19 Şubat 2013 Salı

Yeni Nesil Neden Böyle Oldu?

Çocuğunun hiperaktif olduğunu düşünmeyen anne neredeyse kalmadı. "Enerjisini atsın" diyerek parka, bahçeye çıkartılan, yetmeyip spor merkezlerine yazdırılan çocukların sayısı arttıkça biz anneler de "ne oldu da bu çocuklar böyle oldu" diye düşünüp duruyoruz...

"Çok oyuncak aldık, ondan dikkati dağınık."
"Her istediği oluyor, ondan bu kadar yaramaz."
"Evde dört duvar arasında bunalıyor, ondan bu kadar hareketli..."

Bu açıklamaları kendinize ya da başkalarına kaç kez yaptığınızı saydınız mı?

Peki olay tamamen psikolojik mi?
Peki biyolojik olma ihtimali olabilir mi?

Kız ek gıdaya geçecek önümüzdeki ay malum, ne yedireceğim, nasıl yedireceğim, oğlanın zamanında iyi kötü organiklere güvendik yedirdik, sonradan onların da organik olmadığı ortaya çıktı. İyice kafamız karıştı derken; neyin içinde ne var, o içindeki ne anlama geliyor, nedir ne değildir araştırmaya başladım... Araştırdıkça amacımla alakası olmayan bir sonuca doğru ilerledim sonra da... Çocukların huyu suyu yeyip içtiklerinden dolayı değişmiş meğer... Nasıl mı?

İşte böyle;

Tartrazine (E102) diye bir katkı maddesi var; şeker, çikolata vesair zararlı bildiğimiz ürünler içinde değil hem de, dondurma ve balık köftelerinde kullanılıyor genellikle ve bu katkı maddesinin hem yalnız başına hem de başka katkı maddeleriyle kombinasyonlarında çocuklarda huysuzluk, hiperaktivite gibi sonuçlara yol açtığı ortaya çıkmış. Sentetik bir azo boyası olan tartrazine çocuklardaki ADHD sendromu (Hiperaktivite) ve astım benzeri belirtiler gösteren alerjik reaksiyonlara kaynak olarak gösteriliyor.

Tartrazine aslında tekstil ve kağıt boyası ancak gıda boyası olarak da kullanılıyormuş... Özellikle "Sarı Renkli" ürünler alırken içindekiler kısmına daha dikkatlı bakmak gerekiyor tartrazine ya da E102 barındırıp barındırmadığını anlamak için.

Bunun dışında çocuklar üzerinde direkt olarak zararlı etkileri olduğu bilinen diğer maddeler;

Ponceau 4R(E124) EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) tarafından kullanımın izin verilmiş, yalnız izin verilen miktar günlük kullanım için 0,4 mg/kg (vücut ağırlığı). Zararsız değil, belirsiz olarak geçiyor rapordaki güvenilirliği yalnız aynı raporda çocuklar üzerindeki etkisi için dikkatbozukluğu ve hiperaktivite verileri için "anlamlı" ibaresi bulunuyor. Hazır içeceklerde, şekerleme ve dondurmalarda, hazır çorbalarda, hazır balıklarda, tuzlu fıstıkta, reçellerde... daha pek çok şeyde mevcut.

Sunset Yellow (E110) Portakal rengi sentetik azo boyası olan bu katkı maddesi, asprin intoleransı olan kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor, kusma, ishal, kurdeşen gibi yan etkileri var ve küçük çocuklarda hiperaktivite ile bağlantılı bulunduğu çeşitli raporlarda yer alıyor.

Carmoisine (E122) Reçeller, yoğurtlar ve bunlar dışında bir çok kırmızı renkli gıdanın renklendirilmesinde kullanılan carmosine için; Hiperaktif Çocuklar Destek Grubu (Hyperactive Children's Support Group ) diyet listesinden çıkartılmalıdır önerisi var.

Quinoline Yellow (E104) EFSA onaylı başka bir katkı maddesi olan sarı gıda boyasının da, yine Hiperaktif çocukların diyet listesinde olmaması öneriliyor. EFSA tarafından önerilen günlük kullanım miktarı 10 mg/kg (vücut ağırlığı)

Allura Red AC(E129) Kırmızı azo boyası olan bu katkı maddesinin de yine yalnız başına ya da diğer katkı maddeleriyle birleşiminde çocuklardaki dikkat bozukluğu ve hiperaktiviteyle ilişkilendirildiği rapor edilmiş.

Bunları okuduktan sonra markette bir çok ürünün içindekiler kısmını inceledim. Fakat katkı maddelerinin kod numaralarını göremedim. Ancak bir iki üründe katkı maddelerinin isim olarak yazıldığını fark ettim. Sanırım kod numaralarına karşı oluşan hassasiyetten sonra böyle bir çözüm buldu firmalar.

Gıda Kodeksine uygun ibaresi, ürün içinde katkı maddesi olmadığı anlamına da gelmiyor ayrıca; zira daha önce de belirttiğim gibi EFSA tarafından kullanımı onaylı bu maddelerin. Ancak günlük kullanım dozajları da belirtilmiş aynı raporlarda ve bir çoğunda bu dozun aşımı halinde karşılaşılabilecek sıkıntılar epeyce ağır tablolar halinde listelenmiş.

Gıda sektöründe tatlandırıcı-koruyucu-aroma verici yaklaşık 6.000 katkı maddesi var. Tamamının zararlı olmadığı yalnızca aralarında zararlı olanların da olduğu şeklinde iddialar olsa da, bu araştırmaların pek çoğu sınırlı tüketim dozajına izin verir şekilde sonuçlanmış ve hiç birinde "kokteyl etkisi" araştırılmamış. Hangi katkı maddesinin hangisiyle birlikte kullanımının ne kadar zararlı olabileceğine dair nadir araştırmalar var ve bunlar da genellikle yalnız başlarına verdikleri zararlardan çok daha kötü neticelerinin olduğu şeklinde sonuçlanmış. Örneğin sodyum sülfit(E221) ile benzoik asit(E210) karıştırıldığında yalnızken verdikleri zararın çok daha fazlasını veriyor.

"Peki ne yiyeceğiz, çocuklarımıza ne yedireceğiz?" "Neyin zararlı olduğunu nerden anlayacağız?" diye düşünüyorsanız yalnızca "raf ömrü" kıstasıyla bile pek çok katkı maddesinden kaçınabilirsiniz. Evde yaptığınız yoğurt üç günde ekşirken bakkaldan aldığınız yoğurt 15 gün dolapta taş gibi duruyorsa elbet vardır bir sebebi...

Katkı maddelerinin listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca okuduğum bir yazıdan da, paket üzerindeki ibarelere pek itibar etmemem gerektiğini anladım-ki zaten doktorumuz Murat Bey de bu konuda uyarmıştı daha önce bizi.

Bahsettiğim makaleden bir kaç bölüm aktaracağım;

 
Ürünün içindekiler kısmına bakıyorsun, “yenilebilir jelâtin” yazıyor. Bir de yanında “Ürünlerimizde domuz yağı ve domuzdan elde edilen hiçbir katkı maddesi yoktur”ibaresi gözümüze sokarcasına not ediliyor. Oysa Türkiye’de 1 gr bile jelâtin üretilmez. DTM verilerine göre; Türkiye jelâtini 16’sı batılı, toplam 17 ülkeden ithal ediyor. Dünyada jelâtinin yüzde 70’i domuz derisinden üretilir. Geriye kalan yüzde 30’un ise helâl kesim olduğunun hiçbir garantisi zaten yok. Okumaya devam ediyorsunuz ve üründe “mono digliserit” içeriğini görüyorsunuz. Ne garip ki, çoğu kez buda domuzdan elde edilir...
Bazı ekmek yapımında İngilizce kısaltıcı anlamında “shortening/yağ” ifadesini görürüz. Unlu mâmullerde dünya gıda literatürüne de bu isimle geçen ‘shortening/unlu mâmul yağları’ kullanılır. Bununda en ucuzu ve yaygın olanı, “domuz iç yağı ve kuyruk yağı”(lard) olanıdır. Ekmek satışları çoğunlukla etiketsiz olduğu için, alırken kimse en çok tüketilen gıda maddesinin içeriğini zaten öğrenemez…
 
Margarin yerine “hidrojenize bitkisel yağ”, dikkat ishal olabilirsiniz yerine “laksatif etki” yazılmalı ki, gönül rahatlığıyla alıp tüketelim.
 
Fenilalanin vücut için gereklidir. Bu ihtiyaç, proteinli gıdalardan sağlanır. Ancak endüstriyel ürünlerle alınan fenilalanin, -bir amino asidin metobolize edilemeyerek- kanda ve diğer vücut sıvılarında artarak çocuğun gelişmekte olan beynini harap edip, Türkiye’de yaygın görülen ileri derecede zeka özürlü (fenilketonüri) olmasına neden olduğu iddia edilir. Bu soruna ise, çoğunluğu -son günlerin en tartışmalı ürünü olan-mısırdan elde edilen früktoz, glikoz gibi şekerler ile aspartam, sakkarin gibi tatlandırıcıların yol açtığı belirtiliyor. Bu tatlandırıcıları içeren ürünlerin kullanıldığı endüstriyel gıdalarda ‘fenilalanin içerir’uyarısı yer alır. Peki, ürünlerin ambalajında ‘fenilalanin içerir’ yerine; ‘şişmanlığa, diyabete, kansere neden olabilir’ denilse, alır mıydınız? Siz almazsanız kapitalist endüstri bunu kime satardı? Ekonomik istikrar bozulacağına, sizin sağlığınız bozulsa kıyamet mi kopar? Bir iki cazgırlık yapıp, susarsınız nasılsa…
 
Şeker hastasısınız ve doktorunuz reçetenize tatlandırıcı yazdı. Baktınız ki aspartam, sakkarin veya bir benzeriymiş… Oysa aspartam; yüzde 40 oranında sinirsel bir uyarıcı olan aspartik asit, yüzde 50 oranında beyin için zararlı fenilalanin ve yüzde 10 oranında da metil alkol içerir. Evet, yanlış duymadınız, metil alkol yani kanserojen ispirto... Bu üründe de, “alkol içermez yazıyor”du değil mi?
 
Güya ülkemizde, bebeklerin ürünlerine GDO’lu ürün eklemek yasak(!) ya… Ama bir bakın, Bebe… diye devam eden markanın -6 aylık bebekler için gerekli- diye pazarladığı gereksiz bebek ürününün etiketinde “modifiye mısır nişastası” yazıyor. Sadece onda mı? Ketçaplar, soslar, çorbalar, çikolatalar vs’lerde de rastlıyoruz aynı ifadeye… Peki, “modifiye” ne demek? ‘Yok canım değildir!’ Tam da tahmin ettiğiniz gibi, yani GDO’lu demek.
 
Süt, UHT ve pastörize edildiğinde, sindirim ve emilmesi gerekli olan laktaz, galaktaz, fosfataz gibi bazı faydalı enzimlerin yok olmasına neden olur. Pastörize ve UHT sütü sindirebilmek için zorlanan pankreasın kanser/hasar görmesine rağmen, hâlâ birileri bu ürünleri önerir. “Normal süt”ü ise “sokak sütü” olarak küçümser…
 
Neredeyse her üründe “doğala özdeş aroma”ifadesini görürüz. Kimisi ise “Yapay aroma içermez, doğala özdeş aroma” gibi ifadeler koyuyor. Demek ki yapay yani kimyasal aromada kullanılıyormuş… Peki “doğala özdeş aroma” ne demek? Mesela ürün çilek, fındık, kayısı, şeftali vs aromalarından birini içersin ve üzerinde de “doğala özdeş aroma” yazsın… Peki bu özdeş aroma yanında ifade edildiği gibi doğal mı?

Bir üründen aroma elde etmek her zaman ekonomik olmadığı gibi çok da pahalı olabilir. Ama aromanın, illaki adı geçen meyveden olması gerekmiyor. Bakteri, mantar gibi organizmalar, devasa tanklarda fermante edilip, ‘özdeş aroma’ elde edilir… Fizyoterapist Oğuzhan Söylemez’e göre; bu şekilde 1 kilo özdeş şeftali aroması elde etmek, hem 20 kat daha ucuz, hem de tadı daha keskin...
 
İşte doğala özdeş denilen meyve aromalarından bazılarının kaynağı:
Sporobolomyces odorus/mantardan doğala özdeş şeftali aroması,
Trichoderma viride/yermantarından doğala özdeş Hindistancevizi aroması,
Trametes odorata/ağaç mantarından doğala özdeş bal aroması,
Bacilus subtilis ve Corynebacterium glutamicum/mikroptan doğala özdeş fındık aroması.

Aslında hazır gıdadan kaçmak pekala mümkün. Paketli ve uzun ömürlü hiçbir şeyi satın almamakla işe başlayabilirsiniz...
 


Bumerang - Yazarkafe