18 Nisan 2011 Pazartesi

Gebelik ve Beslenme

Sağlıklı olmanın temel koşullarından biri yeterli ve dengeli beslenmektir. Bebek anne karnında beslenirken annenin kaynaklarını kullanır. Bu nedenle gebelikte doğru beslenme hem bebeğin iyi gelişmesi hem de annenin sağlığı açısından hayati önem taşır.

Gebelik dönemindeki beslenme, bebeğin beyin gelişimi ve sağlığı açısından çok önemlidir.Türkiye’de her yıl 154.000 (yüz elli dört bin) bebeğin düşük doğum ağırlığı iledünyaya gelmesinin nedenlerinden biri de gebe kadınlarda görülen beslenme bozukluklarıdır. Gebelik döneminde gebe kadının enerji ve besin öğeleri ihtiyacı artmaktadır. Bu ihtiyaç zamanında ve yeterli miktarda karşılanmadığında bebek büyümek ve gelişmek için anne dokularından ihtiyacını karşılar. Bunun sonucunda da annede çeşitli problemler ortaya çıkar ve annenin enfeksiyonlara karşı direnci azalır. Gebelik döneminde annenin yetersiz ve dengesiz beslenmesi annede kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri, bebeklerde ise ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, fiziksel ve zihinsel gelişim geriliği görülmesine yol açar. Bu nedenle gebe kadın günlük beslenmesinde;

Bebeğin kemik, göz ve dişlerinin gelişimi için Süt ve süt ürünleri
Bebeğin kas, kan ve beyin gelişimi için Et, süt, süt ürünleri, kuru baklagiller ve yumurta
Vitamin ihtiyacı için Meyve ve sebze tüketmelidir.

Sağlıklı ve kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü belirtileri yaşamamak ya da daha az yaşamak, bebeğinizin potansiyeli olan kiloya ulaşmasını ve dünyaya yeterli besin depolarını oluşturmuş olarak gelmesini sağlamak, rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta bebeğinize vereceğiniz sütünüzün kaliteli olmasını sağlamak için gebelik öncesinden gelen beslenme alışkanlıkları gebelikte tekrar gözden geçirilmelidir. Gebenin yeterli ve dengeli beslenmesi, bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişimi için çok önemlidir.

Anneyi Etkileyen Fizyolojik Değişiklikler
Gebelik kadın için doğal fizyolojik bir olaydır. Gebelikte, vücutta anatomik ve fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler gebeliğin ilk haftalarından başlayarak bebeğin anne karnında büyümesi, gebenin anneliğe, doğuma ve emzikliliğe hazırlanması için düzenlenir ve ayarlanır.

Kanın Hacmi ve Bileşimi
Gebeliğin başlamasıyla birlikte kan hacminde artış başlar. Kanın sıvı kısmı olan plazma gebe olmayan kadında toplam 2600 ml dir. Gebeliğin ilk üç ayının sonunda plazma hacminde artış başlamaktadır. Kadının gebe kaldığı andan 34. haftaya kadar olan sürede %50’den fazla kan hacmi artışı olur. Eğer plazma hacmi az artarsa düşük, bebeğin düşük ağırlıklı doğması vb. sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Gebelik süresince kırmızı kan hücrelerinin yapımı dereceli olarak artış göstermektedir. Bu süreçte demir içeren ilaçlar kullanılarak kandaki kırmızı hücre üretimi artırılmaya çalışılır.

Kalp- Damar Sistemindeki Değişiklikler
Gebelik nedeniyle annenin kan hacmi yaklaşık olarak % 50 oranında artış gösterir. Dakikada atım sayısı % 15-20 fazlalaşır. Gebeliğin ilk yarısında büyük ve küçük tansiyonda 5–10 mm/hg’lık ( Tansiyonun ölçüm Birimi )düşüşler oluşur. Bu düşüşlerin nedeni gebelikteki pregesteron hormonunun damar direncini azaltıcı etkisinden kaynaklanmaktadır.

Böbrek Fonksiyonundaki Değişiklikler
Gebelikte kadının böbrekleri fetüsün oluşturduğu atık ürünlerin atımı ve kendi metabolizmasındaki değişiklikler nedeniyle etkilenir. Ayrıca böbrek fonksiyonlarındaki bu değişikliklere kadının besin öğesi alımları, kan hacmindeki artışı ve hamilelik hormonları da sebep olmaktadır. Gebenin idrar akımında azalma vardır. Buna bağlı olarak idrar yolu enfeksiyonu riski artmaktadır.Gebelik süresince büyüyen rahim idrar torbasını baskılamakta, bu da idrar torbasının kapasitesini azaltmakta ve sık idrara çıkmaya neden olmaktadır.

Solunum sistemindeki değişiklikler
Anne ve fetüs için gebelik süresince solunum sisteminde bir uyum yaşanır. Gebelikte genişleyen uterus diyafram seviyesinde 4 cm yükselmeye neden olur. Büyüyen uterusun yol açtığı değişiklikler akciğer hacimlerinde farklılaşmaya neden olur. Annenin metabolik hızı ve oksijen gereksinimi solunumu yükseltmektedir.

Sindirim Fonksiyonlarındaki Değişiklikler
Gebe kadınlarda iştah artmasının yanında bulantı ve kusma da görülebilir. Besinlerin bağırsaklara geçiş hızı yavaşlar, sindirim sistemi salgıları azalır, tad duyusu değişir ve besin öğelerinin emilimi artar. Progesteron hormonundaki artış nedeniyle sindirim sistemindeki kasların tonusu ve hareketliliği artmaktadır. Bu durum ise gebe kadının kalp atışlarında artışa, kalın bağırsaktan suyun emiliminin yükselmesine ve sonuçta bağırsak hareketlerinin azalmasına (kabızlık) neden olur. Gebelikte demir kullanımı da kabızlığı artırabilmektedir. Gebelikte progesteron hormonundaki artış safra kesesinde zamanında boşalma olmamasına neden olabilmektedir. Bunun sonucunda da gebelik boyunca safra taşları oluşabilir. Gebeliğin erken dönemlerinde (sıklıkla 6. gebelik haftasından itibaren) bulantıya sıklıkla rastlanmaktadır. Bu bulantılar kusmayla, iştahsızlıkla ve belli kokulara karşı aşırı hassasiyetle beraber olabilir. Bulantı ve kusmalar sabah daha şiddetli olduğu için bu duruma sabah hastalığı adı verilmiştir. Yalnızca sabahları olan bulantılar yataktan kalkmadan önce alınan tuzlu kraker ve bisküvilerle önlenebilir. Ayrıca gebelikte tükürük salgısının artması bulantıya neden olarak ağızda kötü bir tat oluşturabilir. Limon ve nane gibi içecekler bu sorunu azaltabilir. Gebe kadınlar bulantıyı azaltmak için stres, sigara, rahatsız edici yiyecekler, kokular ve yorgunluktan kaçınmalı, oturdukları yerden yavaşça kalkmalıdır. Mide yanmasında; az ve sık yemek yemeli, yemek aralarında sıvı içilmeli, baharatlı, yağlı ve gazlı (asitli) gıdalardan sakınılmalıdır. Fizik egzersizden 2 saat, yatmadan 1 saat önce yemek yenmemelidir. Bulantı, kusma, mide ekşimesi gibi problemleri olan gebelerin beslenmede öğün sayısını arttırıp yediği miktarı azaltması bebeğin erken dönemdeki gelişimi için önem taşır. Hamilelikte rastlanılan hazımsızlık ve şişkinlik genellikle östrojen ve progesteron hormonlarındaki artışa bağlıdır. Bu hormonlar düz kasları gevşeterek sindirim işlemini yavaşlatır.

Sindirim sistemi yakınmaları için öneriler;
 Sigaradan uzak durulmalıdır.
 Dengeli beslenilmelidir.
 Yerden bir şey alınırken çömelerek alınmalıdır.
 Yatarken baş ve gövde yüksekte tutulmalıdır.
 Yakınmalar devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.


Hormonlardaki Değişiklikler
Gebede başta progesteron ve östrojen olmak üzere gebelik süresince otuzdan fazla hormon salgılanmakta ve birçoğunun seviyesinde değişiklikler görülmektedir.

Bazal metabolizmadaki değişikliklerGebeliğin dördüncü ayına kadar bazal metabolizma hızlı bir şekilde yükselmeye başlar. Daha sonraki artış biraz daha azdır. Ancak genel olarak doğuma kadar %15 – 20arasında bir artış görülür.

Gebelikte Görülen Sağlık Sorunları
Preeklemsi

Gebelik toksemisi de denir. Gebelik toksemisi yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda daha sık görülmektedir. Kendini hipertansiyon, bacaklarda ödem, idrarda protein kaybı gibi belirtilerle gösterir. Gebeliğin ikinci ayında ortaya çıkar. Bu durum bazen anne ve fetüs için öldürücü olabilir. Özellikle ağır preeklemside anne ve çocukta sara benzeri kasılmalar, erken doğum, fetal kayıp,böbrek yetmezliği görülebilmektedir. Beslenmede yapılacak düzenlemeler sonucunda durumun ciddiyeti ortadan kalkabilir. Bu düzenlemede günlük tuz alımı azaltılmalıdır. Ayrıca protein alımı gereksinim kadar olmalıdır. Vitamin ve mineral eklemeleri mutlaka yapılmalı, aşırı kilo alımı engellenmeli gebelik süresince alınacak kilo kontrol altında tutulmalıdır. Preeklemsi durumunda gebe kadının mutlaka hekim, beslenme uzmanı ve diyetisyen kontrolünde olması gerekir.

Anemi
Anemi, kanda hemoglobin ve kırmızı kan küre miktarının azalmasıdır. Anemi bulunan gebelerde halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi, sık nefes alma, ciltte solukluk ve enfeksiyonlara karşı dirençsizlik görülür. Anemi demir yetersizliğinde oluşur. Bebek demir ihtiyacını anneden karşıladığı için demir eksikliği çok belirgin olduğunda bebeğin gelişiminde ve büyümesinde problemler oluşabilmektedir. Çoğul gebeliklerde demir ihtiyacı daha da artmaktadır. Demir vücutta kan yapımını sağlar. Ancak demir, besinlerde yaygın olarak bulunmasına rağmen yeterince emilemediğinden yetersizliğini karşılamak zordur. Hayvansal besin kullanımını ve C vitamini kaynağı olan sebze ve meyve tüketiminin artırılmasıyla demir emilimi yükseltilebilir. Ayrıca hekim kontrolünde, diyete ek olarak demir ekleri
önerilebilir.


Pika (Aş erme)
Gebeliğin özellikle ilk üç ayında “aş erme” denilen bazı yiyeceklere karşı aşırı istek, bazılarına kaşı ise tiksinti gelişebilir. Bazen bu durum besin olmayan maddeleri yeme isteği şeklinde görülebilir. Genelde yetersiz beslenen annelerde çok rastlanır. Kadın toprak, kil, kireç yemeye eğilim gösterir. Bu durumda kansızlık (anemi) gelişebilir. Diğer besin öğelerinin emilimi engellenir, parazitler görülebilir. Aşeren gebenin, sağlığa zararlı olmayan maddeleri yemesinde bir sakınca yoktur. Uzun süren aşermeler genellikle psikolojik kaynaklıdır. Aşerme gebeliğin üçüncü ayından itibaren azalmaktadır.

Diş Çürükleri
Ağız sağlığında yaşanan en önemli değişikliğin östrojen ve progesteren hormon düzeylerindeki artıştır. Artan hormonda düzeyiyle birlikte dişler üzerindeki plak birikimi artmaktadır. Plakların tedavi edilmemesi halinde diş eti iltihabına (hamilelik gingivitesi) neden olmaktadır. Diş etleri, kırmızı, hacim olarak artmış, hassas ve kanamalı olur. Önceden gingivit ( diş eti yangısı) rahatsızlığı olan bir kadının hamilelik sırasında bu hastalığının şiddeti artabilir.

Diş araları her gün diş ipiyle temizlenmelidir.
Hamilelik döneminde vücut dengesinin bozulması dişlerin çabuk çürümesine uygun ortam yaratır.
Dengeli beslenilmelidir.
Kalsiyum, fosfor ve D vitaminlerinin yeterli miktarlarda tüketilmesi sağlanmalıdır.
C ve B12 vitaminlerinin alınması ağız sağlığının sürdürülmesi açısından önemlidir.
Hamilelik planlanıyorsa veya hamile olunduğundan şüpheleniliyorsa diş hekimine gidilerek ilk üç aylık dönemde diş temizliği yaptırılmalıdır.
Hamilelikte abur cubur, tatlı gibi gıdaların aşırı tüketilmeleri, daha sonra dişlerin fırçalanmaması diş sağlığını bozan etmenlerdendir.
İlk aylardaki kusmalardan sonra anne adayı dişlerine özen göstermelidir.

Gebelik hormonlarının etkisiyle diş etleri daha çabuk kanayan anne dişlerin fırçalamaktan kaçmamalıdır. Sonucunda diş sorunları ortaya çıkar.

Gebelik Diyabeti
Gebelikte plasentanın diyabete (şeker hastalığına) neden olan hormonlar üretmesi ve annenin ailesinde şeker hastalığının olması (genetik yatkınlık) nedeniyle diyabet görülebilir. Gebelik süresince görülen diyabet kan basıncını da yükselten bir risktir. Bebekte ise 4500 gramın üstünde doğum ağırlığına ve solunum problemlerine yol açabilir. Gebelik sonlandığında diyabet de iyileşebilir.

Kabızlık
Gebelik süresince salgılanan hormonlar nedeniyle bağırsak hareketleri yavaşlar, kilo artışı sonucundakadının hareket etme kabiliyeti azalır. Ayrıca sebze ve meyve, kuru baklagiller gibi posa içeriği yüksek besinlerin alınmaması, demir ilaçlarının kullanılması ve suyun az tüketilmesi sonucunda kabızlık görülür. Sorunu hafifletmek için günde en az sekiz bardak su içilmeli, kuru erik, kayısı gibi besinler tüketilmeli, yüzme, yürüyüş vb. egzersizler yapılmalıdır.

Gebelikte Bulantı ve Tat Alma Duyusunda Değişiklikler
Gebelikte nedeni belli olmayan bulantı, kusma, tiksinti, tat ve koku almaya aşırı  duyarlılık görülebilir. Yataktan kalkmadan önce tuzlu bisküvi, kraker, ekmek vb. kuru gıdaların tüketilmesi kusmayı ve bulantıyı önleyebildiği gibi, daha sonraki besinlerin alımını da kolaylaştırabilir.

Gebelikte Ağırlık Kazanımı
Gebe kadının ağırlık kazanımı bireysel farklılıklar göstermektedir. Normal bir gebenin ortalama ağırlık kazanımı;
Ağırlık kazanan bölge                                        Kazanılan ağırlık miktarı
Fetüs ............................................................................... 3400
Plasenta ........................................................................... 450
Amniotik sıvı .................................................................. 900
Uterus .............................................................................. 1100
Meme dokusu .................................................................. 1400
Kan hacmi ....................................................................... 1800
Annenin depoları ............................................................. 1800-3600
Toplam ağırlık kazanımı ................................................. 11000-13000


Gebelikte önerilen kilo alımı normal kilolularda 11.5–16 kg, gebelik öncesi kilosu düşük alanlarda 12.5–18 kg, gebelik öncesi kilosu fazla alanlarda 7–11.5 kg’ dır. Bu sınırlarda kilo alanlarda gebeliğe başlı problemler azalmaktadır. Bundan daha fazla kilo alanlarda bebeğin iri olma olasılığı iki kat artmaktadır. Yine fazla kilo alımı olanlarda sezaryen olasılığı da %20–30 oranında artmaktadır. Fazla kilo alımı sonrasında bel ağrısıgibi yakınmalar da daha sık görülmektedir. Önerilen aylık kilo alımı gebeliğin ilk yarısında ayda 1 kg, 20. haftadan sonra ise ayda 2 kg veya haftada 0,5 kg’ dır. Normalde ortalama 11–16 kg arasında kilo artışı olur. İlk üç aydan 1–3 kg ve daha sonraki aylarda doğuma kadar en çok 10 kg daha alınması en uygundur. Gebelikte annenin kilosu, gebelik öncesi kilosu ile ilgilidir. Zayıf bir anne, 18 kg alabileceği gibi şişman olan bir anne sadece toplam 6 kg aldığı halde sağlıklı bir bebek doğurabilir. Fazla kilo alınması aşırı enerji (kalori) alınımını ya da vücutta su ve tuz tutulduğunu gösterir. Şişman kadınlarda doğum güçlüklerine daha sık rastlanır. Son bir haftada 1 kg’ dan fazla ya da son dört haftada 4 kg’ dan fazla kilo alınırsa bu durumun tansiyon yükselmesi açısından ciddi bir uyarı olabileceği akla gelmelidir.Az kilo alınması ise beslenme yetersizliğini gösterir. Böyle bir  durumda bebekte gelişme geriliği olasılığı vardır. Aşırı az kilo alınıyorsa mutlaka doktora danışılmalıdır.

Gebede Kilo Kontrolü
Gebe en az haftada bir defa olmak üzere düzenli tartılmalıdır. Tartılma işi sabahları aç karnına ve giyinmeden yapılmalıdır. Ayda ortalama 1 kiloluk bir artışla gebeliğin sonunda vücut ağırlığının 9 ile 12 kilodan fazla artmamış olması gerekmektedir. İlk üç aylık dönemde kilo alınmaması bebeğin normal gelişimini etkilememektedir. El ve ayaklarda şişme görülmesi durumunda ve aşırı kilo artışlarında (10 günde 1 kg gibi) derhal doktora gidilmelidir. Aynı şekilde, kiloda belirgin bir düşüş oluyorsa doktor durumdan hemen haberdar edilmelidir.

Gebe Kadının Enerji ve Besin Öğesi Gereksinimi
Protein

Gebe kadının protein ihtiyacı fetüsün büyümesi ve yeni dokuların sentezi için artmaktadır. Normal ağırlıktaki fetüsün vücudunda ve annenin dokularında ortalama 925 g kadar protein depo edilir. Gebenin ihtiyaçlarını karşılaması için günlük protein ihtiyacına 18.6 – 24.0 g ek yapılmalıdır. Günlük enerjinin %12 -15’inin proteinden sağlanması gerekmektedir. Gebelik boyunca protein alımının yetersiz olması düşük doğum ağırlıklı bebek doğmasına nedene olur. Fazla protein alımında ise, prematüre (erken doğum) doğum sayısından ve anne karnındaki ölümlerde artış görülebilmektedir.

Folik Asit
Suda çözünen B grubu vitaminlerdendir. Folik asit, hücre yapı taşlarının ve
dokularının oluşumunda etkilidir. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynar. Bu nedenle gebeliğin erken evrelerinde, bebeğin merkezî sinir sisteminin gelişimi için mutlaka gerekli olan bir maddedir. Embriyo, gebeliğin 2. ve 12. haftaları arasında yeterli folik asit alamazsa beyin ve omurilik ile ilgili anormallikler (nöral tüp defektleri) başta olmak üzere doğumsal gelişim bozukluklarının görülme riski artar. Nöral tüp adı verilen yapı, beyin dokusundan başlayıp, boylu boyunca omuriliği de
içine alacak şekilde aşağı doğru uzanan bir yapıdır. Yapı, döllenmeden sonraki ikinci, üçüncü hafta arasında gelişimini tamamlar. Gelişimin herhangi bir nedenle aksaması, tüpün herhangi bir bölgesinin açık kalmasına neden olur. Bu duruma nöral tüp defekti adı verilir. Açıklığın omurga kanalı boyunca bir yerde olması durumuna spina bifida, kafatasında olması durumunda ise ensefasol veya anensefoli söz konusu olur.
Folik asit annenin alyuvarlarının desteklenmesi için alınması gereken elzem bir maddedir. Gebelikte görülen kansızlığın başlıca sebebi folik, asit yetersizliğidir. Folik asidi vücutta aktive eden B12’ dir. Bu nedenle folik asit birlikte B12 nin alınması elzemdir.

Dünyada her yıl 300.000 – 400.000 bebek NTD (nöral tüp defekti) ile doğmaktadır. Gebeliğin başından itibaren folik asit ve vitamin B12 alımının artırılması bu riski önemli ölçüde azaltmaktadır. Anne olmak isteyen kadınların gebeliğe hazırlık döneminden hamileliklerinin 12.haftasına kadar her gün 0,4 mg folik asit almaları bebeğin omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini %70 oranında düşürmektedir. Folik asit kaynakları; yeşil yapraklı sebzeler, esmer ekmek, tahıl, karaciğer, meyve ve meyve suyudur.

Et, balık, yumurta ve süt ürünleriyle B12 gebe kadının beslenmesinde yer almaktadır. Mutlaka B12 ile folik asit birlikte alınmalıdır.Gebelikten 3 ay önce ve gebeliğin ilk 3 ayında folik asit alımı doğacak bebeklerde beyin, omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini %70 oranında azaltmaktadır.



B12 Vitamini
Hücre bölünmesinin sürekliliği için önemlidir.


Biotin
Biotin suda çözünen vitaminlerden birisidir. B grubu vitaminleri içinde yer alır. Tüm organizmalarda biotin ancak sadece bazı bakteriler, mantarlar ve yosunlar tarafından sentezlenir.

Fonksiyonu
Yağ asidi sentezinde, karbonhidratlar dışı maddelerden şeker üretiminde, aminoasitlerin kolesterolünde ve yağların metabolizmasında rol alır. Hamilelikte günde 30 mikrogram(mcg) biotin alınması önerilmektedir. Biotin eksikliğinin gelişmekte olan bebekte bir anomaliye neden olduğu görülmemektedir. Maya, buğday, tam buğdaydan yapılmış ekmek, pişmiş yumurta, kaşar peyniri, karaciğer, tavuk, somon ve avokado da niasin bulunur.




E Vitamini
Gebelik süresince E vitaminine olan ihtiyaç artmaktadır. Yetersizliğinde hemolitik anemi ( Folik Asit eksikliğine bağlı anemi ), kas ve sinir sisteminde bozukluk, kaslarda yorgunluk, üremede güçlük görülür. Gebelikte ve emziklilik döneminde günlük beslenme menüsüne E vitamini yönünde zengin olan marul, dereotu, pirinç, tahıl tohumları, yumurta sarısı ve karaciğer bulundurulmalıdır.

D Vitamini
D vitamini güneş ışığından alınmalıdır. Kalsiyum için gebelik öncesi günde 1, gebelikte 2 bardak süt içilmelidir. Süt içemeyen gebeler günde 600 mg kalsiyum almalıdır.

A Vitamini
Yağda çözünen vitaminlerden biri olan A vitamini karaciğerde depolanır. A vitamini gözün karanlığa uyumunda, bağışıklık sisteminin normal çalışmasında, cilt ve mukozanın sağlığının oluşumunda önemlidir.

Hamilelikteki rolü
Büyüme ve gelişme A vitamininin işlevlerindendir. Sağlıklı bir cilt ve mukoza, vücudun hastalıklarla mücadele etme yeteneğinin desteklenmesi, kemik gelişimi, hem anne hem de bebeğin alyuvarlarının sağlığı açısından A vitamini hamilelikte gerekli bir maddedir. Eksikliğinde gece körlüğü ortaya çıkabilir. Aşırı miktarda alındığında bebekte anomalilere neden olabilir. Toksik düzeylere ulaşması hipervitaminosis A olarak adlandırılır ve uzun süre önerilenden 10–12 kat fazla vitamin alınmasıyla ortaya çıkar.

Hamilelikte önerilen doz:Hamilelikte önerilen günlük alınması gereken A vitamini miktarı 800 mcg’ dır. Alınabilecek en fazla miktarın sınırı ise 3.000 mcg olarak kabul edilmektedir.

Besin Miktar          Vitamin A         (mcg)
Karaciğer           1 yemek kaşığı     4,080
Yumurta            1 adet                   119
Tereyağı            1 yemek kaşığı       107
Süt                   1 bardak                76
Havuç(çiğ)         ½ kase rendelenmiş 595
Ispanak             ½ porsiyon, pişmiş   393
Kayısı               1 adet                     74

Demir (Gebelikte)
Demir, anne ve bebekte kan yapımı için gereklidir, ayrıca kasların yapısında ve enzim sistemlerinde yer alan yaşamsal bir mineraldir. Gebelikte artan demir ihtiyacı karşılanmadığında demir eksikliği anemisi ortaya çıkar. Bu, gebelikte en sık görülen anemi çeşididir. Artan demir ihtiyacını karşılamayan yiyecekler yetmez, bu nedenle demir içeren ilaçlar kullanılmalıdır. Hamileliğin son dönemlerinde kansızlık riski arttığından, ilk dönemlerden itibaren uygun miktarlarda demir takviyesi önerilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü(WHO), hamilelik döneminde 60 mg demirin yeterli olduğunu belirtmektedir.

Magnezyum
Tüm canlı hücrelerin en önemli katyonlarından biri olan magnezyum sinir sisteminin ve kasların gevşemesini sağlayan mineraldir. Sakinleşmeye yardımcı olduğu için “anti-stres” minerali olarak bilinir. İnsan vücudundaki magnezyumun %65 kemik ve dişlerde, kalan %35’i kanı doku ve diğer vücut sıvılarında yer alır. Beyin ve kalpte diğer dokulardan daha yoğun bulunur. Damar tonusu ve kalp kasılması gibi olaylarda kalsiyumla etkileşim halindedir. Kalsiyum kasların kasılmasını sağlarken, magnezyum kasları gevşetir ve damarların genişlemesini sağlar. Gebelikte gerekli miktarda magnezyum sağlanamadığında nöromuskuler(Kas ve sinir hastalıkları ) bozukluklar (titreme, kramp, konvülziyonlar(Havale)) görülebilir. Magnezyum desteğinin hamilelikte sık görülen bacak kramplarını azalttığını gösteren çalışmalar vardır. Ayrıca magnezyum desteğinin, uterus(rahim) kasları üzerindeki gevşetici etkisi nedeniyle erken doğumları ve düşükleri engellediği bildirilmektedir. Magnezyumun gebelikte tansiyon yükselmesini önleme etkisi de bulunmaktadır. Gebelik ve emziklilikte 450 mg magnezyum alınması uygundur. Bu dönemlerde sorun oluşmaması için doğal kaynaklardan magnezyum alınmalıdır. Magnezyum; koyu yapraklı, sebzelerde, fındık, fıstık, tohumlar, soya fasulyesi, kuru fasulye, kakao(çikolata) ve sert sularda yeterli miktarda bulunmaktadır. Bu nedenle gebe ve emzikli kadının günlük beslenme menüsünde bu besinlere yer verilmelidir.

Kalsiyum
Kalsiyum kemiklerin ana yapısında bulunan ve onların güçlü kalmasını sağlayan mineraldir. Vücuttaki kalsiyumun %99’u kemik ve dişlerde, %1’i ise kanda ve yumuşak dokuda bulunmaktadır. Pıhtılaşma mekanizmasında, kasların fonksiyonlarında ve sinirsel aktivitede önemli rolü vardır. Kişinin kalsiyum ihtiyacı doğmadan önce başlar. Gebelikte gelişmekte olan bebeğin güçlü kemik ve dişlerinin olması, sağlıklı sinir sistemi, kalp ve kas yapıları için kalsiyum gereklidir. Bebeğin kalp atım ritminin normal ve kan pıhtılaşma sisteminin düzgün şekilde gelişmesi için gebelikte günlük 1.200 – 1.500 miligram kalsiyum alınmalıdır. Araştırmalar gebelikte günde 250–300 mg kalsiyumun plesantadan geçerek bebeğe ulaştığını göstermektedir. Bebek doğduğunda vücudunda yaklaşık 25.000 miligram kalsiyum bulunmaktadır. İskeletin büyümesi ve dişlerin oluşmaya başladığı 3. trimesterde fetüsün kalsiyuma ihtiyaçı artar. Eklenen kalsiyum emziklilik döneminde kullanılmak üzere annenin iskeletinde depolanır.

Gebelikte artan kalsiyum ihtiyacı karşılanmazsa, annede kemiklerde zayıflama, bebekte ise gelişim geriliği ve nöbet geçirmesine neden olabilecek neonatal hipokalsemi (D vitamini eksikliğine bağlı nadir görülen bir hastalık ismi )görülür. Gebelikte kalsiyumun yetersiz tüketimi durumunda fetüs kendi gereksinimi karşılayabilmek için annenin kalsiyum depolarını kullanmaya başlar. Sık gebelik ve kalsiyumun sürekli yetersiz alımı annede ileri yaşlarda kemik erimesine ( osteoporoz), dişlerde çürümeye ve osteomalasiaya neden olabilmektedir.

Gebelikte yeterli kalsiyumun alınmaması kanda kurşun düzeyinin yükselmesine, dolayısıyla kalp, dolaşım ve sinir sisteminde sorunlar yaşanmasına neden olabilmektedir. Yeterli kalsiyum alımı gebelikte görülen preeklemsi(gebeliğe bağlı yüksek tansiyon) riskini azaltmaktadır. Kalsiyumun vücutta emilebilmesi için organizmada yeterli miktarda D vitamini bulunmalıdır. Kandaki kalsiyum düşüklüğü doğum sonrası kanama riskini artırmaktadır. Gebeliğin 3. aşamasında günde 2 bardak (yarım lt) süt tüketimi bebeğin iskelet ve diş gelişimi için son derece önemlidir. Ancak gebelikte fazla süt içmek gereksizdir. Fazlası yağ da içerdiğinden gebenin kilo almasına neden olacaktır. En iyi kalsiyum kaynakları süt ve türevleri (peynir, yoğurt), kuru incir, kuru fasulye, tere, karnabahar, lahana, ıspanak, yumurta, kaşar, tulum ve içme suyu olduğu için gebelikte bu besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Sütten bulaşabilecek bazı hastalıklar nedeniyle taze peynirden kaçınılmalı ve pastörize süt ürünleri tercih edilmelidir.

Besin Miktar .................Kalsiyum..........(mg)*
Yoğurt (yağsız)............ 1 kap ...............450
Yoğurt (az yağlı).......... 1 kap ...............415
Süt (kaymaksız) ..........1 Bardak........... 300
Sardalye (kılçıklı)........... 1 porsiyon...... 325
Somon balığı............... 1 porsiyon........ 205
Şalgam....................... 100 g.............. 190
Beyaz peynir................ 1 kibrit kutusu... 75
Kuş konmaz................. 100 g............... 25
Kayısı..................... 100g.................... 14
Muz ........................100 g................... 6
Kuru fasulye................ 100 g.............. 17
Brokoli...................... 100 g ...............48
Brüksel lahanası........... 100 g............. 42
Ispanak..................... 100 g.............. 99
* yaklaşık değerlerdir.

Fosfor
Fosfor gereksinimi de kalsiyum gereksinimi kadardır. Yani günde yaklaşık 1200 mg’dir. Normal kas sinir sistemini sağlamak için kalsiyum ve fosfor arasındaki oranın 1/1 olması gerekir. Yetersizliğinde bacaklarda kramplar, sinirlerde, kas ve kan hücrelerinde bozukluklar görülebilir.Hemen hemen her yiyecekte fosfor bulunakla birlikte, en zengin kaynağı protein içeriği yüksek olan et ve süt ürünleridir. Ayrıca kuru baklagiller, yemişler, meyveler ve sebzelerde de bulunmaktadır. Kalsiyum ve protein açısından zengin beslenen kişiler, fosfor içinde zengin beslenmektedirler.

İyot
İyot vücudumuzun az miktarlarda gereksinim duyduğu elementlerden birisidir. Troid hormonlarının üretimi için gereklidir. İyot normal troid fonksiyonu için şart bir maddedir. Troid bezi kandaki iyodu alarak hormonların yapımında kullanır. Troid hormonları büyüme, gelişme, metabolizma ve üreme fonksiyonları gibi pek çok fizyolojik olayın düzenlenmesinde aktif rol alır. İyot eksikliği tüm dünyada önlenebilir beyin hasarının en önemli nedeni olarak kabul edilebilir. Dünya sağlık örgütüne göre 740 milyon insan iyot eksikliğine bağlı hastalıkların pençesindedir. İyot eksikliği zeka geriliği, hipotroidi, guatr (troid bezinde büyüme) ve değişik derecelerde büyüme gelişme bozukluklarına neden olur. Gelişmekte olan bebekteki iyot eksikliğinin tek nedeni annedeki iyot yetersizliğidir.

Bu durumun en ileri formu konjenital hipotroidizmdir. Kretenizim adı da verilen bu durum geri dönüşümü olmayan zeka geriliklerine, fiziksel geriliklere, sağırlığa ve boy kısalığına neden olur. Fetüsün kendi tiroid bezi aktif hale gelmeden önce annedeki iyot yetmezliğine bağlı olarak gelişir. İyot yetmezliğine ilaveten selenyum eksikliği de diğer bir nedendir. Hamilelik ve emzirme dönemi vücudun iyot gereksinimin arttığı bir dönemdir. Bazı çalışmalar hamilelik döneminde yeterli iyot alınmamasının düşük, ölü doğum ve bazı doğum anomalilerin görülme sıklığını artırdığını göstermiştir.

Hamilelikte ne kadar iyot alınmalı?
Dünya sağlık örgütünün ve UNICEF’in verilerine göre günlük iyot ihtiyacı hamilelerde 220 mikrogram, emzirenlerde ise 290 mikrogram olmalıdır. Hamile kadının ve hamile kalmayı planlayan kadının yüksek miktarda iyot içeren maddeler tüketmeleri, önlenebilir zekâ geriliğinin birinci sıradaki nedeni olan konjenital hipotroidizmin önüne geçebilir.

İyot nerede bulunur?
Pek çok besin maddesinde bulunan iyodun miktarı, o maddenin yetiştirdiği topraktaki iyot düzeyi ile direkt ilişkilidir. Denizde yaşayan canlıların sudaki iyodu yakalayıp konsantre etmeleri nedeniyle iyot su ürünlerinde yüksek düzeydedir. İyot bulunan kaynaklar. İyotlu tuz, karides, hazır balık, konserve ton balığı, inek sütü, yumurta, patates, hindi, deniz yosunu.

Flor
Flor vücudumuzun çok az miktarlarda ihtiyaç duyduğu minerallerden birisidir. En sık sodyum floroid şeklinde diş macununda bulunur. Doğal haliyle bazı besin maddelerinin içinde bulunan flor özellikle içme sularına sonradan ilave edilir. Florun fonksiyonu: Flor vücudun sağlam, dayanıklı, kemik ve diş dokusu için gerek duyduğu kalsiyumu destekler. Ayrıca diş çürüklerinin engellenmesinde rol almakta ve kemik erimesi (osteoporoz) tedavisinde de kullanılmaktadır

Hamilelikte flor almaya gerek yoktur. Eğer içme suyunda yeterli flor varsa ek flor kullanılmamalıdır. Gebelikte gelişmekte olan bebek açısından bebeğin dişlerini güçlendirme ya da ileriki yaşamında çürük olmasını engellediği yönünde herhangi bir bilimsel kanıt yoktur. İçme suyunda yeterli flor yoksa ek destek tabletleri ancak doktor önerisiyle alınmalıdır. Flor, içme sularından, sakatatta, deniz ürünlerinde, çay, elma, ıspanak ve yumurtada bulunur.

Çinko
Çinkonun kemik ve sinir sisteminin oluşumunda etkisi vardır. Eksikliğinde fetüsün iskelet ve sinir sisteminde defektler olabilir. Eksikliği çok nadir görülür. Erken gebelikte çinko kullanımının bebeğin doğum ağırlığını ve kafa çapını artırdığı yönünde iddialar vardır. Çinko et, ciğer, yumurta, deniz mahsullerinde (özellikle istiridye) bulunur.

Gebelikte Tüketilmesi Zararlı Olan Maddeler
SigaraGebeklik döneminde sigara kullanmak anne ve bebeğin yaşamını riske almaktadır. Sigaranın içerdiği duman toksik ve kansorejendir. Solunum yoluyla ciğerlere, oradan da kana karışmaktadır.
Gebelik döneminde sigara kullanan kadınlarda;
 Erken doğum riski
 Dış gebelik
 Hipertansiyon
 Doğum öncesi plasentanın ayrılması
 Su kesesinin erken açılması
 Sütün C vitamini seviyesini düşürür.
 Düşük riski artar.
 Bebeğin yeni doğduğu dönemlerde ölme riski
 Lohusalıkta süt miktarının azalması
 Bebekte bronşit riski
 İdrar yolu anomalileri
 Gebelik zehirlenmesi riski oluşabilmektedir.

Gebelikte Alkol Kullanımı
Gebelikte kullanılan alkol düşük (abortus), ölü doğum, bebekte gelişme geriliği, çeşitli baş-yüz gelişim kusurları ve zekâ geriliği gibi istenmeyen durumların oluşmasına neden olabilmektedir. Herhangi bir kişi alkol aldığında bu alkol hızla kana karışır. Alkolün emilimi henüz ağızda başlar. Kana karışan alkol plesantaya geçer. Alkol anne karnında plesanta yoluyla direkt bebeğin kanına geçer ve anne kanındaki miktarla eşitlenir. Alkol teratojen(Normalden farklı anormal yapı oluşturan ) bir maddedir ve gelişmekte olan fetüs üzerinden toksik etkileri vardır. Gebeliğin erken dönemlerinde alınan alkol direkt olarak embriyo üzerinde olan etkisiyle düşüğe, organ gelişimi döneminde hücreler üzerindeki etkileriyle çeşitli organlarda gelişim kusurlarına, gebeliğin ikinci trimesterinden itibaren hücre çoğalmasının hızlı olduğu dönemde hücrelerdeki zehirli etkisiyle santral sinir sistemi hasarlarına yol açabilmektedir. Gebeliğin her döneminde alkolün etkisine bağlı olarak bebeğin ölme riski artar. Günlük alınan alkol miktarı arttıkça bebekte istenmeyen durumların oluşma riski doğrusal bir ilişki içinde artar.

Fetal Alkol Sendromu (FAS)
Alkolün bebek üzerinde yarattığı en ileri normal dışı durum Fetal Alkol Sendromu olarak tanımlanır. Dünyada 1000 canlı doğumdan ikisinde Fetal Alkol Sendromu olduğu tahmin edilmektedir. FAS, bebeğin doğmadan önceki dönemde sürekli ve yoğun şekilde alkole maruz kalması sonucunda oluşan belirtiler topluluğudur. Sendromun en belirgin özellikleri bebekte intrauterin gelişme geriliği( bebek doğmadan önce oluşan gelişme geriliği), bebek büyüdükçe fark edilen gelişme geriliği, zekâ geriliği, çeşitli davranış bozuklukları ve normal dışı yüz görünümüdür.

Fetal Alkol Sendromlu çocukların tipik bir yüz görünümleri vardır. En sık rastlanılan baş-yüz kusurları mikrosefali (başın küçük olması), filtrum (üst dudak- burun arası oluk) yokluğu, ince üst dudak, yassı burun kemeri, mikrognati (ufak çene), mikrotalmi (ufak gözler), kısa burun, göz kapaklarının anormal şekilli olmasıdır. Bunun dışında kalp anomalileri, omurilik anomalileri, kol- bacak anomalileri, genital sistem ve böbrek anomalileri, kulak anomalileri, göğüs kafesi şekil bozuklukları da sendromun bir parçası olarak görülebilmektedir. Doğumda hiçbir bulgu göstermeyen bebeklerde bile büyüdükçe gelişme geriliği görülebilmekte ve alkole bağlı diğer etkilerin gözlenmesi bebeğin iki yaşına geldiği döneme kadar gecikebilmektedir. FAS’lı bireyler yaşıtlarından daha ufak yapılı, IQ seviyeleri daha düşük, çeşitli davranış bozuklukları (aşırı aktivite, dikkat toplayamama gibi) gösteren bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler. FAS tüm gebelik boyunca ve özellikle de gebeliğin ikinci yarısından itibaren yüksek miktarlarda alkol kullanan anne adaylarının bebeklerinde daha sık görülmektedir.

Daha az miktarlarda alkol kullanan anne adaylarında ise sendrom tümüyle ortaya çıkmasa da Fetal Alkol Etkileri(FAE) adı verilen sendromun daha hafif şekli ortaya çıkabilir. Amerika ve diğer bazı gelişmiş ülkelerde zekâ geriliğinin belirlenebilen en önemli nedeni anne adayının gebelikte alkol kullanmasıdır. Sadece Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 12.000 bebek FAS ile dünyaya gelmektedir. Şu an için ülkemizde anne adayları arasında alkol kullanımı yaygın değildir ve bunun böyle kalması toplumsal sağlık açısından çok önemlidir. FAS; kalıtsal olmayan zekâ geriliğinin tüm dünyada en sık rastlanılan ve en kolay önlenebilen sebebidir.Sağlıklı bebek dünyaya getirmek için gebeliğin planlandığı andan itibaren ve tüm gebelik boyunca alkol kullanımından kaçınılmalıdır.

Kafein
Az miktarda içilen kahve bile anneden sütüne kafein geçer. Kafeinle bebekte uykusuzluk, hiperaktivite görülebilir. Eğer anne günde 6–8 fincan kafeinli kahve içerse, bebekte kahve sinirliliği denilen durumu görmek mümkündür. Aşırı kahve tüketimi demir emilimini olumsuz yönde etkileyerek anemiye (kansızlığa) sebep olmaktadır.

İlaçlar
Gebelikte kullanılan bütün ilaçlar fetüse zarar verebilmektedir. İlaçlar doktor önerisine göre alınmalıdır.

Gıda Katkı MaddeleriSakarin, mannitol, aspartam gibi yapay tatlandırıcılar fetüse olumsuz etki yaptığından gebelikte ve emziklilikte kullanılmamalıdır.

Hamilelik ve Sıvı AlımıSıvı alımı başından sonuna kadar gebeliğin her döneminde son derece önemlidir. Sıvı alımı gebelik döneminde gebe kadının kendini enerjik hissetmesini sağlar. Cilt kuruluğu gibi problemlerin olmasını engeller. Yeterli sıvı alımı gebe kadının ve bebeğin kanındaki elektrolik dengesini sağlar. Besin maddelerinin kan yolu ile bebeğe taşınmasına yardımcı olur. Aynı zamanda kabızlık ve hemoroidin oluşmasını da engeller. Çelişki gibi görünse de gebelik sırasında ne kadar çok su içilirse,vücudun su tutma olasılığı o ölçüde azalır. Gebelikte salgılanan hormonlar kişinin sıvıları kullanım şeklini değiştirir. Gebeliğin son aşamalarında doğru kan hacmi yaklaşık 1,5 katına çıkar. Gebelik döneminde solunum yolu ile akciğerlerden kaybedilen su miktarı da gebelik öncesine göre daha fazladır. Gebelikte vücutta su miktarının azalması erken doğum ağrılarına neden olabilmektedir. Su miktarının azalmasıyla salgılanan bazı hormonlar doğum kasılmalarını (oksitosin) başlatan hormonu taklit ederek erken doğum sancılarına neden olabilir. Çoğu zaman hafif kasılmalar sadece sıvı verilmesiyle birlikte kaybolur. Su aynı zamanda hamilelikte sık görülen ve erken doğum ve düşüklere neden olabilen idrar yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde de önemli etkendir. Yeterli su içildiğinde idrar seyrelerek enfeksiyonun oluşma ihtimali azalır. Sağlıklı bir gebelik için günde en az 8–10 bardak su içilmelidir. Hareketli yaşantısı olan gebelerde bu miktar daha da artmaktadır. Gebelikte meyve suları önerilen sıvılardandır. Ancak bunların fazla kalori içerdiği unutulmamalıdır. Su hiç kalori içermeyen nadir maddelerden biridir. Kahve, çay, kola gibi kafein içeren maddeler idrar söktürücü özelliklerden dolayı fazla idrara çıkılmasına ve sonuçta su kaybedilmesine neden olduğundan gebelikte az tüketilmesi önerilmektedir. Kola gibi gazlı içecekler gebelikte hiç içilmemelidir.

Yeterli su alımı için;
 Su içmek için susamak beklenilmemelidir.
 Her öğünde mutlaka su içilmelidir.
 Sabah kalktıktan sonra belli aralıklarla su içilmelidir.
 Yatmadan önce mutlaka bir bardak su içme alışkanlığı kazanılmalıdır.
 Abur cubur yemek yerine su içilmelidir. Gazete okurken ya da televizyon seyrederken su içme alışkanlığı edinilmelidir.
 Su içmede zorlanılıyorsa içine 1–2 damla limon veya portakal suyu damlatılarak tatlandırılabilir.

Gebelikte En Zararlı Besinler Tatlı ve şekerleme
 Şekerli marmelatlar
 Gazlı ve şekerli içecekler(kola, gazoz vb.)
 Aperatifler
 Kızartmalar
 Çok fazla kahve ve/veya çay
 İki kişilik yemek

Gebelikte En Yararlı Besinler Süt, yoğurt, peynir, kalsiyum, protein
 Yeşil yapraklı sebzeler ( C vitamini, lif, folik asit)
 Yağsız kırmızı et (protein, demir)
 Tavuk eti (protein, demir)
 Sardalya (kalsiyum, demir, protein)
 kepekli ekmek (protein, lif, folik asit)

Gebe beslenmesinde dikkat edilecek noktalar Sık sık, az az yenmeli
 Sindirimi güç gıdalardan sakınmalı
 Bol su içilmeli
 Posalı gıdalar alınmalı
 Hazır gıda ve içeceklerden kaçınmalı
 Fazla tuzlu, baharatlı, şekerli, yağlı hamurlu yiyecekler yenmemeli
 Günlük ekmek miktarı 3 orta dilimi geçmemeli
 D vitamini ihtiyacı için güneş ışığından yararlanılmalı
 Uzun süre aç kalınmamalı
 Sağlık personelinin vereceği kan ve vitamin hapları düzenli kullanılmalı
 Gebelik boyunca 9–12 kilodan fazla kilo alınmamalı
 Çoğul gebeliklerde ( tekil gebelikte toplam 2500 kalori) annenin besin ihtiyacı, tekil gebeliklere göre 300 kalori/gün daha fazladır.

Gebelik günlük yaşantıda birçok değişiklik yapmayı gerektirir. Bu değişikliklerin en belirgin ve en önemli olanı beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerdir. Gebelik öncesinde sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanılmış olsa bile gebelikte beslenmeye ayrıca özen gösterilmelidir.
 Gebelikte alınan yağ miktarının az olmasına dikkat etmekle birlikte özellikle gebeliğin son ayında bebeğin yağ dokularının sağlıklı oluşması için yağ miktarını artırmakta yarar vardır.
 Gebelik ve emziklilikte enerji ihtiyacı artmaktadır. Gebelikte 150-300kalori, emziklilikte 600 kalori fazladan enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır.
 Günlük menüde çeşitli besin tüketmeye özen gösterilmelidir.Bu çeşitlilik annenin ve bebeğin sağlıklı olması için önemlidir.
 Bol su alımı erken doğum riskini azaltır. Cilt güzelliği ve elastikiyeti için son derece önemlidir. Kabızlık veya ödem gibi sorunları azaltır. Günde 8-10 bardak su içilmelidir.
 Yiyeceklerin taze olarak tüketilmesi, konserve ve işlenmiş yiyeceklerden uzak durulmalısı gerekmektedir.
 Gebelikte bulantı ya da mide yanması varsa az ama sık öğünler alınmalıdır. Bu şekil beslenme kan şekerinin belirli bir aralıkta olmasını sağlar.
 Gebelikte dokturun önerdiği oranda kilo alınmalıdır. Besin alımında tuz da dahil herhangi bir besin maddesinin alımının kısıtlanmasında mutlaka doktora danışılmalıdır. Rejim yapılmamalıdır.
 Vitaminleri doktor tavsiyesine göre ve besinleri tüketilerek alınmalıdır.
 Beslenmede aburcuburlardan uzak durulmalıdır.
 Anemi, çoğul gebelik, erken yaşta gebelik, şeker hastalığı gibi sorunlarda doktora danışılarak gerekiyorsa özel duruma yönelik beslenme programı uygulanabilir.



Kaynak; megep ALTUĞ Rüçhan; Bebeklerde ve Çocuklarda Beslenme,Bilge Kültür Sanat,İstanbul,2004.BAYSAL Ayşe; Beslenme,Hatiboğlu Yayınevi,Ankara,1997. BULDUK Sıdıka; Hastalıklarda Beslenme,Ya-Pa Yayınları,İstanbul,2003.BULDUK Sıdıka; Özel durumlarda beslenme, Ya-Pa Yayınları,İstanbul,2002.DARICA Nilüfer; Etkinlik Örnekleri,Bem Koza,Ankara,2002. DARICA Nilüfer; Etkinlik Dünyası,Morpa,İstanbul,2004.GİRGİN Günseli; Gürşimşek ,Işık;Oyunlarla Kavram Eğitimi Etkinlik Örnekleri Anı Yayıncılık ,Ankara,2005.ŞANLIER Nevin ;Beslenme Prensipleri,Morpa,İstanbul,2005.
Bumerang - Yazarkafe