18 Ocak 2012 Çarşamba

Kendi yarattığın sorunun çözümü olamamak

"Besle/uyut büyüsün" döneminin geride kalmış olması çocuklar açısından çok sevindirici bir durum, artık anne karnından itibaren "birey" sayılıyorlar; gerekli sevgiyi, saygıyı daha fasülye kadarken almaya başlıyorlar, bu muhteşem bir şey de; bir de işin başka bir boyutu var; anne açısından hayat gittikçe zorlaşıyor...

Vücudundan BetaHcg hormonunun sinyal verdiğini fark ettiği andan itibaren; bir daha asla hayatı eskisi gibi olmuyor annenin; o güne kadar ağzına sokmadığı yeşilliklerle beslenmeye başlıyor birden bire, yediği içtiği herşeyin içeriğine dikkat etmeye başlıyor, daha sakin bir ruh haline bürünebilmek için elinden geleni yapıyor, daha düzenli ve daha sağlıklı yaşamaya başlıyor; "bebeği için" yaşamaya; henüz bebek değil "embriyo" olduğu zamanlarda başlıyor...

Sonra beklenen an geliyor; onun için hazırlanmış bir eve, onun için hazırlanmış bir aileye teşrif ediyor bebek. 

"Besle, uyut, büyüt" döneminden kalma büyükannelerle girilen savaşlar, gelişimi için takip edilen oyunlar, oyuncaklar (bknz:bir çocuk gelişim müzesi olarak arka balkon), o zamana kadar eve girmemiş envai çeşit sebze-meyve ile yapılan püre denemeleri (iyy bu ne biçim şey bunu yedirmem çocuğuma diyen babayla kavga), daha ba-ba diyemiyorken kütüphanesinin dolmaya başlaması (koş bey bizim oğlan entel oldu) ondan bebek diye bahsedenlere çemkirme (onun bi ismi var tamam mııığğ), ısrarla onun bir "birey" olduğuna çevreyi-hatta bebeği de- ikna etmeye çalışma çabası (altına yapan birey mi olur be), sosyal yaşam içinde "arkadaşça" onunla paylaşmaya çalışılan zamanlar; (evet anne bir bireyim ama bu tuzu bu tabağa boşaltmaya bayılıyorum), kalori cetvelleri, zeka geliştiren oyuncaklar, çocuk psikolojisi, çocuk gelişimi, bilişsel gelişimi, fiziksel gelişimi................

Sonuç; yorgun ve zavallı bir anne...

Kendi yarattığı sorunlar içinde; çözüm bulamadan debelenip duran bir anne. 


Geleneksel büyütülmüş, modern büyütmeye çalışan bu sebeple de sürekli "ya hata yapıyorsam" korkusu yaşayan bir anne...


Kimseye güvenemediği için; kendine nefes alacak beş dakika bile ayıramayan, bebeğinden ayrılamayan, "bağımlı" bir anne...

Çocuğun gelişimi için mutlak dendiğinden gönlü aslında hiç de elvermeden kreşe başlattığı bebeğinin güle oynaya arkasına bile bakmadan (oğlum bi öpeydim de öyle gideydin) sınıfa koşmasından sonra dünyası kararan bir anne... 

Birey olarak yetiştirmeye çalıştığı evladı "birey" olunca kendisinden kopuyor diye hayatı kayan bir anne...

Yorgunluktan, sinirleri harap olmuş ve durmadan "ben bu işi neden beceremiyorum" diye ağlayan bir anne..


Buyrun benim!

Gelelim "hocanın dediğini yap, yaptığını yapma" kısmına...


(itiraf)
Evde çocuğa "büyük" gibi davranılması; özgüven patlamasıyla sonuçlanıyor; "gerçek hayata uyum süreci"ni zorlaştırıyor bu da çocuğun... zira okulda kimse ona "evin büyük oğlu" gibi davranmıyor. Bakınız bizim oğlan; okuldaki kuralları reddediyor zira onların kendisini de kapsadığını farkında değil.  Kitap okuma saatinde tüm çocuklar minderlere oturmalıdır kuralı sadece "tüm çocukları" kapsıyor; onunla ilgisi yok, o öğretmene yardımcı olmak için arkadaşlarının oturmasını sağlıyor fakat kendisi "nereyi seçerse" orada oturuyor... Zira "seçme" hakkı anne karnındayken verilmiş paşaya...

Bu iyi midir kötü müdür tartışılır... Benim bir şikayetim yok, ancak onun zorlandığını görüyorum...  Sınır koyulamamış bir çocuk diyorlar bizim oğlana; sınır mı ne sınırı diyorum ben de... (anasına çektiyse suç onda mı)

Küçük kara balık yetiştirmek isteyenler için; makul bir yol çocuğa kendi seçimlerine göre yaşama hakkı vermek... Küçükken kuzu olsun büyükken kurt olsun kafasındaki insanlar için zor çocuk demek bu... 


Eğer evladınızı böyle yetiştirecekseniz; "problem çocuk" yaftasına hazır olun ve hazır edin...  


Sınır koymak zorsa; sınır koymamak daha zor...

Eğer bunun sizi ne kadar yoracağını kestiremiyorsanız; şu kadarını söyleyeyim ki; ben iki erkekle evlenmişim gibi hissediyorum bazen!



Bumerang - Yazarkafe