Her "Bebek" doğduğunda bir "Anne" doğar.

Bu Blogda Ara

Bloga Üye Ol

Beylikdüzü Mekanları

Işığını Takip Edenler

Beylikdüzü Anaokulu

Bumerang - Yazarkafe

Ekim 01, 2012

Deniz'e kavuşan Nehir



Aslında gebelikte 37. hafta başlığı taşıması gereken bu yazı, fındık prensesin aceleci davranması sebebiyle bu başlığı taşıyor. Evet, kızımız beklenenden tam bir ay önce geldi, 35. haftasında, gebelik öykümüzü aratmayacak kadar stresli bir doğum öyküsüyle hem de.  Her yaşadığımız aksiyonda umarım bu son heyecanımız olur diyorduk ancak kızımızın bize hazırladığı sürprizler bir türlü bitmedi. Doğum da bu sürprizlerin en büyüğü ve en şatafatlısı oldu.

8 Eylül 2012
Son haftada yaşadığım bel ağrısı ve yorgunluk tavan yapmış durumdayken bir de idrar kaçırma mı su gelmesi mi olduğunu anlayamadığım şeyler yaşıyorum o gün. Akşama dek idare ediyorum ancak tam yatmak üzere hazırlandığım sırada bahsettiğim sıvı kaçağı artıyor ve Dilek Hanım'ı arıyorum. Ulaşamayınca uyumaya ve devamını beklemeye karar veriyorum. Elbet sancı başlayacak eğer yaşadığım şey su gelmesi ise... 

Yarım saat sonra, telefonunda çağrımı gören Dilek Hanım geri dönüyor ve durumu anlatmam üzerine kasılmaları saymamı söylüyor. Uyuyan oğlumu ve eşimi uyandırmamaya çalışarak mutfaktaki küçük masada oturup cep telefonumun sayacıyla kasılmaların sıklığını ve süresini sayıyorum ve şaşırıyorum zira 3 dakikada bir 10-12 saniye süren düzenli kasılmalarım var ve yeni fark ediyorum. 

Dilek Hanım hemen hastaneye gitmemi ve NSTye bağlanmamı söylüyor, apar topar evden çıkıyoruz. Hastanede gerekli kontroller yapılıyor. Kasılmalar başlamış ancak açılma yok ve bebeğin suyu iyi durumda. Kızım daha 35 haftalık, çok küçük diye ağlıyorum bir yandan diğer yandan Dilek Hanım'la konuşan hemşireyi dinlemeye çalışıyorum. Neyse ki Dilek Hanım da benimle aynı fikirde, kasılmaları durdurmak için serum takılmasını ve sonra evime yollanmamı söylüyor hemşireye. Serum takılıyor, NST de kasılmalar görünmeyince eve gönderiliyorum.

9 Eylül 2012
Sabaha karşı hastaneden çıkınca ertesi gün geç saatte ve çok zor uyanıyorum. Karnımda berbat bir ağrı var, canım yataktan çıkmak istemiyor ancak Ada ile ilgilenmem gerekiyor ve zorla kalkıyorum, kanama başladığını görünce Dilek Hanım'ı arıyorum. Ertesi gün zaten muayene randevum olduğu için o günü güzelce dinlenerek geçirmemi, kesinlikle strese girmememi ve bebeğin hareketlerine çok dikkat etmemi söylüyor. O günü mümkün olduğunca sakin olmaya (ne yazık ki çok mümkün olamıyor) ve dinlenmeye çalışarak ama çok zor geçiriyorum.

10 Eylül 2012
Dilek Hanım muayenede 4 cm açılmam olduğunu ve dünkü kanamanın nişan olduğunu söylüyor. Tekrar NST için hastaneye yönlendiriyor ve bebeğin kalp atışlarının düzensiz olduğunu öğreniyoruz. O andan itibaren dünya duruyor benim için. 8 aydır her türlü zorluğu atlatmışken, güçlü olmaya ve kızıma kavuşacağım güne odaklanmaya çalışmışken, kalp atışlarının zayıfladığını öğrenmek dünyamı başıma yıkıyor. Eşime, hemşirelere, Dilek Hanım'a yalvarmaya başlıyorum, "ne olur beni uyutun, sonra da sezaryen yapın, çok yoruldum, dayanacak gücüm kalmadı..." Dilek Hanım her şeyin yolunda gideceğine ikna ediyor beni her zamanki sevecen ve sabırlı ses tonuyla. "Kızın en geç iki gün içinde gelecek, sorun çıkmayacak, doğum kendiliğinden ve güzel bir şekilde ilerliyor, sakın kendini bırakma" diye telkinlerde bulunarak mümkünse o gece karşıya geçmememizi, kasılmalara ve bebeğin hareketlerine dikkat ederek doğumu beklememizi söyleyerek bizi tekrar eve gönderiyor. Son NSTde Deniz'in kalp atışları düzenli göründüğü halde benim kalbim atmıyormuş gibi geliyor bana. Sabaha karşı sancılarım başlıyor ve yeniden hastaneye gidiyoruz. NST de sancılar düzenli, açılma 5 cm.

11 Eylül 2012
8 cm açılmaya kadar tamamen müdahalesiz gidiyoruz, sancılar dayanamayacağım kadar değil, Dilek Hanım, kayın validem, eşim ve oğlum odamda, sohbet ediyoruz. Dilek Hanım'ın gözü NST cihazında, bir an yüzünün değiştiğini fark ediyorum. Kalp atışlarında sorun olduğunu söylüyor ve açılmayı hızlandırmak için suni sancı takılıyor. Bu arada bana oksijen bağlanıyor ve sezaryen odası hazırlanıyor. Oda içinde panik artmaya başladıkça ben kontrolümü kaybediyorum. Oda etrafımda dönmeye başlıyor. Dilek Hanım ve ebe Aysel Hanım sürekli her şeyin yolunda gideceğini ve kızıma bir saat içinde kavuşacağımı söylüyorlar ancak birbirleriyle konuşmaları pek iç açıcı değil. 

"Bebeği kaybedebiliriz" cümlesini duyduğum anda ipler kopuyor. Sonrasını pek hatırlamıyorum, ameliyathane ile konuşuluyor, hemşireler koşturuyor, sürekli iğneler yapılıyor, serum şişeme ilaçlar ekleniyor, doğum masasında ağlayıp duruyorum ilginçtir ki aklımda sadece Ada var. Ya bana bir şey olursa. Ya bana bir şey oluyorsa. Tek düşündüğüm Ada'nın çok küçük olduğu ve bana ihtiyacı olduğu. Yalvarıp duruyorum "Dilek Hanım ne olur bana bir şey olmasına izin vermeyin" Aysel Hemşire bir ara kulağıma eğiliyor ve "Nehir birazdan bitecek kızım, bana güven ve hadi dediğim an kuvvetlice it" diyor, dediğini yapıyorum ve çığlıklar duyuyorum sonra. Benim mi, Aysel Hemşirenin mi, Dilek Hanımın mı olduğunu bilmiyorum çığlıkların ve Deniz'in sesi. Kızım ağlıyor. 

Kızım. Deniz'im doğdu.

Karnımda sıcaklığını hissediyorum, odadaki herkes ağlıyor. Kızımı karnıma yatırıyorlar bana bakıyor ve ağlıyor. Bunun olduğuna inanamıyorum.

11 Eylül 2012 saat 12:40
Anne ikinci kez doğuyor...




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Fikrinizi paylaşın