26 Ocak 2013 Cumartesi

Vaktin yetmiyorsa ikinciyi yap

STET'in gönüllü psikologu Nilüfer Karataş ile konuşuyorduk bir gün, vaktin hiç birşeye nasıl yetmediğinden, Ada'nın bütün vaktimi aldığından yakınıyordum... Nilüfer Hanım da gayet sakin bir şekilde gülümseyerek "ikinciyi yap" demişti, dalga geçtiğini düşünüp kahkaha atmış sonra da "tabi canım sonra huni kafaya" demiştim ben de...

Sanırım tam bir yıl önceydi bu.

Sonra Deniz kızım bize sürpriz yapmaya karar verdi. Hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren içimi kaplayan korkuyu tarif etmeme imkan yok! Nasıl yetişeceğim, nasıl başaracağım, ikisine birden nasıl yeteceğim.Ya hayatım? Bitti mi!

Tek çocukluyken iki çocuklulara bakıp şaşırıyorsun; sana bir süperkahramanmış gibi görünüyorlar. O anki durumuna, hayatının nasıl dolu olduğuna, zamanı nasıl yetiremediğine kanıp, ikinci çocuk fikri karşısında dehşete düşüyorsun...

Bende de aynen bu oldu.

Hepsi boşunaymış!

İlk günler biraz bocaladım. Biraz da kendime telkin ettiğim "asla yapamayacağım" cümlesinin esiri olduğumdan sanırım. Oysa şimdilerde iki çocukla daha planlı programlı yaşayabildiğimi fark ettim. Ev işleri tıkır tıkır yapılıyor, yemekler pişiyor, gezmelere gidiliyor, aktiviteler yapılıyor... Her şey oluyor yani. Benim gibi ajanda insanları için vakit demek herşey demek olduğundan, Ada'nın doğumunun ertesinde yaşadığım bunalımlı günleri iki çocukluyken hiç yaşamıyorum üstelik. Her gün işleri yapabilmenin daha pratik bir yolunu keşfedip daha da bol vakte sahip olabiliyorum hatta. Kendi kendime buna şaşırırken, aklıma üniversitedeki bir seminerde zaman yönetimiyle ilgili anlatılan bir öykü geldi;

Profesör sınıfa girip karşısında duran, dünyanın dört bir tarafından gelmiş en seçkin öğrencilerine kısa bir sure baktıktan sonra; Bu gün zaman yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız. Dedi. Kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarıp ardından yumruk büyüklüğünde taşları alıp büyük bir dikkatle taşları kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha fazla taş almayacağından emin olduktan sonra öğrencilere döndü ve bu kavanoz doldu mu? Diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan doldu diye cevapladılar.

Profesör öyle mi? Dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilere dönerek bir kez daha bu kavanoz doldu mu? Diye sordu. Bir öğrenci dolmadı herhalde diye cevap verdi. Doğru dedi.

Profesör yine kürsünün altına eğilip bu defa bir kova kum çıkarttı ve kumu kavanoza boşaltarak taşların ve mıcırların arasına yerleşmesini sağladı. Tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sordu öğrenciler, hep bir ağızdan: Hayır! Diye cevapladılar. Güzel dedi ve bu defa bir sürahi su alarak kavanoza boşalttı. Sonra öğrencilere dönerek: Bu deneyin amacı ne olabilir? Diye sordu. Uyanık öğrencilerden biri: zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün aslında ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır. Diye yanıtladı.

Öykü bu kadar değil aslında; ama bu kısmı benim için yeterli gelmişti... Hala da öyle geliyor. Durum tamamen o taşları 24 saatin içine yerleştirmekten ibaret ve ne kadar az yer kalırsa o kadar dikkatli davranıyorsun zaman konusunda.





Bumerang - Yazarkafe