortam içerisinde çocuklar yalnız başlarına, akranları ile ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı deneyimler sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadacaklardır. Bu yaşantılar yolu ile yetişkinler de çocuklarla birlikte oynamanın, konuşmanın, düşünmenin ve bilinmeyenleri birlikte keşfetmenin zevkini yaşayacaklardır. Çocuklar bilgi edinmede oyun, gözlem ve duyularını kullanırlar. Bu süreç içerisinde çocuklar hem kendilerini, hem birbirlerini tanımaya, dünyanın nasıl işlediğini anlamaya çalışırlar. Çocuklar bilgileri organize etmek için ipuçlarından yararlanır, var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevre ile etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar. Çocukların öğrenme sırasında kullandıkları en önemli mekanizmalardan birisi de algıdır. Algı imgeyi akılda tutma, belirli ilişkilerin farkında olma yeteneğidir. Çocuk bir nesne ile karşı karşıya geldiğinde onu algılamak için duyularını kullanır ve onu temsil eder. Böylece nesneyi istediği bir formla ya da dille yeniden ifade eder ve bu yolla nesneyi ve özelliklerini öğrenir. Ancak çocuğun gözleri ve beyni nesnelerdeki devam eden ve değişen ilişkileri algılamak ve yeni ilişkileri keşfetmek için yardım ister. Bu bakımdan yetişkinlerin rolü çok önemlidir.
Çocuğun öğrenme ve bilgi edinmesinde zihinsel kapasitesini kullanabilmesi de önemlidir. Zihinsel gelişimde genlerin etkisi inkâr edilmemektedir. Bununla birlikte beynin genler tarafından hapsedilip onu engellediğine inanılmamaktadır. Bu nedenle zekânın çevre ile etkileşiminde bulunduğu oranda geliştiği fikri savunulmaktadır.
Reggio Emilia programında problem çözme, yaratıcı düşünme ve araştırmayı  içeren birçok fırsatlar sunulmaktadır (New, 1993). Reggio Emilia projesinde ortam çok büyük önem taşımaktadır. Reggio okullarında duyarlılıkla estetik biçimde hazırlanmış ortamlar bulunur. Loris Malaguzzi ortamın; çocuğun farklı yaştaki kişiler arasında ilişki kurması, hoş bir çevre yaratması, değişimler, etkinlikler ve alternatifler  sunması, sosyo-etkin-bilişsel öğrenmenin gelişmesi için potansiyel sağlaması açısından önemini vurgulamıştır (Saltz,1997).
Reggio Emilia okullarında ortam için “öğrenmenin” kendisi şeklinde ifadeler kullanılmaktadır.  Ancak, sadece fiziksel çevrenin değil sosyal çevrenin de önemli olduğu belirtilmiştir (New, 1989, Veale, 1992).
Reggio Emilia’da her okulda sınıf içinde bir mini atölye vardır, bir de büyük atölye bulunmaktadır. Atölyeler çok çeşitli materyal ve kaynakla doludur (Palestis, 1994). Atölyelerde bu araçlar sadece raflarda sergilenmez, belirli projeler için çalışmalar yapılır (Borgia, 1991).
Reggio okullarında dikkati çeken diğer bir özellik de proje konularına uygun olarak ortamın düzenlenmesidir. Örneğin, girişte yer alan üçgen çatı biçiminde düzenlenmiş aynalar, konveks ve konkav aynalar çocuğun kendisini değişik açılardan ve değişik durumlarda gözlemesini sağlamakta ve çocuğu düşünmeye yöneltmektedir (New, 1993). Reggio Emilia yaklaşımının en önemli özelliği öğretmenlerin “öğrenen” olarak görülmesidir (New, 1993).     
Çocuğun çevre ile iletişim kurmada kullandığı araç ise dildir. İnsan, diğer canlılardan farklı olarak kullandığı dilin zenginliği sayesinde kendini ifade etme ayrıcalığına sahiptir. Her çocuğun büyümeye, bireysel bir varlık olmaya ve kendini serbestçe ifade etmeye hakkı vardır. Ancak, günümüzde kullanılan dil, kuvvetli hayal gücüne dayanan süreçler yerine kısır ve karşılıklı alışverişe dayanan taklidî mekanizmalar yolu ile çocuklara empoze edilmektedir. Bu durum çocukların kendilerini ifade etme olanaklarını sınırlamaktadır.
Çocukların çevre ile etkileşiminde önemli hedeflerden birisi de görsel eğitimdir. Görsel eğitim bağımlılık ve günümüzde çocuklar arasında çok yaygın olarak gözlenen pasif algıdan kurtulmada değil aynı zamanda rasyonel, imgesel ve üretici düşünmenin gelişimine de yardımcı olur.
Reggio programlarında duyu organları ile materyallerin, şekillerin ve renklerin bilinmeyen özelliklerini keşfetmeleri için çocuklara özgür bir ortam sağlanmalıdır. Bu özgür ortam içerisinde çocuklar yalnız başlarına, akranları ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı deneyimler sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadar. Bu yaşantılar yolu ile yetişkinler de çocuklarla birlikte oynamanın, konuşmanın, düşünmenin ve bilinmeyenleri birlikte keşfetmenin zevkini yaşarlar. Çocuklar bilgi edinmede oyun, gözlem ve duygularını kullanırlar, bilgilerini organize etmek için ipuçlarından yararlanır, var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevreyle etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar. Çocukların öğrenme sırasında en çok kullandıkları mekanizmalardan biri de algıdır. Çocuk bir nesne ile karşı karşıya geldiğinde onu algılamak için duyularını kullanır ve onu temsil eder. Böylece nesneyi istediği bir formla ya da dille yeniden ifade eder ve bu yolla nesneyi ve özelliklerini öğrenir (New, 1993).
Yaratıcı ve üretici düşünmenin gelişiminde imgenin çok önemli yeri vardır. Aslında çocukların imge dünyası, sanatçılar   ve bilim adamları gibi zengin ve geniştir. Ancak her gün her çocuk televizyon karşısında genellikle çizgi filmleri  seyretmekle saatler geçirir. Bu yolla çocuklara verilen zarar bir nükleer savaş tehlikesinden daha fazladır. Çocuklara hiçbir zaman etkisi yok edilemeyecek zarar, imgelerinin kirletilmesi, zehirlenmesi ve yok olmaya başlamasıdır. Eğitimle ilgilenen bütün kişilerin bu vahşet ve şiddet propagandası konusunda dikkatli olmaları gerekir. Günümüzde çocukları imgelerini kullanmaya yönelten Reggio Emilia gibi çok az sayıda okul bulunmaktadır.
Reggio Emilia’da  programlar ileri derecede yapılandırılmamıştır. Öğretmenler genel olarak proje ve etkinlikleri yönlendirecek hipotezleri ve genel amaçları belirlemekte ve sonuç olarak gerekli hazırlıkları yapmaktadır. Programda strateji sürekli araştırma üzerine kurulmuştur (Palestis, 1994).
Reggio Emilia öğretmenleri, çocukların yakın gözlem güçlerini “hayatta resim çizmelerini” sağlayacak fırsatlar sunarak güçlendirirler. Burada amaç kopyalamak değildir. Çocuklardan önce gelincik hakkında kendi fikirlerini çizmeleri istenir. Sonra gerçek gelincikleri görmek için tarlalara gidilir. Orada çiçekleri yakından gözlemleme olanağı bulurlar, onları yerlerinde çizerler ve daha sonra gezi öncesi resimlerle bu sonuçları karşılaştırırlar. Bu süreç, gözlemleme güçlerini ve  dünyanın güzelliğini takdir etmelerini büyük ölçüde etkiler (Hendrick, 1997). Reggio Emilia yaklaşımı çocukların ve yetişkinlerin birlikte geliştirdikleri ilgi ve sorunları tartışma ile ortaya çıkan akışkan, genelleyici ve dinamik bir programdır (Hendrick, 1997).
Reggio Emilia’da uygulanan proje yaklaşımına dayanan okul öncesi eğitim programları gelişimsel hedefleri temel alarak konuların derinlemesine incelenmesini sağlamakta; böylece bütünleştirilmiş etkinliklerle, konuların araç olarak kullanılmasının en güzel örneklerini sunmaktadır. Bu tür programlarda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 36-72 Aylık Çocuklar İçin Hazırlanan Okul Öncesi Eğitim Programında (2002)olduğu gibi gelişimsel hedeflere ve davranışlara yer verilerek, konu merkezli programlar yerine, hedeflere ulaşmada konuların aracı olarak kullanılması ve etkinliklerin birbiriyle bütünleştirildiği eğitim programlarının planlanması esas alınmaktadır.

BANK STREET YAKLAŞIMI
Bank Street Yaklaşımı, Lucy Sprague Mitchell’in John Dewey ve Caroline Prett’den etkilenerek oluşturduğu bir yaklaşımdır. Mitchell’in çocuğun, sağlık ve duygusal gelişimini ön plana çıkaran “bütünüyle çocuk” olarak adlandırdığı yaklaşım, “Bureau Eğitim Deneyimleri” adı altında uygulanmaya başlamıştır. Bureau Eğitim Deneyimleri bütünüyle öğretmenlerin çocuk felsefesini öğrenmesi amacıyla eğitilmesi olarak özetlenebilir. Breau Eğitim Deneyimleri’nin yürütüldüğü merkezin 69. Bank Street Caddesi’ne taşınmasıyla bu deneyimlerin gerçekleştirildiği okulun adı “Bank Street Collage” olarak değiştirilmiştir. Barbara Biber’ın de katıldığı çalışmalar devam ederken, bu yaklaşımın önemli teorik özellikleri fark edilerek “Gelişimsel Etkileşim Yaklaşımı” olarak adlandırılmıştır. Bu yaklaşım, birçok grubun katkısıyla gelişmiştir. Bu guplara bakıldığında sosyalyaşamdaki gelişmelerle ilgilenen Sigmund Freud, Erik Erikson; öğrenimdeki gelişmelere yönelen Psikolog Jean Piaget ve Heinz Werner ve Eğitim Kuramcıları ve Uygulamacıları John Dewey, Harriet Johnson, Susan Issacs, Lucy Spraque Mitchell, Kurt Lewin, Louis Murphy ve Les Vygotsky dikkati çekmektedir.
Bank Street okullarının misyonu; çocukların ve öğretmenlerin eğitimlerini geliştirmek ve bunu yaparken öğrenme ve büyüme hakkındaki uygulanabilir bilgileri içeren eğitim sürecini uygulamak, öğrenme ve öğretme ile dış dünya arasında anlamlı bir bağ kurmaktır. Toplum içindeki aileyi, okulu, yetişkin ve çocukları bir bütün içinde ele alarak etkileşimde bulunmak, daha iyi bir toplum inşa etmek hedeflenmektedir (Perryman; Fisher, 2000).
Bu yaklaşım, okul öncesinden sekizinci sınıfa kadar Bank Street Okulu’ndaki öğrencilere uygulanarak, hem gelişimsel teorinin sınıflarda uygulanması yoluyla bir “araştırma merkezi” oluşturmasına, hem de çocukların gelişim düzeylerine uygun öğrenme ortamı planlayacak eğitimcileri hazırlamak için, “öğretmen eğitim merkezi” olarak hizmet vermesine olanak sağlamaktadır. Bu okullar  3-5/6 yaş: Okul öncesi eğitim, 6/7 – 9/10 yaş: Birinci-dördüncü sınıf, 10/11 – 13/14 yaş: Beşinci-sekizinci sınıf olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır (Driscoll,1999).
Bank Street Yaklaşımı eğitimin deneysel doğası üzerinde durmakta ve planlanmış bir müfredat yerine, çocuklarla sürekli çalışarak ve yeni fikirleri (etkinlikler, materyaller..vb.) deneyerek çocuklara eğitim verilmesini sağlamaktadır. Bu özelliğiyle Bank Street Yaklaşımı’nın bir kısmı öğretmene, bir kısmı çocuğa ait kişisel bir yaklaşım gibi görünmektedir. Yaklaşım, öğretmenin, her çocuğun bireyselliğini, becerisini fark etme ve çocuğa etkili bir şekilde dönüt verme bilgi ve yeteneğine sahip olması temeline dayanmaktadır (Lunenburg, 2000; Driscoll,1999).

Eğitimin yaşam boyu sürdüğünü savunan bu yaklaşım, sadece çocukların değil, yetişkinlerin de her yaşta eğitiminin sürdüğünü vurgulamaktadır. Bu nedenle, hem yetişkinlerin hem de çocukların farklı yaş, yetenek ve kültürleriyle bir arada uyum içinde olması gerektiğini savunmaktadır (Perryman; Fisher, 2000;).

Bu yaklaşımda okullar toplumdan izole edilmemekle birlikte, ailelerin ve toplumun sorumluluğunu paylaşmaktadır. Okulun görevinin, çocukların kendileri ile yaşam arasındaki bağlantıyı kurmaları, çocuğun bireysel yeteneklerini fark etmesini sağlayıp bunu geliştirmesi olduğu ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra, çevreyle uyumunu sağlaması, seçim yapması, kendi seçtiklerini oluşturması, risk alması, yardımları kabul etmesi, diğer insanları düşünmesi, sosyal gruplara ait olma duygusunu kazanması, arkadaşlık kurabilmesi ve farklılıkları algılaması olduğu ifade edilmektedir ( Berk, 1994;).

Bank Street Eğitimi’nin temel hedeflerini çocuğun gelişim sürecini kapsaması ve yaratıcılığı geliştirmesi oluşturmaktadır. Çocukların ve yetişkinlerin yaratıcılıklarının fiziksel hareketler,resim yapma, boyama, yazma ve konuşma, melodi ve ritim, drama, matematik ve bilimsel fikirler gibi alanlarda ortaya çıkdığı ifade edilmektedir (Bowman, 2001)
Bank Street Yaklaşımı’nın altı temel ilkesi vardır. Bunlar;
Gelişim basit bir yol değildir. Gelişim insanların deneyimlerine göre değişim gerektiren, basitten karmaşık bir yapıya, tek bir bireyden topluma doğru olan bir süreçtir.

Bireylerin tek bir gelişim yolu olamaz. Birçok olasılık vardır. Yaşamlarının başladığı andan beri kazandıkları deneyimler bir kenara atılamaz. Fakat karmaşık sistemlere uyumlu hale getirilebilirler. İnsanlar en üst düzeydeki seviyeye çıkmak için onun altındaki seviyeleri geçmiş olmalıdır. Çözülmesi gereken en büyük problem, gelişimde bir seviyeden diğerine geçiş sürecinin nasıl olacağıdır.

Gelişim süreci durağanlık ile hareketliliği kapsamaktadır. Eğitimcilere düşen temel görev, çocukların yeni öğrenimlerine yardım etmek ile onları gelişimleri için cesaretlendirmek arasındaki dengeyi sağlamaktır. Buradaki temel amaç, gelişimin sürekli ve bireysel olmasıdır.

Çocuklar gelişirken dünyalarına birçok şey eklemekte ve genel olarak daha çok fiziksel ve sembolik yolları kullanmaktadır.
Çocukların kendi duyguları ve deneyimleri, diğer insanlar ve nesneler ile ilişkileri sonucu oluşmaktadır. Bu kişisel bilgiler sürekli tekrarlarla oluşturulmaktadır.
Büyüme uzlaşmayı içerir. Çocuğun kendisiyle ve diğer insanlarla uzlaşması çok önemlidir ve gelişim için gereklidir.  

PYP (Primary Years Program-İlk Yıllar Programı)
PYP, 3-12 yaş arasındaki çocuklar için tasarlanmış uluslararası geçerliliği olan disiplinlerarası bir eğitim programıdır. Öğrencilerin neler öğrenmesi gerektiği, eğitim yöntemleri ve değerlendirme stratejileri hakkında yol gösteren uluslar arası bir müfredat modeline sahiptir. Öğrencilerin sınıf içinde ve dışında tüm açılardan gelişmesini amaçlamaktadır. Bu program öğrencilerin akademik, sosyal, fiziksel, duygusal ve kültürel açılardan pek çok ihtiyacını karşılamaktadır.

PYP’nin uluslararası eğitimin ne olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair bir felsefesi vardır. Eğitim, genç insanların bireysel yeteneklerini geliştirici ve sınıf ortamında edinilen deneyimleri dış dünyada uygulanabilir kılan ve sorgulamayı destekleyen bir yaklaşıma sahip olmalıdır. Öğrenciler, akademik ve entellektüel bilgiye ulaşmanın yanısıra, uluslararası bir bilinç edinebilmeli ve sorumlu bir vatandaş olmayı öğrenmelidir.

Dolayısıyla, PYP ile öğrencilerin düşünen ve eleştirebilen, aynı zamanda insanların düşüncelerine ve tecrübelerine saygılı, farklılıklara duyarlı, insanlık değerlerinin bilincinde, yerel ve küresel konularda bilgili ve yaşam boyu öğrenmeyi hedefleyen bireyler olarak yetişmeleri hedeflenir.

Erken Çocukluk döneminde PYP çocukların kendilerini çevreleyen sosyal ve fiziksel dünya ile ilgili tecrübelerden anlam çıkaracağı aktif bir öğrenme yaklaşımını savunmaktadır.

Proje Tabanlı Öğrenme
Proje Tabanlı Öğrenme, öğrencinin aktif katılımını teşvik eden, üst düzey bilişsel aktiviteleri destekleyen, çok çeşitli araç ve kaynak kullanımını gerektiren; akademik, sosyal ve hayat becerilerini birlikte ele alan ve teknoloji kullanımını vurgulayan bir öğretim modelidir.
  • Öğrencilerin, kendilerine özgü bir biçimde çalışmalarına, problem çözmelerine, düşünmelerine, sorgulamalarına, bilgiye erişmelerine, işlemelerine ve  harmanlamalarına imkan sağlar. Hem bireysel hem de ekip olarak yapılabilen projeler sayesinde öğrenciler işbirliği içinde sınıf arkadaşlarıyla çalışma imkanı bulurlar. 
  • Proje tabanlı öğrenme yaklaşımında temel amaç, öğrencilere mevcut bilgileri aktarmaktan çok bilgiye ulaşma becerilerini kazandırmaktır. Bu yaklaşımda çeşitli bilgiler arasındaki lişkileri görebilen, bilgiyi örgütleyip yeni bilgiler üretebilen ve ürettiği bilgiyi başkalarının hizmetine sunabilen bireyler yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.
  • Proje Destekli Eğitim’de “proje” daha fazla öğrenilmeye değer bir konunun çocuklar tarafından derinlemesine incelenmesi anlamına gelir. Proje önerileri öğretmen veya çocuk tarafından rastlantıyla ortaya çıkarılan bir olay ya da problem ile ilgili olabilir. Proje yaklaşımı ile derinlemesine yapılan incelemeler sırasında çocuklar kendi çözümlerini bulurken öğretmen sorunları biçimlendirir, çocukların çözüm ve kaynak bulmalarına yardımcı olarak kolaylaştırıcı rolünü üstlenir. Proje sonunda bir sonuç ürün ortaya koyulur.
  • Proje Destekli Eğitim bir metottan çok, bir yaklaşım tarzıdır. Projeler, küçük çocukların dramatik oyun, el işi ve resim gibi aktiviteleir, okul dışındaki yaşamlarıyla bağlantı kurarak zenginleştirir. Soru sorma ve araştırma yapmanın yanı sıra çocuklar, aktivitelerine kendileri karar verir; sorun çözme yeteneklerini  geliştirme fırsatı bulurlar; öğrendiklerini paylaşırlar; projelerde edindikleri bilgileri kullanabilirler.
Projeler aracılığıyla öğrencilerin araştırma yapmalarına ve kendilerini ilgilendiren konuları keşfetmelerine fırsat vermek onları başı boş bırakmak demek değildir.
Bumerang - Yazarkafe