Her "Bebek" doğduğunda bir "Anne" doğar.

Bu Blogda Ara

Bloga Üye Ol

Beylikdüzü Mekanları

Işığını Takip Edenler

Beylikdüzü Anaokulu

Bumerang - Yazarkafe

Nisan 23, 2011

Çocuğun Davranışlarını Disipline Etmenin Yolları


İnsan yaşamının her döneminde ve her alanında önemli bir kavram olan disiplin; toplum içindeki tavır ve hareketleri düzenleyen çeşitli kural ve beklentilerden oluşur. Disiplin, çocuk eğitiminin önemli bir parçasıdır. Ancak pek çok yetişkin “disiplin” kavramını anne babaların çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine terbiye vermek için yaptıkları bir baskı olarak görür ve çoğunlukla “cezalandırma” ile eş anlamlı değerlendirirler. Fakat disiplin uygun verildiği takdirde davranışı yönlendirmeyi amaçlayan bir eğitimdir.

Disiplin çocuğa istenilen davranışları ve alışkanlıkları öğretmek, kendi kendini denetlemeyi ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlamaktır. Disiplinin gerçek amacı söz dinlemeyen çocukları cezalandırmak değil, onlara bir şeyler öğretmek, yönlendirmek ve içsel denetimlerini oluşturmaktadır. Disiplin, toplumun kabul ettiği ve onayladığı davranış şekillerini tanımlar ve çocuğun bu davranışlar doğrultusunda davranışlarını değiştirmesini sağlar. Çocukların yetişkin davranışları kazanmasına yardımcı olan disiplin, aynı zamanda çocukların kendi davranışlarının sorumluluğunu almasını gerektirir. Disiplin yalnızca, çocuğa yaramazlık yaptığı zaman uygulanan kurallar dizisi değil, her zaman uygulanması gereken kurallar bütünüdür.

Çocuklar, kurallarını bilmedikleri bir dünyaya doğarlar. Anne babalarının ve çevresindekilerin kendilerinden ne beklediğini bilmezler ve zamanla bunları bilmeye ihtiyaç duyarlar. Büyüdükçe kendilerinden beklenenlerin değişmesi ve çeşitlenmesi ise durumu daha da zora sokmaktadır. Sınırlar, bu öğrenme ve keşfetme sürecinde çok önemli bir role sahiptir, ama ana babaların öğretmeye çalıştığı dersler ve gönderilen sinyaller çok net olmadığı zaman, kolayca yıkılabilirler.

Çocukların hepsi, yeterlilik ve yeteneklerini fark etmek ve var olanın üzerine çıkarabilmek için, kendi yaşamlarına ait özgürlük, güç ve kontrole ihtiyaç duyarlar. Yeni doğan döneminden başlayarak çizilmesi gereken sınırlar, çocuğa ihtiyaç duyduğu özgürlük, güç ve kontrol imkânını sağlar. Çocuklara çizilecek sınırların genel hatlarını, ebeveyn belirlemekle birlikte, çocuğun kişilik özellikleri sınırların şekillendirilmesinde, esnetilmesi ya da genişletilmesinde önemli bir etkendir. Ayrıca sınırlar her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden ayarlanmalıdır. Belirlenen sınırlar;
Esnek ama gevşek olmayan,
Belirli ama tartışılamaz olmayan,
Tutarlı ama gerektiğinde değişebilir,
Zorlayacak ama incitmeyecek ve örselemeyecek nitelikte olmalıdır.


Yetişkinler çocuklarının kendi istekleri doğrultusunda davranış kalıpları gerçekleştirebilmeleri için disiplin tekniklerine başvururlar. Bu teknikler çocukların izleyeceği davranışlar için yol gösterici nitelik taşımaktadır. Böylece çocuklar annebabaların hangi davranışı olumsuz hangi davranışı olumlu karşılayabileceklerini saptayabilirler. Çocuklar mantıklı ve akla uygun otoriteyi her zaman kabul ederler. Erken çocukluk dönemindeki eğitimde disiplin temel amaçtır. Çünkü disiplin, çocuğun kendini tanımasını ve kontrol etmesini sağlamaktadır.

Disiplinin 3 temel amacı vardır:
-Sevgi ve güven ilişkisini geliştirmek,
-Benlik değerinin temelini atmak,
-Başkalarını anlayarak, onların kişiliklerine saygı göstererek model görevini gerçekleştirmektir.


Çocuklar, kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak sınırlar çizilmesini ve belirlenen sınırları korumada kararlı olunmasını beklerler. Güven ve devamlılık duyguları bunlara bağlıdır. Sınırlar güven verir. Çocuklar, sınırlarını bildiği alanlarda kendilerini güvende hissederler. Çünkü sınırı nereden ve nasıl zorlarsa ne ile karşılaşacağını bilir. O yüzden gereksiz hamleler yapmaz. Bunun tam tersi bir durum yani sınırların geniş, gevşek ve belirsiz olması, bir anlamda sınır olmaması çocuk için çok ürkütücüdür. Çünkü bu koşullarda çocuk neyi, ne zaman, nasıl ve ne için yaptığını ya da yapması gerektiğini bilmediği için gerçek yaşama dair işe yarar deneyimler elde edememektedir. Kurduğu ilişkilerde tutarlı olamamakta, kendi sınırlarının nerede bitmesi gerektiğini bilememekte, başkalarının özgürlüğünü göz ardı edebilmektedir. Sınırlar açısından kontrolsüz ailelerde çocuklar sorumluluk kazanamazlar, çünkü onaylanamayacak davranışları ve seçimlerinden sorumlu tutulmazlar. Kontrolsüzlük, öğrenmeyi azaltır ve aşırı bir test etmeye yol açar. Sınırların çok katı, tartışılamaz ve değiştirilemez olduğu ailelerde de sıkıntı yaşanır.Aşırı kontrollü ailelerde, çocuklara yeni yollar deneme ve araştırma için gereken özgürlük verilmemekte ve öğrenme için gereken zeminler engellenmektedir. Aşırı kontrol, öğrenmeye engel olur ve isyankârlığı körükler. Disiplin, çocuğa uyması gereken kuralları öğretir. Disiplin sınırlandırmak, bilgi vermek ve eğitmektir. Disiplinin anahtarı, bunu çocuğa dayatmak yerine disiplinin çocuktan kaynaklanması ya da kendiliğinden oluşmasıdır. Anne-babanın ilk görevi, benlik kontrolü ya da bir çeşit karar olarak nitelendirilebilen disiplini çocukların öğrenmesini, önemli bir görev de destekleyici olmaları ve çocuklarının alıcı olmasını sağlamaktır. Güçlü bir sevginin oluşumu için anne ve babanın çocuğu ile yalnız başına ilişki kurması gereklidir. Disiplin bir anlamda, çocuğun sahip olduğu sorumluluklarıyla yaşantısındaki hareketlerinin doğal ve sosyal sonuçlarını kabul etmesidir. Çocuk iletişim kurduğu andan itibaren kendi özgürlük sınırlarından haberdar edilmelidir.

Çocuklar hayatlarındaki bazı kurallara uymaya çalışırlar fakat disiplin onların sevgiyi ve güveni hissetmelerine yardımcı olabilir.Çocuk yetiştirmenin amacı, çocuğu ceza ile sindirip ıslah etmek olmamalıdır. Amaç çocuğa uyumlu, sorumlu ve saygılı davranış yollarını öğretip çocuğun hem kendi haklarını, hem de başkalarının haklarını gözetmesini, vicdanlı olmasını sağlamaktır. Ev içindeki disiplin sorunlarının önlenmesi, anne babaların en önemli sorumluluğundan biridir.

Bu sorumluluk temelde dört etkileşim alanını içerir:
-Anne babanın çocuklarını sevme biçimi
-Anne babanın anne babalık etme biçimi
-Anne babanın birbiri ile ilişki kurma biçimi
-Anne babanın çocuklarını eğitme biçimi


Bu dört etkileşim alanında birbiri ile tutarlı olarak yapılacak değişiklikler sonucunda disiplin duygusu gelişmiş, sorumluluk sahibi, insan ilişkilerinde başarılı, öğrenmeye hevesli, kararlarının arkasında durabilen, özgür bireyler oluşacaktır



Ailelerin Kullandığı Disiplin Teknikleri

Ailelerin kullandığı disiplin teknikleri genel olarak üç grupta toplanmaktadır.
 Güç kullanımı
 Sevgi göstermeme
 Sonuç çıkarma


Bunlardan birincisi olan "güç kullanımına" fiziksel cezalandırmayı örnek vermek mümkündür. Bu teknikte çocuk temel haklarından ve olanaklarından mahrum edilir. Tehdit edilerek korkutulur. Aileler, çocukların önemli hatalarına ilişkin davranışlarını kontrol edebilirler. Çocuklar cezadan kaçınıp ödüllendirmeye yönelecektir. Güç kullanılarak yapılan disiplin tekniklerinden en önemli öğe bunun teşvik aracı olarak kullanılmasıdır. Bunun, daha çok küçük çocuklarda bir disiplin aracı olarak kullanıldığı görülür. Daha büyük çocuklarda ise genellikle bazı haklar ve ayrıcalıklar verilmeyerek tehdit edilir. Alaycılık, çocuğa güç ve fiziksel istismar öğreten bir yoldur. Ailelerin kullandığı disiplin tekniklerini çocuklar, gelecekte büyük ihtimalle kendi çocuklarını yetiştirirken kullanacaktır.

Ailelerin kullandığı ikinci disiplin tekniği "sevgi göstermeme", ailelerin öfkesini ya da hoşnutsuzluğunu ifade eder yani fiziksel olmayan bir tepkidir. Çocuğu önemsememek, onu kardeşlerinden ya da arkadaşlarından ayırmak ve bunu sözle ifade etmek, hayal kırıklığı göstermek bu tip cezalandırmaya örnek teşkil eder. Bu yöntem açık olarak bırakmayı, terk etmeyi içerir ve çocuğun kendini değersiz görmesine neden olur. Bu tip disiplin fiziksel cezalandırmadan daha çok kullanılmaktadır. Çocuktaki suç davranışının oluşumunda bu tür cezaların etkisi çok büyüktür. Çocukta bu tip cezalandırma daha uzun sürelidir ve çocuk suç davranışını daha fazla sürdürebilir.

"Sonuç çıkarma" tekniğini kullanan aileler çocukların davranışını neden göstererek değiştirmeye çalışırlar. Örneğin çocuğa, elini sıcak bir sobaya değerse sonuçta nasıl tehlikeli bir durumla karşılaşacağı anlatılır. Sonuç çıkarma tekniğinde çocuk, istenilen davranışı yapmasını sağlamak için ikna edilmeye çalışılır. Bu yüzden de özel davranış kalıpları gerekir. Sonuç çıkarma tekniği ne fiziksel cezayı ne de duygusal cezayı içerir. Çocukların davranışlarını isteyerek değiştirmelerini ve bunu kabul etmelerini sağlayan bir disiplin tekniğidir ve ergenlikte daha çok kullanılır. Ailelerin disiplin uygulaması çocukların davranışlarında farklı biçimlerde, açık bir şekilde kendini gösterir. Farklı sonuçların oluşması da son derece normaldir. Çocuğa bakış açısı, çocukla ilgili beklentiler ailede geçerli disiplin anlayışını belirleyen etkenlerdir. Ayrıca anne ve babanın uyguladıkları tüm disiplin yöntemlerinin seçiminde kişisel deneyimler kadar yakın çevrenin, gelenek ve göreneklerin etkisi de büyüktür. Anne ve babanın kişilik yapısı, anne-baba-çocuk ilişkisi, çocuk yetiştirme ve ona uygulanan disiplin yöntemiyle yakından ilgilidir.

Disiplin İçin Önemli İlkeler

Tutarlılık: Disiplin için en önemli ilkelerden biridir. Ana-baba, çocuğun uygun olmayan bir isteğine birkaç kez "hayır" dedikten sonra sonunda "evet" diyorsa çocuk ısrar etmesinin işe yaradığını öğrenecektir.


Ana-babanın söz birliği ve iş birliği yapması: Disiplin için çok gereklidir. Anne çocuğa "Dışarı çıkmadan önce oyuncaklarını topla." dediğinde baba "Bırak gitsin, arkadaşları bekliyor." diyorsa çocuk işine gelen kuralı dinleyecektir.
Ana-babanın davranışlarıyla çocuğa örnek olması: Anne babanın, öğrettikleri kuralları kendilerinin de sergiliyor olması gerekir. Kardeşine vurduğu için çocuğunu döven bir baba "kimsenin kimseye vurmaması gerekir" kuralını önce kendisi bozmuş olur. Çocuklar ana babaların birbirilerine nasıl davrandıklarını gözlemlerler. Eşini sürekli eleştiren ya da ona alaycı bir şekilde yaklaşan bir babanın yanında çocuğun kardeşine olumlu ve saygılı davranması beklenemez.



Ödül ve Ceza

Çocuklara verilen ödül ve cezalar, toplumsal sorunlardan birisidir. Öncelikle ödül ve ceza verebilmek birisi “bunları verme yetkisi taşıyan”, öteki de “bu yetkinin kullanılacağı konumda olan” kişiler arasında hiyerarşik bir durumun varlığına işaret eder. Çocuk konusunda yetkili olan annedir, babadır, öğretmendir, yetkili olan “birisi”dir. Çocuk da kaçınılmaz olarak bu yetkinin objesi olur. Bu özelliğiyle de ödül ve ceza mekanizması, çocuğun toplumsallaşma sürecini olumlu ya da olumsuz biçimde etkiler. Günümüz eğitim anlayışında disiplin, bir cezalandırma sistemi olmaktan çok, çocukların kendi kendilerini kontrol etmeleri konusunda başvurulan bir yardımcı yöntemdir. Disiplin, çocuğun kendi kendisini kontrol etmesini, diğer çocuklara ve çevreye uyumunu sağlayan bir eğitim aracı olarak ele alınınca, cezalandırmanın yerini mantık ve anlayış alır.


Çocuk, davranışlarını kendi kendine değerlendirir ve hatta yanlış yaptığı zaman kendisini de eleştirebilir. Bir tür idare metodu olan disiplinde farklı metotlar kullanılmaktadır. Doğru disiplin metodu çocuğa çeşitli yollarla toplumsallaşmayı öğretmektedir. Ailelerin, çocuklarını disipline sokma çabaları çocuklarıyla ilgilendiklerinin bir kanıtıdır. Normal olarak çocuk, anne-babasının hiçbir disiplin uygulamayışını ilgi noksanlığı olarak yorumlayacaktır. Çocuğu istediğiniz şekilde disipline sokmanın en önemli şartı onun, sizin kendisine önem verdiğinizi bilmesi ve hissetmesidir. Araştırmalar çocukların emeklemeye ve çevrelerini keşfetmeye başladıklarında disipline sokulmaya hazır olduklarını belirtir. Çocuğun hareketlilik kazandıktan sonra hayatındaki disiplin, onun olumlu ilişkiler kurmasında kolaylık sağlayabilir.

Ceza

Ceza; çocuk için yaptığı kötü davranışın ardından gelen ve o davranışı tekrarlamasını önlemeye yönelik, ebeveyn veya başka bir yetişkin tarafından uygulanan davranıştır. Ebeveynin (veya cezayı uygulayanın) yaptığı; istenmeyen davranışın ortadan kalkması için çocuğu istemediği, çocuk açısından hoş olmayan bir yaşantı içine sokmaktır. Dayak, gurur kırıcı sözler, sarsma, itekleme, sevgi göstermeme, yiyecek-içecek vermeme, aşırı yüksek sesle bağırma, ateşle çocuğun tenine yaklaşma, sert veya yumuşak cisimleri sinirli ve sert hareketlerle fırlatma, elindeki çikolatayı istenmeyen davranışı yüzünden elinden alma... gibi daha çok uzatabileceğimiz davranışlar çocuğu yıpratmak, kendine yöneltmek ve daha da hırçınlaştırmaktan başka hiçbir şeye yaramaz ve bu davranışlar çocuk veya yetişkin, kime karşı uygulanırsa uygulansın nefret uyandırır. Ceza, çocukta korku yaratır. Çocuk davranışı yapmak istemediğinden değil de cezadan korktuğu için yapmaz. Ancak ceza da ödül gibi zamanla etkisini kaybeder. Çocuk cezaya alışır ve istenmeyen davranışına devam eder.


Cezalandırmada amaç istenilmeyen davranışların azaltılmasıdır. Cezalandırma azarlama, dayak gibi hoşa gitmeyen davranışları içerir. Yaygın olarak cezalandırma, dayakla birlikte kullanılır ama bu çok yanlış bir davranıştır. Ceza ile yürütülen eğitim zamanla işlevini kaybeder. Çünkü çocuk yaptığına pişman olacağına, intikam hayallerine dalar. Çocuğun düşündüğü odak nokta, artık işlenen suç veya olumsuz davranışların sonuçları değil, cezanın getirdiği duygulardır. Çocuklara toplumsal yaşamın gereği, kurala uyma bilinci ilk çocukluk döneminden itibaren verilmelidir. Çocuk bu evrede kurallara uymayı oyun yoluyla ve yaşayarak öğrenebilir. Bu konuda anaokulları, kurallara uyma açısından organize birer kurum görünümündedirler. Çocuk burada birlikte hareket etmeyi iş birliğine dayalı faaliyeti, birlikte oyun oynamayı ve dayanışmayı öğrenir. Bütün bunları öğrenirken, başka arkadaşının hakkına ve özgürlüğüne saygılı olma, sınıfta sessiz durma, başkasının oyuncağını almama, öğretmeninin uyarılarını dinleme, sıra olma gibi ilk temel kuralların da bilincine varabilir.

Genelde çocukların yaşları ve hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları şu  aşamalarda yapılmalıdır:

Uyarılmalı: Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekildeyse uyarmakla yetinmelidir. Uyarının da bir cezalandırma olduğu unutulmamalıdır. Bu, yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.

Konuşulmalı: Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ya da tekrarlayan bir hataysa çocuk ile yaşına uygun bir şekilde, bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu, davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir.

Cezalar hatırlatılmalı: Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak, çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Bu noktada çocuğun yaşına göre anne babanın konuşma tarzı ve üslubu çok önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verir, ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeler.

Ceza uygulanmalı: Konuşma ve söylenen cezalandırma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda, anne babanın bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Anne babalar, yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa kesinlikle söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanlarda hafifletici sebeplere karşılık olarak cezadan vazgeçebileceklerini önerebilirler.

Örneğin ceza olarak dışarı parka götürülmeyecekse çocuğa , “odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim” denebilir. Cezalandırmanın şekli çok önemlidir. Çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedeler ve ortamı daha gergin hale getirir. Erken yatma, planlanan bir gezinin iptali, odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve öz güvenleri zedelenmeden uygun bir dil ile bunun yapılması gerekir.

Uzmana başvurulmalı: Alınan bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babalar bir uzmana başvurmaktan çekinmemeliler. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu, çocukluk çağı depresyonları, uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir.

Çocuk için, aşırı koruma ve hoşgörünün egemen olduğu eğitim ve disiplin anlayışı kadar, aşırı sert ve otoriter bir uygulamanın da yanlış ve zararlı olduğunu kabul edilmelidir. Disiplin tutarlı olmalıdır. Çocuk izin verilen davranışlar kadar izin verilmeyen davranışların da ne olduğunu bilmelidir. Anne-baba disiplin konusunda aynı fikirde olmaya gayret göstermelidir. Fikir ayrılığı olduğunu sezen çocuk, bunu her fırsatta istediğini elde etmek için kullanacaktır. Tutarsız, katı, hoşgörüden uzak ve baskılı disiplin uygulaması olumsuz ve itaatsiz çocukların yetişmesine neden olacaktır. Öte yandan çocuğu tümüyle dürtü ve isteklerinin doğrultusunda serbest bırakan, aşırı hoşgörülü ya da umarsız bir yetiştirme tarzı da başkalarının zararına isteklerine doyum arayan, bencilce davranışların ortaya çıkmasına yol açacaktır. Çocukların bu olumsuz davranışları, anne-baba-çocuk ilişkisini gelişiminin ileri evrelerinde daha da bozabilecektir. Hatta antisosyal davranışlara ve suçluluğa dönüşebilecektir.

Çocuktaki Olumsuz Davranışlara Cezasız Nasıl Engel Olabiliriz

 Önleyici açıklamalarda bulunarak beklentilerin açık dille çocuğa söylenmesi
 Beklenen davranışlara büyüklerin örnek olması
 Çocuğun iyi alışkanlıklar geliştirmesine yardımcı olmak, yol göstermek ve yaptığı zaman takdir etmek
 Olumsuz davranışın nedenleri üzerinde düşünmek
 Olumsuz davranışının etkilerini göstererek pişmanlık duymasını sağlamak
 Çocuğun olumsuz davranışının sonuçlarını yaşamasına müsaade etmek
 Onları anlamaya çalışmak


Ödüllendirme

Gerek çocuk eğitiminde, gerekse anne-baba ve çocuk üçgeninde sevginin özel bir yeri, anlamı ve etkisi bulunmaktadır. Ancak sevgi sözcüğünün tanımında görüş birliği olmadığı görülür. Sevgi, anne ve baba tarafından farklı yorumlanır. Kimine göre çocuğu sevmek, öpmek demektir. Kimine göre de kucaklamaktır. Oysa sevmek çocukla bütünleşmek, onunla bazı etkinliklerinde beraber olmak ve bir birey olarak onun gerçeklerini anlamaktır.


Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını, ödüllendirmesi önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için cezalandırma yöntemine başvurulur, aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de uygun kullanmaları çocuk eğitimi açısından önemlidir. Çocuğun olumlu davranışlarının onaylanması bebeklik döneminde başlar. Bir hareket yaptıktan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan tasdik bekler. Eğer o davranış onaylanırsa (gülümseme, kafa sallama, dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebeğin o davranışı giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa o davranış uzun süre devam etmeden giderek gücünü kaybeder.Çocukla kurulacak iletişim sürecinde anne-babanın eleştirici bir tutum içinde olmaması  gereklidir.

Çocuk, kendine zorla kabul ettirilmeye çalışılan bir istekle karşılaştığında, sevgiyi kaybetme korkusu içine girmektedir. Bu durum, çocukta isteklerinin anlaşılmadığı duygusu uyanınca da görülmektedir. Aynı durum anne-baba için de geçerlidir. Onlar da karşıt isteklerini çocuğa zorla kabul ettirmek isterken, çocuğun sevgisini kaybetme korkusunu duymaktadır. Birçok anne-baba, çocuklarının bağımsızlık kazandığını görmekten endişe duyarlar. Bu endişe sadece kendilerinden bir şeyler koparılmasıyla ellerinde hiçbir şey kalmamış gibi hissetmelerinden kaynaklanmaktadır. Aynı endişenin temelinde, kendi yardımları olmaksızın çocuğun yalnız başına olamayacağı inancı da yatmaktadır. Çocuk disiplininde, cezalandırmadan daha etkili bir yol olan ödüllendirme ile çok daha olumlu sonuçlar alınabilir. Başarılı olduğu zaman ödüllendirilen çocuk, ileride de başarılı olma isteği göstermektedir. Özellikle ilk yıllarda ödüllendirme etkin olmaktadır. Ancak ödüller maddi nitelikte olmayıp çocuğun davranışlarına karşılık anne-babanın göstereceği duygu ve davranışlar şeklinde olmalıdır. Uygun davranışların maddi yönden ödüllendirilmesi, çocuğun materyal nesnelere gereğinden fazla önem vermesine yol açabilir. Sadece maddi doyumların hayatta gerçek mutluluğu yaratmaması nedeniyle bu da istenilmeyecek bir gelişmedir. Kendisinin onaylandığını belirtmek yerine maddi ödüllerin kullanılması, çocuğun insanca duyguların önemini anlamasını ve yakın ilişkilerin doğuracağı mutluluğu tanımasını engellemektedir. Bu yolla, istenilen davranışlarla sevgiyi temsil eden nesneler arasında bağlantı kurulmuş olmaktadır. Çocuğu sürekli olarak maddi değerlerle ödüllendirmek, onda maddi değerlere sahip olma arzusunu da geliştirmektedir. Maddi değerleri anne-babasının kendini benimsemesi ile eş değerde gören bir çocuğun sevgi açığını gidermesi için bir sevgi göstergesi olarak gittikçe daha fazla oyuncak istemesi olağandır. Hiçbir çocuk sahip olma içgüdüsü ile doğmaz. Onun, böyle davranması sonradan öğretilir. Aynı şekilde çocuğun olumsuz davranışlarını cezalandırmak için oyuncaklarını elinden almak, onun sahip olduğu maddelerin önemini artırmasına ve insan davranışlarına karşı ilgisiz kalmasına neden olur. Bu durumda çocuk, bir nesneyi kaybetmekle anne-baba sevgisini de kaybedeceğini düşünür ki bu da onun için nesnelere sahip olmakla sevgiye sahip olmanın eş anlamda olduğunu ifade eder. Sürekli maddi yönden ödüllendirilmiş veya elindeki maddi değerler alınarak cezalandırılmış bir çocuk anne-baba ve çevre ilişkilerini bir pazarlık ortamına dönüştürür. Her başarısı için bir maddi ödül bekler ve istediği alınmadığı sürece bir işi başarmış olmanın zevkini duymaz. Pek çok çocuk da merakını giderdiği, yeni ufuklar açtığı için öğrenmeyi tek başına bir ödül olarak görür. Bu tür ödüllendirme tekniği son derece önemli sosyal içerikler taşımaktadır. Bu şekilde ödüllendirilen çocuklar maddeci, doyumsuz, hırslı ve insani değerleri ikinci plana iten bir insan haline gelmektedir. Birçok yetişkin, kötü bir şey yapmadıkça çocuk ile ilgilenmez. Bu tip anne-babalar çocukları ile ilgilenmek için özel bir zaman ayıramadıkları gibi, çocuğun yaptıklarıyla ve onun için büyük anlam ve önem taşıyan faaliyetler ile de ilgilenmezler. Bu tutumdaki annebabaların çocukları, çok kısa sürede ilgiyi çekmenin en iyi yolunun, istenmeyen şekilde davranmak olduğunu anlar ve anne-babaların tepkileri de onların bu düşüncelerini doğrulayarak, ilgi tekniklerini sürdürmelerine neden olurlar.

Çocuk, temelde ilgi ve şefkat gösterilerek ödüllendirilmelidir. Birçok yetişkin çocuğa  yakınlık ve şefkat göstermenin, onu başka insanların duygularına karşı hassaslaştıracağını ve duygulara önem verme yoluyla, insan ilişkilerinin ve dış dünyanın bilincine daha iyi varabileceğini unutmuştur. Çocuklara hayatın önemli gerçeklerini sorunlarını öğretmede ve onları yaşama hazırlamada anne-baba sevgisinin yaratamayacağı bir mucize yoktur. İlgi ve şefkat göstermek, gerçek ödülün insanlar arası ilişkiye dayandığını göstermektedir. Annebaba için hiçbir şey çocuğuna insan ilişkilerinin değerini anlatmak ve benimsetmek kadar doyurucu ve huzur verici olamaz. Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre genelde değişiklikler gösterir. En iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme değil, duygusal ödüllendirmedir. Kendisine sürekli bir şeyler alınmaya alıştırılan çocuk, gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanısıra imkânları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Yetişkinlerin, hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değeri ön plana çıkarmaları daha doğru olur. Çocuklar için anlamı büyük ödüller sadece oyuncaklar, kıyafetler vb. maddi değer taşıyan ödüller değildir. Etkinlik ödülleri de çocuklar için çok değerlidir. Örneğin babasıyla maça gitmek, değişik oyunların oynandığı mekânlarda bulunmak, maket, yapboz yapmak, basketbol oynamak gibi... Çocuğun, beklemediği anda toplum içinde olumlu davranışından övgüyle söz edilmesi gibi sosyal ödüller de son derece önemlidir. Ödül, iyi alışkanlıkları geliştirmek için ölçülü kullanılmalıdır. Çocuğun eğitiminde takdir ve teşvik (Bu işi çok iyi başarmışsın, seninle gurur duyuyorum.) daha çok önemlidir. Çünkü zamanla ödülün etkisi kaybolur ancak çocuk anne babasının takdirini duymak için o davranışını tekrarlar.


Yaşa göre, ödüllendirme şu şekillerde olmalıdır:

Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onu besleme, gezdirme, onunla meşgul olma, onunla konuşma, onu sevdiğini hissettirme vb. Bu davranışların normal zamanda yapılması zaten gereklidir. Ancak ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması önemlidir.
Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onunla gezme, birlikte vakit geçirme, söz olarak onaylandığını vurgulama, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme, onun sevildiğini hissettirme, onun gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma ( bu hediyelerin manevi değeri ön plana çıkarılmalıdır).

Okul döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, onunla oynama, onunla birlikte gezme, birlikte ders çalışma, onaylandığının hissettirilmesi, onun kabiliyetlerini ön plana çıkaracak program ve aktivitelere yönlendirme, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme vb.

Çocuklar ödüllendirilmek veya cezalandırılmak için dünyaya gelmemişlerdir. Çocuğa verilebilecek en büyük ödül, anne-babasıyla mutlu bir ortamda yaşamasıdır. Çocuğa en büyük ödül, kendisini anlayan ve anlatabilen anne-babaya sahip olmaktır.

Öz Denetim Geliştirme

Öz denetim, kişinin bazı kuralları benimsemesi ve dış uyarılara gerek kalmadan bu kurallara kendi kendine uyması ve uygulamasıdır. Kısaca, çocuğun kendi kendini yönetme yeteneği kazanmasıdır. Aslında disiplin uygulamalarıyla varmak istenilen hedef budur. Çocukların kuralları benimsemeleri, ne yapıp ne yapılmaması gerektiğini bilip kendi kendilerine yapmaları, sürekli uyarı ve kontrole gerek kalmadan görevlerini yerine getirmeleridir. Örneğin diş fırçalama, banyo yapma, ödevlerini zamanında yapma, gece belirli bir saatte yatma, eşyalarını toplama vs. Bu şekilde hem anne-baba sürekli ikaz ve
kontrol rolünden kurtulur hem de bu sebeple oluşabilecek sürtüşme ve problemler önlenmiş olur. Öz denetim eğitiminde, ilk temel yaklaşım çocuklara ne yapıp ne yapmaması gerektiğini açıklamak, ona yol göstermektir. Disiplin kavramı, özgürlük ve otorite kavramları ile birlikte incelenmesi gereken bir kavramdır. Çünkü disiplin olgusu içerisinde özgürlük ve otorite birbiri içine girmiş, birbirini bütünleyen kavramlar halindedir. Kişisel ve öznel nedenler, yetişkinleri çocuğun özgürlüklerini sınırlamaya zorlamaktadır. Çocuğun özgürlük içindeki hareketliliği, anne-babanın rahatını kaçırabilecektir. Çünkü yetişkin için en kötüsü, özgür bıraktığı çocuğu artık denetleyememe kaygısıdır. Bir çocuğun baskı olmadan da iyi şeyler yapabileceği düşünülemez. Eğitimde özgürlük, anne-babanın gözünde çoğu kez bir anarşi özelliği taşımakta, kendinden korkan, kendine güveni olmayan anne-baba, çocuğu baskı altında tutmakta, engellemekte ve bunalıma sürüklemektedir. Özgürlük yönünden baskıcı tutumun tam karşısında yer alan tutumda kişisel ve özel nedenlerin varlığı saptanabilir. Kişisel rahatını kollayan anne-baba, çocuğu istediği her şeyi yapmakta serbest bırakabilir. Çocuğu yaşı için gereğinden fazla sayılabilecek bir özgürlük ortamına itebilir. Güçlükler karşısında yalnız bırakır. Çocuğun ihtiyacı olan güvenliği sağlamaz, sevgi vermez. Anne-babanın otoritesi mutlak itaat beklemektedir. Otorite konusunda da özgürlük konusunda olduğu gibi benzer yanlış tutumlarla karşılaşılabilir. Bunun nedeni otorite olgusuna ilişkin kavramların birbirine karıştırılmasıdır. Gerçekte en ciddi hata otoritenin kendisine değer vermektir. Otorite, çocuğun yaşamı yönünde uygulandığı ölçüde gerçek değerini kazanır. Çocukta öz denetimin gelişmesi için disiplinde otoritenin yanısıra belli bir özgürlük payının da olması gerekir. Katı kurallar çocukta kaçamak yapma ve boşluklardan yararlanma eğilimi doğurur. Kuralları öğretmek ve çocuğu bir düzeye sokmak yeterli değildir.Çocuk denetim altında değilken de öğrendiklerini uygulayabilir. Çocuk tek başına kaldığı zaman da kurallara uyabiliyor, davranışlarını düzenleyebiliyorsa iç disiplinin de başarılı olmuş demektir. Çocuk davranışları özümsemiş, kendi kendine yetme becerisini kazanmıştır. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilmektedir. Çocukta doğru ve yanlış kavramı olarak nitelendirilen duygu "vicdan" adı verilen iç duygu şeklinde gelişmektedir. Vicdan aslında insanın iç dünyasında var olan, karşı geldiğinde kişinin suçluluk duygusuna kapıldığı bir ahlak kuralları dizisinden oluşmaktadır. Ortaya çıkmaya hazır suçluluk duyguları, etkilerin kontrolünde önemli bir rol oynar. Suçluluk, son derece tedirgin edici bir duygudur. Bu özelliği ile insanları, vicdanlarına aykırı davranmaktan kaçınmaya yani öz denetime yöneltir. Bir çocuk, etkili bir vicdan geliştirmeden büyüdüğünde ve benimsenmiş bir değer yargısı sisteminden yoksun kaldığında, başkalarına zarar vermeyi önemsemez. Genel olarak vicdanı gelişmemiş bir çocuğun tek korkusu yakalanıp cezalandırılmaktır. Doğru, yanlış kavramları uygunsuzdur ve öz denetimi zayıftır.


Çocukların doğru kararlar alabilmeleri ve inisiyatif kullanabilmeleri için;

 Çocuğun küçük hatalarını büyütmeyin.
 Ona seçme hakkı tanıyın.
 Süreç içinde doğru seçenekler için gösterilen çabayı mutlaka övün.
 Çeşitli problem durumları tasarlayarak olası sonuçlarla ilgili tahminlerde bulunmasını isteyin. Sonuçları tahmin etmek ona problem oluşmadan önce durumları değerlendirme fırsatını verir.
 İsteklerinizi mantıklı açıklamalarla iletin.
 Onu koşulsuz sevin ve sevginizi ifade edin.
 Tutarlı olun.
 Ona güvenilir bir çevre hazırlayın.
 Rasyonel olun. Kızgınlık, korku ya da intikam duygularıyla harekete geçmeyin.
 Fiziksel cezalar vermeyin.
 Sınırları belirgin bir yaşam alanı oluşturun. Her zaman, her yerde içinden geldiği gibi davranamayacağını, çevresinin ihtiyaçlarını ve hassasiyetlerini de gözetmesi gerektiğini vurgulayın.


Öz Denetim Sorunlarını Önlemek İçin

Kurallar koyun: Basit, anlaşılır, çocuğun yaşına göre değişebilen ve  yenilenebilen, kişilik yapısı ve özel durumuna uygun kurallar koyulmalıdır.
Kuralların nedenini izah edin: Kuralların nedenleri, bu kurallara uymanın yararları, uyulmadığı takdirde yaşanabilecek sorunlar hakkında açıklamalar yapılmalıdır. Örneğin bütün çocukların cips sevdiğini fakat fazla cips yemenin karaciğere zarar verdiğini bu nedenle her gün cips yememizin sağlıklı olmayacağını söylemeniz gibi.
Net bir dil kullanın: "Böyle yapma, şöyle yap!" yerine hangi davranışların ne zaman yapılması gerektiği çocuğa net bir dille anlatılarak öğretilmelidir.
Görev ve sorumluluk verin: Çocuğa kuralların uygulanmasında aktif görev ve sorumluluk verilmelidir. Örneğin dağınık bir odayı toplamak kendi gözümüzde nasıl büyürse çocuğun gözünde de büyür ve çocuk emirlere direnir. "Çabuk oyuncaklarını topla.", "Her şeyi yerlerine yerleştir." demek yerine "Gel odanı birlikte toplayalım, sen şu oyuncakları topla, ben de boyaları." veya "Tabağındaki yemek bitmeden kalkmak yok." yerine "Yiyebileceğin kadar yemeği sen kendin tabağına al ama unutma hepsini bitirmelisin." gibi.
Fiziksel ceza vermeyin: Fiziksel cezalar kesinlikle eğitimin bir parçası değildir.
Katı bir disiplin anlayışından vazgeçin: Ceza korkusu ile hareket eden çocuk bağımsız düşünemez. Doğru yolu kendiliğinden bulamaz. Ceza korkusu ve baskı ile yetiştirilen çocukta öz denetim gelişmeyeceği için yetişkin yaşamında davranışlarını kontrol etmekte güçlük çekebilir.
Onun adına siz karar vermeyin: Seçim hakkı tanıyın. Bu aynı zamanda onun davranışlarının sorumluluğunu alması için iyi bir gerekçedir.


Kaynak:megep ALTINTAŞ, Ersin ve Devrim ÇAMUR. Sözsüz İletişim ve Beden Dili, NobelYayıncılık, Ankara 2001.BALTAŞ, Acar. Anne-Baba El Kitabı, 2.Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1994. CÜCELOĞLU, Doğan, İyi Düşün, Doğru Karar Ver, Sistem Yayıncılık,İstanbul, 1993. CÜCELOĞLU, Doğan.Yeniden İnsan İnsana, 10. Baskı, Remzi Kitabevi,İstanbul, 1995. CÜCELOĞLU, Doğan. İnsan ve Davranışı, 7.Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul,1997.ÇAĞDAŞ, Aysel ve Zarife SEÇER. Çocuk ve Ergende Sosyal Ahlak Gelişimi,.1. Baskı, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2002.DÖKMEN, Üstün. İletişim Çatışmaları ve Empati, Sistem Yayıncılık, İstanbul,2000.GÖKÇE, Orhan. İletişim Bilimine Giriş-İnsanlararası İlişkilerinSosyolojik Bir Analizi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1993.NAVARO, Leyla. Beni Duyuyor Musun? Ya-Pa yayınları, İstanbul.1987 ÖNDER, Alev. Ailede İletişim “Konuşarak ve Dinleyerek Anlaşalım”, 3.Baskı, Morpa Kültür Yayınları, İstanbul, 2005.ÖZ, İlkim, Çocuk ve İletişim, Ankara, 1997 ÖZGÜVEN, İbrahim Ethem. Ailede İletişim ve Yaşam, PDREM Yayınları,Ankara, 2001. ROEBUCK, Chris. Etkili İletişim Kendi Kendini Geliştirme Programı, Çev:Ali Cevat Akkoyunlu, 1.Baskı, Doğan Kitapçılık, İstanbul, 2000.YAVUZER, Haluk. Çocuk Psikolojisi, 13. Baskı, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1996.YAVUZER, Haluk. Ana-Baba ve Çocuk, 12.Baskı, Remzi Kitabevi,İstanbul,1999.